Dost; avcunu değil, gönlünü sana açandır

D. Ali TAŞÇI

Adamın birinin bir dostu varmış. Bu dost, önemli bir makama gelince, artık onunla görüşemez olmuş. Aradan uzun zaman geçmesine rağmen, dostuyla bir türlü bir araya gelememiş. Geçmiş günlerde paylaştıkları güzel zamanları hep hatırlar imiş; ne var ki, dostunun, kendini anmasıyla ilgili hiçbir haber alamıyormuş. Üstelik kulağına gelen dedikodulara bakılırsa, geldiği yeni makamında yepyeni dostlar edinmiş.
İnsanlar vardır, size dost derler ve yanınızdan ayrılmazlar. Aslında, o andaki boşluklarını doldurduğunuz için, siz gerçekten onun dostu değil, dolgu malzemesi konumundasınız. Size basıp geçtikten sonra, yeni dolgu taşları arayışına girerler ve bu sefer de onlara dost demeye başlarlar.
Ne var ki, geldikleri makamda dostlarıyla görüşmeye vakitleri olmayanlar, makamdan düştüklerinde, dertlerini dökmek ve teselli bulmak için “ dost “larını ararlar.
Bu tip insanlardan uzak durmak gerekir; bunlar hayatınızı karartırlar.
Bir insan da gerçekten dostunuzsa ve siz onu çok seviyorsanız, her gün yanına uğramayınız. Bu davranışınız her ikinize de bıkkınlık verebilir ve dostluğu dağıtabilir. Hasretin olmadığı yerde vuslatın, sevginin ve bunların doğurduğu heyecanın da pek bir anlamı olmaz.
Ebu Hureyre (RA), Peygamberimizin (AS) yanına her gün gelirdi. Bundan dolayı Peygamberimiz ona: “ Ya Eba Hureyre, beni gün aşırı ziyaret et ki, muhabbetin daha çok olsun.” buyurdular.
Bir arife: “ Güneş bu kadar güzel iken onu seven, ona gönül veren bir kimseyi duymadık, nedendir?” dediler.
Arif şu cevabı verdi : “ Her gün görüldüğü içindir. Baksanıza, kış mevsiminde arasıra saklandığı için doğunca sevilmektedir.”
Bazı insanlar da vardır ki ekşi yüzlü ve geçimsizdirler. Onları memnun etmek pek kolay değildir. Alıngandırlar, buluttan nem kaparlar. Bunların öz güvenleri yoktur, kişilikleri gelişmemiştir. Onlarla uzun vadeli arkadaşlık kurulmaz.
Bağırsağı şişmiş insan tuvalete koşar ve rahatlar. Ekşi yüzlü, geçimsiz birisi yanından gitmek isterse, ona mani olma; bırak gitsin ve sen de rahatla.
Yanılmıyorsam, Gazali’nin sözü olsa gerek. Şöyle diyor:
“ Üç tip insan vardır; mikrop gibidir, ona yaklaşılmaz; çünkü öldürücüdür.
İlaç gibidir; ölçülü alınır; ama mutlaka ihtiyaç duyulduğunda alınmalıdır.
Gıda gibidir; onsuz olmaz.”
Hayatımızda her tür insan elbette vardır ve olmalıdır da. İyi insanı anlamak için, kötü insanların darbesini yemek gerek.
Hayatta bir dosta sahip olmak en büyük nimettir. Çünkü dost, senin için gözünü kırpmadan canını verebilendir. Şöyle etrafımıza baktığımız zaman hayal kırıklığına uğruyoruz, değil mi?
Kabuk kırılmadan öze ulaşılamaz. Dostun sesi özden gelir, kabukta kalanların ise kavgası bol olur.
Uluslar arası arenada dostluklardan söz edilir, arkasından da, “ Devletler arasında uzun vadeli dostluklar değil, çıkar ilişkileri söz konusudur.” denilir. Demek ki dünyaya hakim olan insanlık değil, iki yüzlülük ve aldatmacadır. Hak ve hukuk ise, sadece laftan ibarettir. Böylesi bir dünyada insanlar huzur bekleye dursunlar, hayal kırıklıkları üst üste yığılacak ve mutsuz bireyler, toplumlar oluşacaktır.
Dost, sadece dünyada seni eğlendiren değil, o, ebedi arkadaştır. Kendini unuttuğun zaman sana, seni hatırlatandır. Düştüğün zaman yanında olandır.
Dost Allah’tır, O’nun Peygamberidir, güzel kullardır.