BU DOĞRU BİR GİDİŞ DEĞİLDİR!

Seyfullah FIRAT

Biz dostça tavsiyelerde bulunmayı inançlarımız ve muhabbetimizin gereği sayarız. Yanlış anlaşılsak da doğruları seslendirmeyi görev biliriz. Biz başkaları gibi yalan yere alkış tutarak yanlışları alkışlayarak insanları sırtından vurmayız. Bugün insanların yanında olup yarın işimiz bitince de insanları asla yüzüstü bırakmayız.

Biz bu ülkenin ve bu milletin düşmanları dışında hiç bir kimsenin iyi niyetinden zerre kadar şüpheye düşmeyiz. Biz insan denilen canlının yanılabileceğini, dost görünümlü bazı şeytanlaşmış insanlar tarafından yanıltılabileceğini düşünürüz. Bu sebeple de muhalefetimizi yaparken başkaları gibi asla şahsı hesaplarımızı ülke çıkarlarının önüne almayız ve yüreğimizin sesini ortaya koyarız.

Son zamanlarda birbirinden çok farklı ve çok çeşitli zırıltılar kulaklarımızı doldurur oldu. Küresel eşkıyaların hedef aldıkları toplumlara yönlendirdikleri politik mitralyözlerin mermisi olan “Demokratikleşme, Liberalleşme, Çağdaşlaşma veya İnsan hakları” gibi şişirme ve düzmece bir takım kavramların gölgesinde üçüncü dünya savaşını yaşadığımızı ve çok adice hazırlanmış bir gri propaganda bombardımanı altında olduğumuzu düşünüyoruz.

Yüce yaratıcının bugüne kadar devlet olmakla şereflendirmediği, insanlık tarihinin bir insan molozu olmanın ötesine tekâmül etmelerine izin vermediği çevrelere şimdi bir takım sözde iyilik meleklerinin Allah’ın veya tarihin vermediği devlet veya millet olma hakkını vermeye kalkmaları anlaşılabilir bir durum değildir.

İnsanlar merak ediyorlar ve haklı olarak soruyorlar. Bu memleketti yönetenler kime muhabbet duyar veya kimlere merhamet ederler. Bu ülkede eli kanlı teröristler elini kolunu sallayarak ve bu devlete efelenerek fiyaka satacaksa, peki bunca insanlar taş medreselerde neden bedenlerini çürütsünler?

Teröriste merhamet edenler neden acaba şehit analarının haklı tepkilerinden rahatsızlık duyarlar? Teröristlerin bu ülkede şov yapma hakkı varda yoksa şehit annelerinin ellerini bağrına vurma hakları yok mudur? Allah aşkına kendimize gelelim ve bu ülkenin acılarını doğru teşhisle tedavi etmeye çalışalım.

Kendi çıkarları doğrultusunda ülkeleri kuşatmayı düşünen emperyalist ülkeler, silahla ve Askeri güçle müdahale edilmesi gereken yerlere en acımasız şekilde yeni silahlarını insafsızca denerken, diğer bir taraftan da bazı ülkelere karşı dost görüntüsü ardına gizlenerek söz konusu o ülkeleri içten imha etme oyununa son hızıyla devam ediyorlar.

Türk milleti silah zoruyla veya güç kullanılarak hiçbir zaman alt edilememiş ve en zor şartlarda bile destanlar yazmış bir millettir. Bu gerçeği tecrübe etmiş olan düşmanlarımız şimdi dostane ilişkiler ağı içerisinde millet kimyamızı ve devlet rotamızı bozmayı hedeflemiş gözüküyorlar.

Emperyalistlerin üzerimizdeki savaş yöntemleri sürekli bir şekilde ve zamanın şartlarına göre değişmiştir. Bir yanda Askeri güç kullanmaktan imtina dahi etmeyen çağın vahşileri, diğer taraftan da hem ekonomik hem de sosyal ve psikolojik savaş yöntemlerini en acımasız şekillerde uygulamaktan da geri durmuyorlar.

Türk milletii asırlardan beri, söz konusu ettiğimiz çok cepheli saldırılara hedef olmuş bir millettir. Şimdi gelinen noktada durum eskiye oranla çok daha da vahimdir ve çok daha tehlikeli hallere gelmiş bulunuyoruz.

AKP iktidara geldiği günden beri eskiye inat anlamında bu devletin ellemediği tek bir düğmesini dahi bırakmamıştır. Kırmızıçizgilerimizin hepsi delinmiş, başta bahsettiğim uydurma kavramlar veya olmayacak rüyalar veya hayaller adına süre gelen devlet politikalarımızın hepsi bir çırpıda yok sayılmıştır.

