Hepimizin içinde kıvrılan yılandır; yalan

D. Ali TAŞÇI

Cumhuriyet dönemi şairlerinden Behçet Kemal Çağlar “yalan” üzerine konuşmak üzere kürsüye çıkar ve dinleyicilerini süzerek onlara şöyle der:


“Yahya Kemal’in son şiiri “Yalan”ı okuyan var mı içinizden?


Dinleyicilerden birçoğu ellerini kaldırarak okuduklarını söyler. Behçet Kemal: “Ama ben biliyorum ki, Yahya Kemal’in “Yalan” adında bir şiiri yoktur, onu ben uydurdum.”


Behçet Kemal ondan sonra o dinleyicilere neler konuşmuştur bilmiyorum, ama bu tip dinleyicilerin her zamanda yaşadığı ve hiç eksilmedikleri de ortadadır.


“Filanca diziyi izliyor musun?” sorusuna karşılık, “Ben onu izlemem, genelde haber-program ve belgeseller izlerim!”  türünden bir vakara bürünme söylemiyle hep karşı karşıya kalmıyor muyuz?
Toplumun genel algısı, gelenek ve görenekler, ahlak anlayışı, aile yapısı, değer yargıları… insanlara görünür görünmez baskılar kurabilir ve kurar. İnsanın iç dürtüleri ve toplumsal algı arasında bir tezat (çelişki) varsa, insan yalana yönelebilir veya topluma karşı direnebilir. Yalana yönelme zayıf kişiliklerde, topluma karşı direnme ise daha kişiliğini bulmuş insanlarda söz konusudur. Ne var ki bu durumlarda yalan daha ağır basar.


Behçet Kemal’in dinleyicilerinde “entelektüel” gözükme endişesi öne çıkarken, dizilerin kaçak müdavimlerinde ise “ahlaki erozyona uğramışlık” korkusu göze çarpmaktadır.


Yalan, insanlık tarihi boyunca tüm dinlerde ve anlayışlarda kerih-kötü görülmüş ve dışlanmış bir davranış biçimidir. Dillerde hep kötü nitelense de, çoğu zaman sultanlık tahtından sesler vermiştir, yalan. Söyledikleriyle yaptıkları bir olmayan, çelişen insanlar ve toplumlar yalanın vatanıdır.
Yalanlarla, düzenbazlık ve hilelerle servetlere konan bazı insanlar, ilk etapta toplumun diline “kötü” olarak düşseler de, sonunda, servetlerinin albenisi karşısında, toplumun bazı kesimlerinde onlara karşı gizli bir “hayranlık” söz konusu olmaktadır.


Bunun nedeni anlayabiliyoruz:


Bu tip insanlara karşı gizli hayranlık duyanlar, derinden onlara öykünenler, aslında kendi iç dünyalarında hayal ettikleri olumsuzlukların, bir başkaları tarafından gerçekleştirilmiş olması, onlara şeytani ve şehvani bir zevk vermektedir. Ruh olgunluğuna ulaşamamış, fıtri terbiyeden geçmemiş hemen herkes bu anlayışın zebunu durumundadır.


Bu nedenle toplumun içinde dile getirilen birçok eleştiri, kınama gibi şeylerin aslında reel bir tabanı yoktur. Filanca partiyi veya siyasetçiyi eleştiriyor, ama onların yaptıkları olumsuzluklarla, kendisinin içinde devinen şeytan aynı şarkıyı söylemektedir. Yalan, hayatın bizzat kendisi olmuştur. Evet, yalan, hayatın bizzat kendisi olmuşsa, orada doğru ve doğrular taşlanır. Bu tip toplumlarda sokak söylemleri vecizeler gibi algılanır, bu söylemleri dillendirenler de kahraman olur. Ancak bu algı ve anlayıştan kurtulmak için kitaplara kaçmak, belli bir dönem inzivaya çekilmek, kendini demlemek en uygun hareket olabilir; çünkü yalancının mumu sabaha erişmez. Tilki kurnazlığıyla kümesi bekleyenlerin gülücükleri ve sözleri öldürücüdür. Konuşma ve davranışlarında sürekli olumsuzlukları öne çıkaranların iç dünyaları zifiri karanlıktır; istemeseler de orada bir ışık (doğru) yakmak insanlık görevidir.


İngiliz başbakanına “Hindistan mı yoksa Shakespeare mi sizin için daha önemli ve kıymetlidir?” diye sorulduğunda, hiç düşünmeden: “ Elbette Shakespeare; çünkü Hindistan her zaman ele geçebilir, ama Shakespeare bir daha zor ele geçer!” demesi,  gerçek sanat ve sanatçının toplumun doğru akışında ne kadar önemli bir işlevi olduğunu bize hatırlatmaktadır.


“Sanatçı” diye ortaya çıkanların bin bir yalan ve düzenbazlıklarla, özellikle gençlere, model görüntüler vermesi, savaştan daha tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır.


İdeolojik fırtınaların, alaboraların yalan ürünü olan ve o hengâmede çok satıp az okunan eserler (roman, hikâye, şiir…), fırtınalar dindikten sonra enkaz olarak ortaya çıkarlar ve taşıdıkları yolcuların cesetlerini de denize sürüklerler.


İnsan yalanla değil, doğrularla yaşamalıdır; çünkü doğrunun yardımcısı Allah’tır.


Yalan cennetinde kişiliksiz ve onursuzca yaşamaktansa, doğru cehenneminde kişilikli ve onurluca yanmak daha insancadır.