ET AŞKI TEKNİSYENLERİ!

D. Ali TAŞÇI

 

                Tam kıvamında demlenmiş bir çayı zevkle yudumlarken içimden “acaba” dedim, “Şimdi bu çayın içinde farkına varamadığım bir çakıl taşı olsaydı durum ne olurdu?” Sonra düşündüm, ne olacak, dişim kırılır, acılar içinde kalırdım.

                Aynı çay bardağının içine şeker atılırsa ne olur? O şeker, çayın içinde eriyerek çaya tat verir, onu içen de zevkle çayını yudumlar; arada bir de hayallere dalar, şairse şiir yazar…

                Hayatımız bir erkekle bir dişiden oluşuyor: Kadın ve erkek. Kadın güneş gibidir, o olmazsa hayat karanlıktır; erkek ise göz gibi, onsuz görme şansı yoktur. Kadın, çaya katılan şeker gibidir, pek gözükmez, ama çaya/hayata tat verir, onu yaşanır kılar; mutluluk kapısının gizemli anahtarıdır. Bu şifre bilinmeden hayat kapısı açılmaz ve hayatla tanış olunamaz.

                Görünüşte erkek kadından üstündür. Kadın ateş gibi, erkek su gibidir. Su, ateşi söndürür; fakat su ile ateş arasına bir tencere/kazan girerse ateş, suyu buharlaştırır. Kadınla erkek arasına sevgi girmişse, erkek orada buharlaşmıştır. Mecnun, Leyla’da yok olmadı mı?

                Bitkilerde (hurma, kivi..) bile dişi erkek bir araya gelmeden çiçeklenme, meyveye durma gerçekleşmiyor. Hayvanlar bildiğimiz gibi. Hiçbir hayvanın erkeği, kendi dişisine zulmetmez, onu korur. İnsan nasıl oluyor da bitkiden, hayvandan aşağı derekelere düşebiliyor, bu denli kimlik kaybına uğrayabiliyor?

                Nefsine tapınmayan hiçbir insan zalim olamaz, bir başkasına-hele eşine- zulmedemez. Bir yerde baskı-zulüm baş göstermişse, orada asıl kimliğinden uzaklaşan birileri var demektir.

                İnsan fıtratına uygun kurulamayan ailelerde büyüyen çocuklar, hayatın başka sahnelerinde fıtratlarından darbe yiyen çocuklar, okullarda fıtratlarına bahçe kurulamayan çocuklar… potansiyel birer problem olarak hayat sahnesinde baş gösterirler. Terbiye denen o gizemli donanımdan mahrum büyümüşlerdir.

                Genel olarak delikanlılığın cinsiyeti saldırgandır; bu nedenle bazı sapkınlıklar, buhranlar yaşayabilir. Bu durum otuzlu yaşlarda durur genellikle. Ama hâlâ devam ediyorsa, işte orada problem baş göstermiştir. Ergen dönemin bu “çılgınlık”larını, aile veya okul kuşatamamışsa, imalat bozuklukları artar ve dişler yalnız değil, gönüller, hayatlar da kırılır.

                Çevremizde maceraperest delikanlılar dikkatimizi çeker. Bunlar iyi konuşurlar, sosyal aktiviteleri çoktur. İyi spor yaparlar, ünlüleri iyi taklit ederler, komedi düşkünüdürler. Ancak bunlar arasında istikrarlı meslek sahiplerine rastlamak zordur. Tabiri caizse bunlar “et aşkı teknisyenleri”dir. Bunların sevgileri gerçek sevgi değildir, anlık haz peşinde koşup dururlar. Bu haz duygularının önüne çıkan herkesi düşman bilirler ve onları ortadan kaldırmanın yolunu ararlar. Vurdumduymaz olduklarından aile kursalar bile sorumluluk alamazlar, ondan kaçınırlar. Ailelerine karşı olan görevlerini yerine getirmezler. İçki ve uyuşturucuya sığınırlar. Her şeyden önce dengesizdirler.

                Ülkemizde ve dünyada bu türediler çoğalıyor. Acaba neden?

                Atomu patlatırsanız maddeden söz edemeyecek olduğunuz gibi, insan fıtratının bombalandığı dünyada insandan söz etmek nasıl mümkün olsun?

                Okullar mı? Eğitimsiz öğretimden daha tehlikeli bir şey ben bilmiyorum.

                                           D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com)   Twitter:@DAliTasci