Esasen devlet hayatında devamlılık ve süreklilik şarttır. AKP iktidarı süresince süreklilik ilkesi çöpe atılmış, biz biliriz biz yaparız mantığı her alanda ağır basarak iç veya dış politikalarda bir sürü hatalar yapılmıştır. Ne yazık ki söz konusu hataları işaret edenler düşmanlar listesine konmuş, söz konusu hataları alkışlayan sırtlanlar da dost zannedilerek bugünkü noktalara kadar gelinmiştir.

Şimdi AKP iktidarı sonu olmayan bir yola girerken, telafisi çok zor olan yanlışlara imza atarak ülkenin geleceğini de küresel oyuncular adına adeta bloke etmiş durumdadır. Bu gidiş çok tehlikeli bir gidiş, bu inat çok felaket bir inattır.

“Tarihe geçeceğim, dünya eşkıyalarından ödül alacağım” diye ülke ve dünya gerçeklerine bu ölçülerde ters düşülemez. Bunca uyarı ve çağrılara rağmen hata üzerine hata yapılması hiç de anlaşılabilir veya izah edilebilir bir durum değildir.

Şeffaflaşma adına devletin mahremi piyasaya çıkarılmış, gelecekte bu millete uzanacak iftira oklarının ucuna bilerek veya bilmeyerek bolca zehir sürülmüştür.

Son günlerde açılım üstüne açılıma giden AKP iktidarı ne yazık ki çok ciddi yanlışlara imza atmış bulunmaktadır. Sayın Başbakanımız herkesi herhalde kendisi gibi iyi zannetmekte ve daha sonra acı gerçeklerle veya ihanet şovlarıyla karşılaşınca da teröristlere nasihat etmeye ihtiyaç duyar hallere düşmektedir.

Sayın Başbakanın bu devlete muhatap ettiği dağ artıkları eli kanlı teröristlerdir. Bunlar yüce yaratıcının merhametinden ve tarihin ikramlarından bugüne kadar devlet olma vizesi alamamış nasıpsız bir insan molozudurlar. Bunların Sayın Başbakanın anladığı veya düşündüğü gibi mertlikle veya centilmenlikle bağdaşabilir en ufak bir yanları ne yazık ki yoktur.

Son olaylar öyle gösteriyor ki, Sayın Başbakanın bütün iyi niyetli yaklaşım ve hayalleri dağdan inen ilk ekip tarafından ciddi anlamda sabote edilmiş durumdadır. Adamlar resmen şov yapmışlar ve bu devlete de, Sayın Başbakana da ‘hadi be oradan’ deme küstahlığını sergilemişlerdir.

Sayın Başbakan şimdi pişman mıdır veya değil midir orasını pek bilemem ama çok ciddi bir hata yapmış bulunmaktadır. Dağ artmalarına güvenerek, bunları insan yerine koyarak, bölgeyi yeniden dizayn etmek isteyen küresel aktörlerin gemisine binmekle çok ciddi ve telafisi çok zor bir hata yapılmıştır.

AKP iktidarının bu hatası öyle diğer hataları gibi kolayca telafi edilebilecek bir hata değildir. Olup bitenlere bakıldığı zaman görünen manzaranın adı barış ve kardeşlik projesi değil, bizzat bir ihanet ve siyasallaşma projesine dönüşmüş bir durumdur.

AKP iktidarı bu yanlışı yapmamalıydı ve Sayın Başbakanın akıl hocaları da Sayın Başbakanı bu derece kandırmamalıydılar. Ne Sayın Başbakanın nede bu ülkenin bu kötülüğü hak ettiğini ben şahsen düşünmüyorum.

Sayın Başbakanın yapacağı ilk iş belki de etrafını kuşatan danışman ekibini etrafından kovmak olmalıdır. Bunu yapabilecek güç ve kudrete sahip olduğundan da açıkçası şüphelerim var. Öyle zannediyorum ki Sayın Başbakanın ve ekibinin programı ta baştan beri en ince ayrıntısına kadar yapılmıştır.

Biz başta Sayın Başbakana ve ekibine iyi niyetleri nispetinde dua ediyoruz. Bu gidişin hayırlı bir gidiş, hayallerin veya rüyaların rahmanı olmadığını seslendirmek istiyoruz. İnşallah hayalleri veya rüyaları bir kabusa veya kaosa sebep olmaz. Allah herkese akıl ve izan, özellikle akıl kayması yaşayanlara da hidayetler nasip eyler inşallah.