BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN EY EHLİ İMAN!

D. Ali TAŞÇI

 

            “Sen topraktan da aşağı mısın? Toprak bahar gibi bir yâr bulunca, ondan yüz binlerce nûr elde eder, çiçeklenir.” (Mevlâna/ Mesnevi)

            İnsanı coşturan, yetenekleriyle tanıştıran, verimli kılan bir yâr ile buluşma sonrasında meydana gelir. Sevgili ile kavuşan gönül elbette çiçek açar, etrafına kokular saçar.

            Birçok gençle konuşurken, gözde bir üniversiteyi kazanmasına rağmen, okulundan memnun olmadığını, yüzünü buruşturarak, söylediğine şahit oldum. “Bu okul bana göre değil.” diyordu. Nice gençlerin hayallerini süslediği fakülteden onlar memnun değildi; çünkü yeteneğini, bulunduğu okulda kalıba dökemiyordu.

            Bunun gibi hayatımızda birçok örneklere rastlamak mümkündür. Başkalarına çok şirin gelen bir yer, bizim için zindan olabilir. Tohum, toprağını bulamayınca filizlenmez, meyveye durmaz. Toprağını bulunca da etrafa bahar kokuları saçar.

            Kış mevsiminde kargalar bağlara, bahçeye çadır kurunca, bülbüller gizlenir, susar.

            Bir asırdan fazla bir zamandır bülbüller ötmüyor bahçelerimizde, güller solgun çünkü.

            Çok uzun zamandır Müslümanların bahçeleri tarumar olmuş. Kendileri bülbül olsalar bile, gül hasreti onların dilini de kütleştirmiş, ötmeyi unutturmuş. Bülbül, gülle dostluk kuramayınca hayata küser, mağaraya çekilir. Mağara, hayattan kopuşun adıdır. Müslümanlar da hayli zamandır hayattan kopmuş bulunuyor.

            Hayattan kopup mağaraya sığınan Müslümanlar, eski günlerinin hasretini, gülle yaşadıkları aşkı hüzünle birbirlerine anlatmaktan da bıkmamışlar. Ne var ki, mağaranın dışındaki gelişmelerden habersiz yaşamışlar. Bülbüller, atalarının anlattıkları cennet hayatının özlemiyle hayallere dalmışlar, masallar üretmişler; hayatın gerçeğinden kopmuşlar.

            Zaman zaman mağaradan başını çıkaranların başlarını kesmişler. Kesilen başlardan akan kanlar mağaranın içine akınca, mağaradakiler ürkmüşler ve kendi içlerine kapanmışlar.

            Mağaranın içindeki insanlar, çaresizliğin vermiş olduğu ruhi sıkıntıdan kendi aralarında kavgalara tutuşmuşlar. “Senin mağaran daha sıcak, benimki daha soğuk.” diyerek birbirlerine düşman olmuşlar. Mağarada mescitler oluşturmuşlar; fakat birbirlerinin mescidine gitmemişler; bir cemaat olmaktan çok uzak yaşamışlar.

            Dünyada olup bitenlerden, yeni gelişmelerden, “bilim” denilen “büyü”den uzak yaşamışlar. Birbirlerine, yukarıdakilerin düşmanlığını anlatmışlar, fakat bu anlatış onları aşağılık kompleksinden kurtaramamış. Bu durum ise mağaradakileri geçimsiz bir hale sokmuş. Bu geçimsizlikleri ailelerine de yansımış.

            İşin ilginç yanı, yukarıdakiler, mağaradakileri “gericilik” ve “yobazlıkla” suçladıkça, mağaradakiler daha çok kendi içlerine kapanmışlar ve güya yukarıdakilerin bildiklerinden daha çok şey bildiklerini, kendi aralarında sert cümlelerle tartışır olmuşlar.

            Hasılı en az bir asırdır mağara hayatı devam ederken, mağarada “Allah” diyen bazı gençlerin yaydıkları enerji, mağaranın belli yerlerinde çatlaklar oluşturmuş ve yukarısı görünmeye başlamış.

            Köklerini kaybetmeyen bu bülbüller, atalarının anlattığı gül bahçesini arar olmuşlar. Kafdağı’na yaklaşan bu gençlerin Simurg’la buluşma vakti yaklaşmış bulunmaktadır.

            Bundan sonra mı? Aynada kendilerini görecek olan bu bülbüllerin, gülle kavuştukları gün bayram olacaktır. Ve o bayram yakındır!

            Bayramınız kutlu olsun ey ehli iman!

            D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci