DOKUNMAYIN GAVURCUKLARIMA !!!

Halil ÇELİK

Son dönemin manevî hastalıklarından biri de herkese şirin görünme hastalığıdır. Bir hoca veya âlim, yanlışları açık ve sert bir dille eleştirdiğinde hemen Kur’an’dan “Firavun’a bile yumuşak konuşun” ayeti hatırlatılıyor. Peki Kur’an’ın başka yerlerinde inkârı, nifakı, ahlâksızlığı ve hakikate karşı direnişi son derece ağır ifadelerle eleştirdiği unutuldu mu?

Kur’an’ın dili yalnızca yumuşaklık değildir. Hikmet de vardır, müjde de vardır, uyarı da vardır, azarlama da vardır, teşhir de vardır. Çünkü her hastalığın ilacı aynı değildir.

Asıl problem bugün üslup meselesinin, hakikati söylememek için bir siper hâline getirilmesidir. Kimse incinmesin diye yanlışın adı konulmuyor; kimse rahatsız olmasın diye haramlar konuşulmuyor; herkes alkışlasın diye İslam’ın ölçüleri törpüleniyor.

Daha da acısı, düne kadar düzeni eleştirenlerin bugün o düzenin etkili ve yetkili makamlarına geldiklerinde aynı düzenin dilini kullanmaya başlamalarıdır. Dün karşı çıktıkları yanlışları bugün makamlarının, çevrelerinin ve konumlarının hatırına görmezden geliyorlar. Eleştiri makamında iken “hakikat” dedikleri şey, iktidar ve imkân sahibi olduklarında birdenbire “üslup”, “denge”, “toplumsal hassasiyet” ve “hoşgörü” meselesine dönüşüyor.

İşte burada çok daha büyük bir tehlike başlıyor:
Yanlışın kendisi kadar, yanlışın sıradanlaştırılması da tahriftir.

Açıklık, tesettürsüzlük, faiz, israf, gösteriş, ahlâkî yozlaşma, haramların normalleştirilmesi ve İslam’ın hayatın dışına itilmesi karşısında sürekli susan bir din dili, farkında olmadan İslam’ın ölçülerini değil, toplumun ölçülerini meşrulaştırmaya başlar.
Bir müddet sonra haramdan utanılmaz, günah yadırganmaz, ahlâksızlık garipsenmez hâle gelir. Daha kötüsü, bunları eleştiren Müslüman “sert”, “ayrıştırıcı”, “ötekileştirici” ilan edilir.

Sonunda elimizde adı İslam, görüntüsü İslam, fakat hayatı İslam’dan uzak bir toplum kalır.

İslam sadece camide konuşulan, kürsüde anlatılan, kitapta yazılan bir din değildir. İslam; evde, ticarette, siyasette, tesettürde, düğünde, sokakta, makamda, adalette ve ahlâkta yaşanmak zorundadır.

Hakikati söylemekten korkarak İslam’ı koruyamayız.

Bazen en büyük tahrifat, yanlış bir şey söylemek değil; yanlış karşısında doğruyu söylemekten vazgeçmektir.

Ve unutmayalım:
Herkese şirin görünme uğruna hakikati susturursak, bir gün hakikatin kendisi toplumda yabancı hâle gelir.