Aşksız kurulan devletin yetim çocukları

D. Ali TAŞÇI

 

            Ey sevgili, Sen’i kabullendiğim için sevdim; çünkü sevgini kabullenmek bildim.  Rengimin sarılığı, bakışımın dalgınlığı, kalbimin titrekliği bundandır. Varlıklara karşı şevkim, içimi kaynatan arzum, özgürlüğü ölüm bellemem, bütün dertleri yoldaş edinmem, gözyaşlarımı hüzün dilekçesi olarak makamına sunmam, acılarımı derman edinmem... Hepsi hepsi aşkımın çocukları. Derler ki Züleyha, aşkının sarhoşluğundan damarını kesince, kanı yere damladı ve toprağın üstüne “Yusuf! Yusuf!” diye yazdı. Ve yine derler ki, Hallac-ı Mansur’un yere akan kanları, toprağın üzerinde “Allah! Allah!” diye akıp gitti.


          Âşık olamayan ne bilsin! Dünyanın bir ucundaki vericinin radyo dalgalarıyla yaymış olduğu ses ve görüntüleri, TV alıcısı bulunanlar duyuyor ve seyrediyor; fakat bu alıcıdan mahrum olanlar bundan bîhaberdir.


          Sen’in aşkın ruhumun canevine inmişse, dilim onu söylemesin mi, nasıl sussun? Vücuduma zerk edilen ilaç bütün organlarıma yayılıyor da, sevgin tırnak uçlarımdan saçlarıma kadar hâkimiyet kurmuşsa, tuhaf mı? Ruhumdasın, etimde Sen varsın, her uzvum Sen’i söyler. Kiminle konuşsam muhatabım Sen’sin, kimi dinlesem, söyleyensin. Baktığım her yer Sen’i gösterir, gözümü yumsam, içime dönsem bendesin, “ben”sin.


          Gözyaşlarım kurudu ey Sevgili! Aşkın öyle düştü ki gönül çölüme, ne bir damla su kaldı bende, ne suya gidecek derman.


          Sana baktıkça gözüme perde oldun, Sana yaklaştıkça kendimden uzaklaştım. Derlerdi inanmazdım; “Güneş’e perde yine Güneş’miş!” Varlık ışığın gözümü aldı, lâkin gönlüm sahralara sığmıyor. Özlemim, uzak oluşundan değildir; bana benden daha yakınsın, bilirim. Hayretim, şaşkınlığım, dehşete düşmem korkumdan değildir; sevda ummanında korku damlası bulunmaz. Sessizliğim, aşk sesinin şiddetini duyamayanlar için geçerlidir. Ağaçtaki meyveler, yerden biten otlar, dağlardan aşağıya doğru akan suların çıkardığı sesler... Hep bu aşk sesinin çocuklarıdır.


          Ben kendimden geçtiğim zaman bulurum Sen’i. Adresin yok bilirim; ama “ben”in bulunduğu yerlerde de aramam Sen’i. Sen’i bulmam için pusulaya ihtiyacım yok, ne yöne gitsem oradasın. Gönül aşka kapısını aralamışsa mekânın sözü mü olur? Buzun buharlaştığına inanırız da, aşk ateşinin dünyayı bir damla su veya buhar haline getirebileceğine nedense ihtimal vermeyiz. Derler ki, falan insan aşkından bir damla su haline gelmiş, aslına dönmüş. Suda kalmak, yolda kalmaktır; oysa aşk yok olmaktır; sevgilinin bahçelerinde güllere can olmaktır.


          Kime ağlayayım; Sen yanımdasın. Nasıl özlemeyeyim; Sana doyamıyorum. Âşık olduğunu söyleme; âşık, âşık olduğunu bildiği zaman, kendi varlığını iddia etmiş olur. Damla, ummanın içinde damlalığını nasıl bilsin?


          Özgürlükten söz ediyorlar; bir beyine özgürlük fikri girmeyiversin, aşk kalpten kan revan olup çıkar. Özgürlük kendin olmaktır; bu da ebedi bir ölümün adıdır. Oysa aşk ikilik kabul etmez, yokluğun çocuğudur o. Aşk yok olmaktır. Ölümden sonra tekrar can gelmez; ama yok olanın muhteşem dönüşü vardır. Ölümün olduğu yerde aşktan söz edilemez. “Canlar ölesi değil” diyenin aşkına hürmet, aşkı, ne zaman eskitebilir, ne mekân kuşatabilir. Aşkın kudretini solumayan insanlar, silahlarının arkasına saklanırlar. Sonsuzluğun nağmelerini duyamayanlar, silah sesleriyle tatmin olurlar.


          Aşka kalplerinde bir yer ayıramayanlar, medeniyet kuracaklarını sanıyorlar. Ey Sevgili; Sen’i görmeyen göz, Sen’i terennüm etmeyen dil, Sen’i düşünmeyen akıl, Sen’i duymayan kulak taş bile değildir. Ey Sevgili; Sen’siz bir medeniyet mi kurulurmuş? Ben medeniyeti, arşivinde, Sevgili’ye yazılan mektupların çokluğuyla ve kalitesiyle eş anlamlı olarak görürüm.


          Ben medeniyeti, aşk ile buharlaşan gönüllerin yeryüzünü, sevgi ve merhamet damlalarıyla ıslatan diriliş hamlesi olarak görürüm. Ben medeniyeti aşkın tufanı olarak görürüm ki, orada Nuh’tan izler vardır. Medeniyeti, İbrahimi ateş olarak görürüm ki, orada güller filizlenir. İsa’nın nefesiyle ölüler dirilir. Medeniyet, Musa’nın asasıyla denizin kalbine girmek ve onu şerha şerha yarmaktır. Medeniyet, aşkın doruklarında, Mirac’da Dost’la buluşup, secde muştusuyla insanlığın kalbinde secde devletini kurmaktır.

 

            Aşksız kurulan devletin yetim çocukları olur.

 

            Medeniyete giden yol aşktan geçer, mirim; aşkımızı eyerlemeliyiz artık.

 

                               D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci