İPLER NEREDE VE NE ZAMAN KOPTU?

Seyfullah FIRAT

            Sayın Başbakan çok kısa bir süre önce yaptıkları bir konuşmalarında bu ülkenin “dindar nesillere ihtiyacı var” şeklinde bir söylemde bulunmaları bazı çevreleri ciddi anlamda rahatsız etti. Başbakanın söz konusu çıkışı özellikle dini serbest piyasaya malzeme ederek bu alanda çıkar imparatorlukları inşa eden çevreleri ürküttü. Devletin bu alana el atması demek bu alanı paylaşanlarca ciddi bir meseleydi.

             Sayın Başbakanın bu haklı ve doğru çıkışı henüz sıcaklığını korurken veya ülke siyaseti bu meseleye kilitlenmiş iken hiç beklenmeyen bir şekilde ve gündemi bir anda altüst eden başka meseleler gündeme düştü. 

              MİT Müsteşarı ve bazı MİT mensupları hakkında yenilir yutulur cinsten olmayan bazı iddialar ortaya atıldı ve başta MİT Müsteşarı Sayın Fidan olmak üzere üst düzey bir takım görevliler şüpheli kimseler olarak ifadeye çağrıldılar. Devletin en üst düzey kurumu olan MİT tıpkı Türk ordusu Terör örgütü diye suçlandığı tarza benzer bir suçlamayla karşı karşıya gelmişti.

            MİT Müsteşarının bu suçlamaya ve mahkemeye çağrılması olayına karşı çıkması ve ifadeye gitmeyi reddetmesi üzerine söz konusu Savcı görevinden alındı ve hükümet derhal özel mahkemelere karşı kişiye özel kanuni düzenlemelere giderek kurgulanan oyunu şimdilik bozmuş oldu. Tabii ki bu sebeple de hükümet erkinin çokça kullandığı “üstünlerin hukuku olmayacak” iddiaları da uçup gitti.

            Yeni kanun teklifine göre bundan böyle MİT görevlilerinin mahkemelere çağrılabilmesi Başbakanın iznine bağlı olacak. Bu yeni düzenlemeden, yanı kişilere özel hukuktan Hukukun üstünlüğü ilkesi zedelenir mi veya zedelenmez mi sorularına elbette hukukçular ileriki günlerde gerekli açıklamaları getirecekler.

              Söz konusu bu ani gelişmeleri dikkate aldığımız zaman ülkede olağan dışı bir takım işlerin dönmeye başladığına hükmediyor ve işin adını iktidar içerisinde alan kapma veya hakimiyet tesis etme kavgasının açığa çıkması şeklinde yorumluyoruz.

              İşin daha henüz başında olduğumuzu, söz konusu sarsıntının AKP binasına ciddi hasarlar vereceğini ve işin nihayetinde de yeni bir partinin kurulmasına kadar işlerin gidebileceğini iddia ediyoruz. Bana göre bu oyunların hepsi Sayın Başbakana karşı kurulmuş çirkin tezgahlardır. Sayın Başbakanın çevresini bugüne kadar kuşatmış olanlar bu vesileyle gerçek yüzlerini de göstermiş bulunuyorlar.

             İktidar, özellikle Başbakan Polis ve adliye koalisyonunun sıklet merkezi olduğu  bir hamle ile karşı karşıyadır. Özellikle Sayın Başbakanın ve yakın kurmay ekibinin sıkıştırılması için bir yerlerden düğmeye basıldığı vehmine  kapıldığımız gibi bu hamlenin iç ayakları olduğu kadar dış dayanaklarının da olduğuna ihtimal veriyoruz.

             Kapalı kapılar ardında cereyan etmekte olan söz konusu alan kapma mücadelesinin epey bir zamandan beri kurumlar arası eşgüdümü ciddi manada bozduğunu hepimiz zaten biliyoruz. Bu gün ortaya çıkan tablo bizlere Sayın Başbakanla iktidarı kuşatmak isteyenler arasında ciddi bir restleşmenin olduğunu gösteriyor.
           
