BAŞBAKAN MENDERES NİÇİN AĞLADI?

D. Ali TAŞÇI

 

                Adnan Menderes Başbakan’dı ama yalnızdı; hem de çok yalnız! İnandıklarını hayata geçirmekten korkuyor, çevresindekilere bile güvenmiyordu. Malum, İmam Hatip Okulları’nın açılışı onun devresinde gerçekleşmiş. Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin öncülüğünde ve Celal Hoca’nın (Sadettin Ökten Hoca’nın babası) gayretleri ve aşkıyla bu okullar hayat bulmuştur.

                M. Ertuğrul Düzdağ’ın düzenlemesiyle Ali Ulvi Kurucu’nun “Hatıralar 4”ünü okurken insan, sanki başka âlemlerde masalımsı bir dünyada hissediyor kendini. İmam Hatip Okulları’nın kuruluşu için hayatını ortaya koyan bir Celal Hoca geçmiş bu dünyadan. Celal Hoca’yı dinleyelim:

                “ Ne yapıp edip, küfrün kalesinde bir delik açmak için, bir İmam Hatip Okulu’nun açılmasına arkadaşlarla karar verdik. Elimde baston, rahatsız halimle trene bindim; Ankara’ya gittim. O günün Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Tevfik İleri Merhum talebem idi. Tevfik İleri ile daha önce de konuşmuştum ve benim Ankara’ya gitmemi istemişti.

                Ankara’da bir otelde kaldım. Günler geçiyor, Tevfik İleri’nin verdiği emirler, Talim Terbiye Dairesi’nden bir türlü çıkmıyor. Masonların, Dönmelerin, Bakan’ı dahi dinlemeyecekleri hesapta yoktu. Müdür olacak adam sarı bir herif, yılan gibi bakışları var. Beni çok soğuk karşılıyor ve işi yokuşa sürüyor.”

                Hoca, bir ay Ankara’da “süründüğünü” ve neredeyse bitlendiğini; cebinde parası kalmadığı için ekmeği suya bandırarak yediğinden söz eder. Son olarak Tevfik İleri ile buluşur. Tevfik İleri, son bir çare olarak meseleyi Adnan Bey’e açmayı teklif eder ve başvekâlete giderler ve durumu Menderes’e anlatırlar. “Adnan Bey hayret etti, üzüldü. Talim Terbiye Dairesi’nden bir adamın, Bakan’a karşı koyduğuna şaştı!” “ Bu derece mi Tevfik Bey?” demekten kendini alamadı. Ve devam etti:

                “ Hocam, yarın siz Tevfik Bey’e gelin; Tevfik Bey’le Talim Terbiye’ye gidin. Ben aynı saatte baskın yapayım… Bir de bu şekilde tecrübe edelim. Belki Allah yardımcımız olur.”

                Evet, bir Bakan’la bir Başbakan’ın, kendi memurları karşısında adeta güçsüz ve zayıf duruma düştükleri anı hayal edebiliyor muyuz? Bürokrasinin kral olduğu zamanlarda, kediler aslanları boğar. Bunun adına da birileri çıkar ve “demokrasi” diyerek o günlere özlem duyarsa, kelimeler kalbinden hançerlenir ve hayâ kan kusar! Devam ediyor Celal Hoca:

                “ Ertesi gün Tevfik Bey’le birlikte Talim Terbiye’ye gittik. O memurun masasındayken Adnan Bey geldi. Girer girmez selam verdi. Sonra: “Tevfik Bey neredesin yahu? Ne zaman sorsam Talim Terbiye’de diyorlar! Nedir bu?” Tevfik Bey durumu anlatır. Adnan Bey memura sorar: “ Beyefendi bunun mahzuru nedir?” Memur, Tevfik Bey’in kendisine baskı yaptığını, oysa kendi sorumluluğu ve mevzuatın dışında bir mesele olduğunu..” söyleyince, Başbakan, emri kendisinin verdiğini söylese de memur, yazılı bir emirden söz eder. Başbakan da “ O halde lazım olanı yazın, ben imza ederim!” demekten kendini alamaz ve durum böylece çözülür!

                Cevat Akşit Hoca da ( Celal Hoca, Hüseyin Yorulmaz, Hat yay.) 1959 yılında Yüksek İslam Enstitüleri’nin açılması için bir grup öğrenciyle birlikte Başbakan Menderes’in makamına giderler. Başbakan’ın şu sözlerini hiç unutmadığını söyler:

                “ Benim müsteşarım bile masonların reisi. Beni bu kadar bunalttılar, etrafımı çevrelediler. Ben Müslümanım. Türkiye’nin de ayakta kalmasının teminatı İslam’dır, imandır. Eğer bugün biz ayaktaysak, beyaz örtülü bir ninenin veya aksakallı bir dedenin kucağında büyümüş bir nesil olarak ayaktayız. Arkadaşlarım beni desteklemiyor, laikliğe aykırı görüyorlar bu okulların açılmasını. Yalnızım arkadaşlar… Çok Yalnızım!.. Burnumun dibine bu tip adamları koyuyorlar.” dedi. Bu son cümleyi söyler söylemez hüngür hüngür ağlamaya başladı. Hem kendisi ağladı, hem de heyette bulunan herkesi ağlattı. Sessizliği yine kendisi bozdu:

                “ İmansız, İslamsız yaşanmaz. Arkadaşlar şundan emin olun, hayatım pahasına da olsa, İmam Hatip Okullarının yüksek kısmını açacağım!” İslam Enstitülerinin 20 Kasım 1959’da Çarşamba’da yapılan açılış törenine Tevfik İleri de katılır.

                Bir Kadir gecesi, Başbakan Menderes, Milletvekili Ethem Menderes’i (sadece soyadı benzerliği var, akrabası değil.) arabasına alarak Süleymeniye Camii’ne doğru giderler. Başbakan Menderes, camiyi dolup taşıran kalabalığı Ethem menderes’e göstererek: “Ethem” der, “Görüyor musun, bu millet Müslüman; ama ne yazık ki, bizler bu milletin gittiği yerlere gidemiyor ve onların heyecanını, duygularını paylaşamıyoruz.” diyerek duygularını dile getirir.

                Korku ormanında aslanlar birinci derecede tehlikededir; çünkü patlayan ilk kurşun onlara isabet edecektir. Başbakanları ağlatan bir sistemden geldiğimizi unutmamak gerek. Birileri bugün belki ağlamıyor; ama gözyaşlarını kalbinde demliyor. Bu demlenmiş gözyaşlarını avuçlarına alan çoğunluk; gözyaşı orkestrasını kurarak kurtuluş marşlarını söylüyor ve evet, tarihin adaletini ibretle ve hüzünle seyrediyor. Başbakan’ı ağlatanlar bir yerlere gitmediler, kin ve nefret kuyularında intikam duygularını ateşleyerek derinden soluyorlar! Oysa insanlar kaderlerine koşar adım yürüyorlar.

                                                         D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci