Ah babam sağ olsaydı

B. Ali KAVALCI

Evladın babasının ardından yazı yazması ne kadar zormuş...
Mübarek muharrem ayı içerisinde, Cuma gecesi hakkın rahmetine kavuşan merhum babamın vefatı ile ailece üzüntüye boğulduk ve boynumuz bükük kaldı.
Merhum babam geride iki eş, on iki evlat ve yüzlerce torun bırakarak bakı olan yere göçtü.
İnşallah geride kalan bu kalabalık nesli, onun kabir ve ahiret hayatına yarayacak işler ve hizmetler yaparak hep dualar ve hayırlar gönderecektir.
Peygamber efendimiz (s.a.v) “Hiçbir baba evladına güzel terbiye ve ahlaktan daha değerli bir hediye veremez” buyurmuştur.

Çok kalabalık bir aile olmamıza rağmen, babam yaşadığı ömür süresince de bizlere hep nasihatte bulunur, herkesle iyi geçinmemizi, hiç haram yemememizi, herkese iyilik yapmamızı, İslamiyet’i yaşamamızı, çocuklarımıza da öğreterek yaşatmamızı, ülkemizi çok severek, ülkemiz ve ailemiz için çok çalışmamızı, çocuklarımıza iyi eğitim vermemizi, kanunlara uymamızı, günah işlemememizi, zekâtları çok iyi hesaplayıp vermemizi tembih ederdi.
Kendisi çok cömert olduğu için, ikram etmemizi ve gittiğimiz her yere mutlaka bir şey getirmemizi, asla boş gitmememizi, hediye getirmemizi nasihat ederdi.
Osmanlı adamıydı, sert mizaçlı olarak tanınırdı, derin tarih bilgisi vardı. Hafif meşrepli insanlardan hoşlanmazdı. Ülkemiz ve dünya ile ilgili her konuda derin bilgiye sahipti. Okul arkadaşları derslerine çok çalışkan olduğu, matematikte kafasının çok çalıştığını, kendisinden kopya çektiklerini söylerlerdi.
Bizler babamıza hiç ası olmadık. Yüce Dinimizde “Anneye, babaya itaat yardana itaattir” buyrulmaktadır.
Rahmetli babam bir yıldır geçirmiş olduğu mide rahatsızlığından dolayı tedavi görüyordu.
6 aydır yatakta tedavi görüyordu.
Rahatsızlığı önemliydi.
Kendisi de hastalığının önemini biliyor ve zamana zaman çok acılar çekiyordu. Fakat bu acılar boyunca hiç isyan ettiğine şahit olmadık.
Son nefesine kadar tüm ağrılarına rağmen şükretti, dua etti, zikir etti, istiğfar etti, ziyaretine gelen herkesten helallik aldı, helâlık verdi.
Namaza çok düşkündü, namaz konusunda hiçbir gevşekliğe fırsat vermezdi.
Rahmetli babam yaşadığı mahallemiz evimiz ve camimiz arası 1 kilometre olmasına rağmen, son 15 yıldır namazlarını hep camimizde cemaatle kıldı. Doğru olsa bile hiç yemin etmezdi, yemin edene üzülürdü. Bize yanlış veya doğru asla yemin etmeyin derdi. İki yüzlülükten nefret ederdi, insanların çekiştirildiği yerden hemen kalkardı. Bu nedenle biraz sert mizaçlı olarak bilinirdi. Hiç kimseye haset etmez, “Kimseyi kıskanmayın, çok çalışın helalinden kazanın devlete ve millete faydalı olun” derdi.
Peygamber efendimiz (s.a.v) üç kişinin duası muhakkak kabul edilir buyurmaktadır. Mazlumun, misafirin, anne ve babanın. Rahmetli babam bana devamlı evlatlarımın hepsine dua ediyorum, fakat en çoğunu sana ediyorum derdi.
Birçoklarını babası gibi, bizim de babamız bir anda rahatsız oldu, kısa zamanda mum gibi söndü. O nedenle önce kendime ve sonra tüm insanlara sesleniyorum “Bu dünya kimse ile uğraşmaya değmez”
Ana ve babanın evlat üzerinde hakları çoktur.
Vefat edince yerleri ve acıları daha da çok hissedilen, dünyaya gelmemize vesile olan bu iki değerimizin kıymetini hayatta iken bilelim ve dualarını mutlaka alalım.
Babam bana derdi ki, “Anne, baba duası alanın sırtı yere gelmez, işte sen bunlardan birisisin”
Allah hacı Hilmi babamıza ve tüm babaları rahmetlik olmuş Müslümanlara gani gani rahmet etsin. Sonsuz rahmet ve mağfireti ile mükâfatlandırsın. Bizlere de ölümden ibret almayı nasip etsin.
Babam vasiyetinde mahalle camisinde cenaze namazının kılınmasını, hiç bekletilmemesini bizlere tembih etmişti.
Bu vasiyeti üzerine bizler de cenazesini Yapraklar Mahallesi camisinde kılıp, oradaki rahmetli babası ve annesinin yanında defnettik.
Bu kederli günümüzde, sağanak yağmur altında, soğuk bir havada kilometrelerce uzaktan kalkıp gelen, çeşitli makam ve mevki ve unvana sahip yöneticilerimize, atanmışlarımıza, seçilmişlerimize, tüm Rize ve İyidere halkımıza, rahmetli babamın cenaze namazına katılan, bizlere taziyelerini ileten, cenazeye yetişemeyip sonradan çeşitli şehirlerden kar- kış demeden evimize teşrif eden, telefon ederek, gün boyu bizlerle beraber acımızı paylaşan, Rize Valimiz Sayın Kasım Esen’e, Milletvekilimiz Dr. Lütfi Çırakoğlu’na, Belediye Başkanımız Sayın Halil Bakırcı’ya, Çaykur Genel Müdürümüz Sayın Ekrem Yüce’ye, AK Parti Rize İl Başkanı Sayın Yılmaz Katmer ve Yönetim Kurulu üyelerine, Kurucu İl Başkanı Sayın Hasan Karal’a, İyidere Belediye Başkanımız Ahmet Mete’ye, Kaymakamlarımıza, İlçe ve Belde Belediye Başkanlarımıza, Türkiye Gazetesi ve İhlas holding yönetici ve çalışanlarına, Oda Başkanlarımıza, Sivil Toplum Örgütü Temsilcilerine, Sendikalarımıza, Emniyet Teşkilatımıza, Kamu kuruluşlarımızın yönetici ve çalışanlarına, Çaykur genel müdür yardımcılarımıza ve Çaykurspor kulübü yönetim ve camiasına, Esnaf ve Sanayicilerimize, çeşitli Siyası Partilerin Temsilcilerine, Eski bakan ve Milletvekillerimize, Tüm muhterem hocalarımıza, kıymetli meslektaşlarım olan, görsel ve yazılı basınımızın, bölgemiz, ilimiz temsilci ve muhabirlerine. Kısacası; tüm halkımıza, Kavalcı ailesinin tüm fertleri adına şükranlarımızı ve dualarımızı iletiyorum.
Şair ne acıklı ve hüzünlü söylemiş “Ah babam sağ olsaydı, köşede otursaydı, bir karlı dağ gibiydi, arkamızda dursaydı.”