ÇOCUKLUK DÖNEMİ HAYATIN ANAHTARIDIR

D. Ali TAŞÇI

 

            Bir insanın çocukluk hayatına ters biçimde ergenlik hayatı yaşaması mümkün müdür? Mümkündür, lakin bu durum çok zordur. Bir insanı anlamak istiyorsak onun çocukluk dünyasını iyice araştırıp bilmemiz gerekir. Tohum, toprak, ağaç ilişkisi olmadan meyve devşiremezsiniz..

            Çocukluğunda kendisine çok (aşırı) değer verilen bir çocuk, evlenip aynı değeri eşinden göremezse, onu aldatıp, kendisine değer verenlere yönelebilir. Çünkü onun içinde büyümüş bir “değer” ağacı vardır; bunun yok olmasına rıza gösteremez.

            Çocukluğunda itilip kakılan, kendisine değer verilmeyen bir çocuk, büyüdüğünde, içinde merhamet ağacı boy vermediğinden, sadist, saldırgan olabilir, başkalarından intikam alabilir. Bu tip insanların sevgileri de nefretleri de aşırı olur; çünkü hayatta dengeyi yakalayamamışlardır. Size birisi aşırı bir ilgi, ihtimam gösteriyorsa, biliniz ki bu davranış dengeli değildir. Dengede kurulmayan evin yıkılması gibi, bu tür davranışlarla kurulan birliktelikler kötü yıkılır, ardında enkaz bırakır.

            Çocukluğunda yetim, öksüz büyüyenler, yardıma muhtaç durumda olanlar, büyüdüklerinde başkalarına yardımcı olabilir. Bu tip insanların çok azı, hayatta lider de olabilir; çünkü kendi fıtratını (yeteneğini) kimsenin müdahalesi olmadan keşfetmiş ve onu geliştirmiştir. Hayatta başarılı olan insanların çocukluklarına baktığımızda, ailelerinden uzakta, aile baskısından azade bir durumda yaşadıklarını görürüz. Aile bilinçli olur da çocuğunun yeteneklerini geliştirecek aile toprağı hazırlarsa, bu durumda da kendini tanıyan insanlar çıkabilir.

            Bazı insanları toplum içinde çok mahfiyetkâr, çok kibar, tevazuda üstün görürüz. Bu tip insanların çocukluklarına baktığımızda, çocukluk dönemlerinde hiç eleştirilmemişler, el bebek- gül bebek büyütülmüşlerdir. Sonraki hayatlarında da eleştiri onlar için ölüm derecesinde şiddetli olduğundan, herkese “iyilik perisi” gibi davranmayı kendilerine görev sayarlar. Tevazuun en tepe noktasında müthiş bir kibir yatar!

            Övgüyle büyüyen çocuklar, olgunluk dönemlerinde yergiyi kabullenemezler ve onun geleceği yerden uzaklaşırlar. Bu tip çocuklar haksızlığa karşı dirençsiz olur. İnsan kendini toplum içinde bir biçimde tanıtmak, bilinmek ister. Dirençsiz olan bu tipler, toplumda tanınmak için başkalarının hikâyelerini anlatarak tatmin olmak isterler; yani söz taşır, dedi kodu yapar, şom ağızlıdırlar.

            Sanat, yeteneğin doruğa çıkması durumudur. Aile veya çevresel baskı içinde büyüyen çocuklar, kendi içlerinde büyüyen sanat ağacını sulamakta zorluk çekebilirler. Bu durum onları çok rahatsız ettiğinden, ailelerini veya çevrelerini terk ederek, sanat tohumlarına toprak arayışına girerler.

            İnsanı anlamanın kodları, onların çocukluk hayatlarıdır.

            Çevresel faktörler de çocuğun hayatında etkilidir. Çocuğun fıtri yapısıyla çevre uyum içindeyse problem oluşmaz; fakat uyum içinde değilse, çevre ile çatışması kaçınılmazdır. Ya da çevresini aşılmaz bulursa, o zaman da kendi içine doğru evrilir ve zararlı sonuçlar doğabilir. Aile için de aynı durum söz konusudur.

            İnsanı anlamak hem çok kolay, hem de çok zordur. Formülü bilinmeyen bir problem çözülmez; ama formül bulunduktan sonra problem çorap söküğü gibi çözülür. İnsanların tümünün ayrı ayrı problemleri olduğu gibi, ayrı ayrı çözüm formülleri de vardır. Aynı formülle her insana yaklaşılmaz. İnsan sarrafları, karşı tarafı tanımadıkça hareket etmezler. Tanıdıktan sonra da varmak istedikleri sonuca ulaşırlar.

            Bütün mesele insanları tanıyarak hareket etmektir.

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci