Eğitimin Özü Allah’tır

D. Ali TAŞÇI

Ne sanıyoruz? Allah’tan başka bir güç, bir yöneten, bir var eden var mıdır alemde? O’nsuz bir yaprağın bile sallanmadığı dünyada, birileri çıkıp, “Ey insanlar, sizi ben çekip çevireceğim. Sizi, ben kendi bildiğim gibi eğiteceğim.” demesi kadar mantıksız, dayanaksız söz olabilir mi?

Doğum gününe ve ölüm gününe kim sahipse, hayata da o sahiptir. Eğitim, hayata koşmaktır, evet; ama hayata koşarken, hayatın sahibini tanımamak ne büyük zulümdür. Öyleyse, eğitimin özü, Allah’ı tanımaktan geçer.

Zaman zaman canımız sıkılır, bilinçsizce işler yaparız. Tıpkı, dağdan aşağı boşanan derelerin önüne konan barajlar gibi, ruh derelerimizin önüne dünya barajları konur ve özümüzü derin sulara gömeriz. İşte burada bir el, bu barajlardan enerji üretir. Senin ibadetin, ruh barajının enerji üretmesi demek değil midir? Bu enerjiyi üretemiyorsan, neyin ışığından söz ediyorsun?

Senin ışığın Rabbini yansıtmalıdır. Rabbini kime yansıttıysan, ona ayna tutmuşsun. Ayna tuttuğun insan, orada kendini görmüştür. Kendini gören insan, Rabbini bilmiş, yani eğitilmiştir.

Rabbisiyle eğitilen insan caddelerin, sokakların, evlerin… güneşidir. Onun girmediği yerlerde karanlıklar kol geziyor demektir. Karanlıklarda duyduğun ıslık seslerine aldanma, onlar korkunun sesleridir. Dünyayı korkuyla kuşatanlar, dünyanın eğitimciliğine soyunuyorlar!

Bir elmanın, kabuğu, yenen kısmı ve tadı vardır. Kabuksuz, içsiz bir elma mümkün değilse de, aslolan tat değil midir? Eğitilmiş insan, elmanın tadı gibidir; o insanın tadı Allah’tandır. Bundan dolayı, o eğitilmiş (terbiye dilmiş) insanın ağzından çıkanlar, nurdur; sizi hemencecik tesiri altına alırlar. Çünkü, herkesin tadAllah’a (Allah’ın tadına) ihtiyacı var.

Özüne, yani Allah’a kavuşamamış insan ekşi meyve gibidir; belki görüntüsü albenilidir, ama tadı yüz buruşturur. Nice insanlar vardır, değil mi, davranışlarıyla, görüntüleriyle yüz, hatta ruh buruşturuyorlar. Sonra siz bu insanları makam ve mevkilerde görürsünüz. Bu insanlar yönetici konumuna geldiklerinde, toplumda, maddi refah olsa da, sıkıntılar, bireylerde bunalımlar görürsün. Herkes bu sıkıntıları bir yerlere bağlar; fakat asıl nedeni çok kimse bilemez. Sıkıntının kaynağı, arınmamış, eğitilmemiş insanların iktidarıdır. Yani, Allah’tan gafil olmak, Allah’ı bilmemek esas sıkıntıdır.

Allah yaratandır, diyoruz; O’nu yaratılanların arasına sokmuyoruz.
Allah yaşatandır, diyoruz; O’na, yarattığı dünyada yaşama hakkı vermiyoruz.
Allah yönetendir, diyoruz; O’na, yönetim birimlerinde – haşa – “Fadime hala” kadar değer vermiyoruz.

Allah, Müslüman kadına “örtün” diyor; örtünme ile kulunu “eğitiyor”; fakat birileri çıkıp buna “olmaz!” itirazını basıyor. Birileri O’nu kabul etmeyebilir, ama ben O’nu kabul ediyorsam, benim bu inancıma nasıl karışabilir ki? O’nu hayata sokmamak isteyenler, hayatı ne ile yönetmeye kalkışıyorlar? Akıllarıyla. Peki, ben senin aklını ilah edinmek zorunda mıyım? Hele bir de senin aklın Allah ile değil de şeytan ile eğitilmişse?

Dağlardan boşalan sular denize ulaşmamışsa yollarda kaybolur. Yaratılan insan, dünya yolunun sonunda varlık deryasına ulaşamamışsa, özüne kavuşamamıştır. İşte, eğitim, insanın kendini tanıma süreci; kendi özüne kavuşma serüvenidir. Buğday tarlasında balık arayanlar, ne buğdayı, ne de balığı tanıyorlar. Sen, Allah’ı bil; buğdayı da balığı da en kâmil manada bilirsin; bilmekle kalmaz bildirir ve eğitirsin.

İnsan fıtratına yabancılaşmış ve yabanileşmiş olanların, yani kendisini bilmeyenlerin dolayısıyla Allah’ını bilmeyenlerin, insan eğitimi hakkında olur olmaz söz söylemeleri, akşamın yaklaştığını göstermektedir.