             MİT Müsteşarını hedef alan hamlenin esas hedefinde bizzat Başbakanın olduğunu düşünen çevrelerde az değildir. Ancak bizim temennimiz ve düşüncemiz bu hamlelerde Başbakanın galip geleceğidir. Söz konusu Savcının görevden alınması bunun göstergesidir. Ancak gelinen bu safhada Sayın Başbakanın galip gelmesi bile iktidarın yıpranmasının önünü kesmeye yetmeyecek ve AKP’  bu sebeple de ilk darbesini almış oluyor.

             Daha sonra artçı depremler olur mu, ilk sallantıda kolon kirişleri hırpalanan AKP binasının artçı sarsıntılar olması durumunda hasarın boyutunun ne olabileceğini şimdiden kestirmek çok zordur.


           Gençlik bu milletin geleceğini inşa edecek geleceğin kadroları olduğuna göre Sayın Başbakanın bu haklı temennisini alkışlamayacak tek bir Türk vatandaşı dahi düşünemiyorum. Sayın Başbakan bu konuda tehlikeyi sezmiş ve dinin zümrelerin elinde oyuncağa dönmesini arzu etmediğinden dolayı bu işi devletin ele almasını faydalı görmüşlerdir.

         Aramızda yaşayan, kendilerini ateist olarak adlandıran birçok kimsenin bile Sayın Başbakanın bu temennisine katılacağını düşünüyorum. Çünkü bu toprakların ateistin de, sarhoş ve esrarkeşinde bile iman kırıntılarının olduğuna ciddi bir şekilde inananlardanım. Ömrüm boyunca karşıtı olduğum bu çevrelerde yer alan insanlardan daha çok bu insanları yanlış raylar üzerinde yolculuk yapmaya zorlayan sebeplerle veya kahrolası ideolojilerle savaşmayı kendime metot olarak seçmişimdir.

        Sayın Başbakanın bu çıkışı bugüne kadar sessiz ve sedasız bir şekilde iktidar bünyesi içerisinde cereyan eden hakimiyet kavgasını gün yüzüne çıkarmış bulunuyor. Devletin böylesi bir misyonla yüklenmesi demek bu alanda imparatorluklar inşa eden çevrelere savaş ilan etmek anlamına geliyordu. İşte bu durum bugünkü gelişmeleri tetiklemiş ve söz konusu sıkıntıların ileriki günlere sarkacağını iddia etmekte pek kahinlik olmayacak.

       İşin tuhaf olan tarafı, Sayın Başbakanın bu hoş ve haklı temennisine herkesten önce destek vermesi gereken sözde inanan ve dindar diye bildiğimiz çevrelerden değişik tepkilerin gelmiş olmasıdır. Din denilince kuduran, milli denilince çıldıran din düşmanı veya din karşıtı çevrelerden gelen tepkiler cılız kalırken, İslamcı veya dinci diye etiket yapmış, dindar diye bu millete yıllardan beri çalım satmış çevrelerin rahatsızlık duymaları düşündürücüdür.

          Benim şahsen dikkatimi çeken ve bir hayli düşünmeme de sebep olan başka bir husus ise; daha düne kadar inanan insanlar güzergahında farklı dini formalarla koşuya çıkan ve kendi aralarında kavgalı olan sözde bir takım dini gurupların bu konuda Sayın Başbakana karşı çıkma ortak paydasında buluşmaları ve söz konusu bir birlerine karşı olan farklı zümrelerin hoparlör’ü durumunda olan malum bazı yazar çizer takımının aynı telden saz çalmaya başlamaları işin gerçek mahiyetini bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.

           Sayın Başbakanın istediği şekilde bir din eğitiminin önünün açılması bu ülkenin geleceğine çok büyük bir zenginlik kazandıracağı açıktır. Yıllardan beri gençlerimizden esirgenmiş olan dini eğitimin milli eğitim kanalıyla verilmesinin önünü açacağı belli olan bu isteğin bu alanda imparatorluklarını kurmuş olan çevreleri elbette rahatsız edecektir ve etmiştir de.

