İNSAN, ÂNIN KAHRAMANI OLMALIDIR

D. Ali TAŞÇI

 

            Mevlâna, Mesnevi’sinde 226 hikâye/ fabl anlatır. Eğitimde vazgeçilmez bir ilke olan “somuttan soyuta” ilkesini kullanarak söylemek istediklerini beyinlere, kalplere iyice yerleştirir. Mesnevi’nin yaklaşık sekiz yüz yıldır okunmasının en önemli delillerinden biri budur, diye düşünüyorum.

            Ben de bu hikâye/ fabl’lardan birini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunu okuyanlar, yıllar sonra buna benzer olaylarla karşılaştıklarında, bu hikâyeyi hatırlayacaklardır:

            “Kuşun biri tuzağa tutulur. Kuş, kendini yakalayan avcıya dedi:

            “ Ey efendi, sen hayatında birçok sığır, koyun, deve yemişsindir. Sen onların etleriyle doymadın da benim etimle mi doyacaksın!

            Beni serbest bırak da, sana üç öğüt vereyim; vereyim de bil bakalım akıllı mıyım, aptal mıyım?

            Üç öğüdümün birincisini senin elinde vereyim. İkinci öğüdümü damın üstünde vereyim. Üçüncüsünü de ağacın dalına konunca veririm.

            Elinde iken vereceğim öğüt şudur: Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin, inanma!

            Kuş bunu söyleyince, avcı elindeki kuşu uçurdu, kuş dama kondu ve ikinci öğüdünü verdi:

            Bir de geçmiş gitmiş şeye gam yeme! Bir şey senden geçip gittikten sonra onun hasretini çekme! Ondan sonra dedi ki: İçimde on dirhem ağırlığında çok kıymetli eşi bulunmaz bir inci vardır! Sen o inciyi kaçırdın!

            Bunun üzerine avcı feryat etmeye başladı. Kuş; “Sana, sakın geçmiş bir şeye gam yeme, demedim mİ? Sonra sana; “Olmayacak şeye sakın aldanma!” demedim mi?

            A aslanım; benim kendim üç dirhem gelmez serçe kuşu iken, içimde on dirhemlik inci nasıl bulunabilir?” Adam; “Haydi üçüncüsünü de söyle.” dedi.

            “Öbür öğütleri tuttun da üçüncüsünü sana bedava söyleyeyim, öyle mi?” dedi.

            Gaflet uykusuna dalmış bir bilgisize öğüt vermek, çorak bir yere tohum ekmektir, vesselam!”

            İnsanı en çok yoran şey, anlamayana anlatmaktır. Hırs, bütün zihni bürüyünce, ondan sonra sağlıklı bir biçimde düşünmek artık mümkün değildir.

            Çevremizde konuşulanları duyarız; “Filan zamanda şunu şunu kaçırdım, şöyle yapsaydım, şöyle olurdu.” diye yakınan, çevremizde birçok insan var. Bunlar, ya kendilerini, geçmişin kahramanı gibi gösterip, yalandan, ellerine geçen fırsatı kaçırdıklarını söyleyerek, güya önemli biri olduklarını ima etmeye çalışıyorlar, ya da ahmaklıklarını toplum içinde sergiliyorlar.

            İnsan, geçmiş olaylara takılıp şu anını harap etmemelidir. Mutsuzluğun karanlık tüneli, geçmişe takılıp kalmaktır. Geçmiş günlerimizde günahlarımız varsa, onlara tövbe edilir. Gelecek ise meçhuldür. Birkaç ay önce kim bilebilirdi, korona virüsün dünyayı titreteceğini? O halde insan, yaşadığı ânın kıymetini bilmeli ve ona göre davranmalıdır. İnsan, ânın kahramanı olmalıdır.

            Yaşadıkları zaman dilimini, zamanı Yaratan’ın emri doğrultusunda yaşayanlar, umulur ki, suyun akışı doğrultusunda gittikleri için, menzile rahatlıkla ulaşırlar.

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci