HAKİKAT HAYKIRIŞI VE ŞARAMPOL UYARISI

Sefer YAZICI

Gidişatın olumsuza doğru seyrettiğini görememek için kelimenin tam anlamıyla kör olmak gerekir.

Bize sıkça soruyorlar: "Neden sürekli aynı minvalde yazıyorsunuz, derdiniz ne?"

Cevabımız nettir: Bize bu cümleleri kurduran, uykularımızı kaçıran derttir. Derdimiz var çünkü dertlenmek zorundayız! Derdi olmayan hülyalarda gezer; derdi olan ise susamaz, sığ suların rehavetine kapılamaz.

İçinde bulunduğumuz cam fanus, asla hayatın gerçekliği değildir; kimseye sahte cennetler vaat etme lüksümüz olamaz. Ağzımızın fermuarlı olmasını, susmamızı ve sahte bir sükût içinde kalmamızı bekleyenler iyi bilsinler ki; önceki yazılarda da ifade ettiğimiz gibi, dürüstlüğün işgal edildiği ortamlarda mertçe haykırmaya devam edeceğiz. Çağrımızın sağırlaşmış kulaklarda karşılık bulup bulmayacağına bakmaksızın, hakikat haykırışını bir vicdan ve dava vazifesi biliyoruz.

Siyasete ve bürokrasiye yön verenlere, yaklaştığımız tehlikeyi ve önümüzdeki "şarampolü" hatırlatma ödevimizi usanmadan sürdüreceğiz:

  • Kibirli siyasete, milletle bağını koparan tavırlara;
  • "Ben yaptım oldu" anlayışıyla hareket eden, liyakatten ve istişareden uzaklaşan işleyişe;
  • Egemen güçlere ve odaklara ram olmuş, kurucu misyonunu kaybetmiş sivil toplum kuruluşlarına;
  • Kısırlaşmış, mücadele ruhunu yitirmiş ve sadece unvan koruma derdine düşmüş sendikalara

dair söylenecek sözümüz bitmedi, bitmeyecek.

Unutulmamalıdır ki macun tüpten çıkmıştır. Siyasi ve idari alandaki bu çözülme, ne yazık ki derin bir ahlaki yozlaşmayı ve toplumsal çürümeyi de beraberinde getirmektedir. "Amaca ulaşmak için her yol mubah" diyen ilkesizliğin, ahlakı ve hukuku esir almasına sessiz kalamayız. Makam hırsının ahlaka, çıkar ilişkilerinin erdeme galebe çaldığı; güven duygusunun zedelendiği ve komşuluk hukukunun menfaate kurban edildiği bir zeminde, sadece binalar değil, insan ruhu da yıkılmaktadır. Çıkarın merkeze oturduğu, adaletsizliğin sıradanlaştığı ve vicdanların sağırlaştığı bir iklimde toplumsal bağlar hızla çözülmektedir.

Burada en büyük tehlike ve gaflet, başarımızı yalnızca karşısındakilerin zayıflığına ya da beceriksizliğine bağlayan o tehlikeli halüsinasyondur. Rakiplerin hatasından medet umarak ayakta durma konforu, kendi içimizdeki erozyonu, liyakatsizliği ve akıl tutulmasını gizleyen en büyük körlüktür. Karşı tarafın eksikliği üzerinden siyaset üretmek, hakikati ıskalamak ve kendi ellerimizle hazırladığımız akıbeti görmezden gelmektir.

Artık son iyilik vagonları da terk etmektedir istasyonumuzu; son bir gayretle koşarsak yetişebiliriz belki. Tıkamayın kulaklarınızı gerçeklere! Geleceğinizi, bugün muhalif diye nitelendirdiklerinizin beceriksizliğiyle şekillendirmeyin.

Bizler; işimizle, icraatimizle, yaklaşımımızla ve ne yazık ki unuttuğumuz o asil tevazu libasımızı yeniden kuşanarak hatırlatmalarımıza devam edeceğiz.

Çünkü biliyoruz ki kurtuluşun ve düzelişin yegâne yolu adalettir. Adaleti başa yazmak; yalnızca bir temenni değil, sarsılmaz bir nizamın inşasıdır:

  • Makamın adaleti, sadakatin değil liyakatindir; unvanların hak etmeyenlere peşkeş çekilmesinden vazgeçilerek liyakatin uzun tatilinden dönmesi, nefes aldıracak ilk adımdır.
  • Gücün adaleti, zayıfı ezmek değil merhamettir.
  • Fikrin adaleti, menfaati öncelemek değil dürüstlüktür.
  • Aklın adaleti, kibrin esiri olmak değil hikmettir.
  • İlmin adaleti, lafta kalmak değil ameldedir.
  • Hukukun adaleti, ayrıcalıklara kalkan olmak değil eşitliktir.
  • Emeğin adaleti, sömürüye rıza göstermek değil alın teridir.
  • Ve kalemin adaleti, konjonktüre göre eğilip bükülmek değil doğrudan haktır.

Gidişatın farkında olanların sessiz kalma lüksü yoktur. Eleştirilerimiz yıkmak için değil, doğrultmak içindir. Uyarılarımız, milletin ve davanın geleceğini şahsi ikballerin üstünde tutan bir sorumluluk bilincinin gereğidir. Bu yolda durmadan, çekinmeden ve hakikati haykırmaktan vazgeçmeden yürümeye devam edeceğiz.