         

         Dindar diye bilenen malum çevrelerin veya yandaş takımı diye tarif ettiğimiz yeni liboş takımının Sayın Başbakanın bu adam gibi ve yerinde ki çıkışlarına karşı tepki geliştirmeleri ve köşelerinden veryansın etmeleri çok enteresan ve enteresan olduğu kadar bir o kadar da anlamlıdır.

       Ateist veya Marksist diye kendilerini adlandıran çevrelerden gelen tepkileri anlamak belki mümkündür ama dindar diye geçinen, bugüne kadar Sayın Başbakanın yanında gözüken, biz AKP politikalarına muhalefet ederken bizim cehennem biletimizi kesip elden adresimiz gönderen söz konusu iktidar dostu çevrelere neler oldu ki bir anda Sayın Başbakanın karşısına dikildiler.

        Biz yazımızı yazarken her şeyden önce saygı değer okuyucularımın şu hususu çok iyi bilmelerini isterim. İfade etmeye çalıştığım ve hiçte haklı bulmadığım söz konusu tepkileri her inanan insanımızın, Sayın Başbakana muhabbet veya muhalefet duyan her dürüst vatandaşımızın derinliğine düşünmesi veya bu çelişkili görüntüden dersler çıkarması temennisinden başka hiçbir niyetim yoktur.

         Bu konuda Sayın Başbakanı savunmak elbette bana düşmez. Beni rahatsız eden durum Sayın Başbakanın “dindar nesiller yetiştirmeliyiz” çıkışından sözde bazı dindar çevrelerin neden rahatsızlık duydukları konusudur. Devletin din eğitimine ağırlık vermesi, dindar ve ahlakı düzgün nesiller yetiştirilmesini kendine görev olarak telakki etmesinden daha doğal ne olabilir ki.

           Sayın Başbakan yürekli bir insan olduğu kadar aynı zamanda sert mücadelelerinde insanıdır. Bu çıkışının arka planında samimi bir duruş ve samimi bir takım hesaplarının olduğundan eminim. Ancak ne yazık ki, Sayın Başbakanın bu haklı çıkışı bazı çevrelerle Sayın Başbakan arasında ki iplerin koptuğu nokta olarak tarihin satırları arsında ki yerini almış bulunuyor. Bana göre bundan sonra Türkiye enteresan gelişmelere şahitlik edecek. Ciddi sürtüşmeler, çok farklı mevzilenmeler yaşayacağız. Kısaca herkes bir samimiyet testinden geçecek.

          Yüce dinimizin bugün serbest piyasada bir takım din tüccarlarının elinde çıkar malzemesine dönüşmüş olmasını hangi Müslüman hoş görebilir. Hangi inanan insan bu ülkede söz konusu bu serbest piyasa da dindarlığın zümreciliğe dönüşmüş olmasından rahatsız değildir. Biz defalarca yazdık durduk. Birçok yakın dostumuzun tepkilerini sineye çekme pahasına çokça dile getirdik. Bu ülkede cemaatçilik adına zümrecilik yapıldığını, din adına birçok yerde çıkar değirmenlerinin döndüğünü, hoş olmayan örneklerin yalnız Allah rızası için hizmet veren çevrelerin görüntülerini nasıl bozduğunu defalarca işaret ettik.

          Emekli bir eğitimci olarak bu ülkede Milli Eğitimin dininin olmadığını, bu eğitim sistemiyle Müslüman Türk evladı yetiştirmenin imkansız denilecek kadar zor olduğunu defalarca yazdığım gibi bu konuda ki düşüncelerimi genç bir Öğretmen iken 1978 yılında zamanın Öğretmen kuruluşlarından olan ÜLKÜ-BİR in Ankara Ticaret odasının konferans salonunda yapmış olduğu bir toplantı da K. Maraş ÜLKÜ- BİR i temsilen yaptığım konuşmalarımda rahmetli Milli eğitim Bakanımız Ali Naili Erdem, Rahmetli Alparslan Türkeş ve bir çok üst düzey siyasetçinin huzurunda dile getirmiştim.

            Genlik dediğimiz kuşağın bu milletin geleceği olduğunu bilen ve bu sebeple gençlerimize çok ayrı bir önem veririm. Gençliğimizin güzel ahlak, milli ve dini hislerle yüklenmiş olmalarının gerekliliğine inanırım. Hayatım boyunca da bunun kavgasını verdim ve bundan sonra kalan ömrümde de aynı kavgayı vermeye devam edeceğim inşallah.

           Mevcut eğitim sistemiyle; yabancı ideolojilerin askerliğini yapacak, bizim temel orijinlerimizle savaşma hastalığına yakalanacak nesiller yetişebileceğini, ancak bu milletin bekasını şekillendirecek inanç ve ülkülerle donanmış idealist ve inançlı nesilleri yetiştirmenin imkansız olduğunu dile getirmiş bir insan olarak Sayın Başbakanı bu temennilerinden dolayı ellerim çatlarcasına alkışlıyorum.

          Sayın Başbakanın söz konusu temennilerinin hayatiyet bulması halinde bu millet din tacirlerinin kapanına düşmekten kurtulacağı, dini kendi çıkarlarına alet eden ve bu sayede bu masum milletin inançlarını sömüren şebekelerin tezgahlarına malzeme olmaktan korumuş olacağı çok açıktır. Böylesi bir durum belki de bu millete yapılabilecek en büyük hizmet olacaktır. Bu hizmetin önünü Sayın Başbakan açacak ise bu millet o Başbakana ancak minnettar kalır.

               Devletin din eğitimine el atmasının laiklikle de hiçbir alakası yoktur. Çağdaşlıkla falanda hiç ilgisi yoktur. Bu kavramların içini doğru bir Türkçe ile doldurursanız, söz konusu kavramları ideolojik silah olmaktan çıkarırsanız o zaman Sayın Başbakanın ne demek istediğini veya neyi arzuladığını daha iyi anlarsınız.

             Ben şahsen bu ülkede bazı konuların dışarıda kalması şartıyla genel anlamda serbest piyasadan yanayım. Ancak; eğitim, kültür, sağlık, silah ve dini alanlarda özelleştirme veya serbest piyasa anlayışına karşı devletçi bir anlayışı savunanlardanım.
             Din eğitiminin devlet tarafından ciddi bir şekilde ele alınması din ticaretinin sonunu getirecek ve ümmet adına tehlikeli gördüğümüz zümreleş menin de önünü kesecektir.

          Vahdetin kulelerini dikmek, inananlar arasında arzu edilen dil ve gönül birlikteliğini inşa edebilmek, her çeşit misyoner saldırılarına karşı gençliğimizi muhafaza edebilmek  için sağlam bir din eğitimine ihtiyacımızın olduğu çok açıktır.

             Ülkenin mukadderatına hükmedenlerin bu bilinçte olmaları korkulacak, kaygı duyulacak bir hal değil, bizzat desteklenmesi gereken bir durumdur. Her ne hikmetse durum böyle olmamış maalesef kıyametler kopmuştur ve kopmaya da maalesef devam edecektir.

             Bize göre işin özü şudur. İktidarı kuşatmak isteyenler var. Bütün kurumları, kısaca devleti ele geçirmeyi hedeflemiş bir takım çevreler var. Sayın Başbakan bu kuşatma dalgasını şimdilik kırmış gözüküyor. Emniyete ve Adliyede ciddi bir kadrolaşma söz konusudur. Şimdi bu konuda ciddi anlamda karşıt operasyonların gelişeceğini düşünüyorum. Bu sebeple bu kavga bir süre daha sürecek sanırım. Kavganın tarafları arasında ileriki günlerde çok enteresan kimselere rastlarsanız sakın şaşırmayın. Enteresan tipleri bu oyunun içinde görmeye ve yeni gelişmelere şimdiden hazırlıklı olun efendim.