İSRA VE MİRAÇ NE DİYOR?

Yusuf KAMBUR

 

“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi-i Aksa’ ya götüren (Allah, her türlü noksanlıktan) münezzehtir.

Şüphesiz ki O, evet O’dur her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla gören.”(İsra: 17/1)

İsra’yı anlatan bu ayet-i kerime bizlere şu hakikatleri hatırlatıyor:

İlki, Cenab-ı Hakk’ın “Sübhan” oluşunu… Allah her türlü noksanlık ve kişileştirmeden uzaktır. “Hiçbir şey O’nun misli/benzeri/dengi değildir.”(Şura: 42/11)

İkincisi, Hz. Peygamberin (sav) “Abd/kul” oluşunu… Hz. Peygamber (sav), İsra ve Miracı bir “kul” olarak müşahede etmiştir. Ubudiyet bir beşerin çıkabileceği en üst noktadır.  

Üçüncüsü, Hz. Peygambere (sav) “İlahi kudret delillerinden bir kısmı” gösterilmiştir. Çünkü “Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O’dur.”(İsra: 17/1)

Dördüncüsü, İsra bölümünü anlatan ayet-i kerimede geçen “ayetlerimizden bir kısmını göstermek için” ifadesi Miraçı da zımnen içermektedir. Çünkü Efendimize gösterilen olağanüstü şeyler Mescid-i Aksa’dan sonra artarak devam etmiştir.

İsra ve Miraç olayı “insanları benzerini yapmaktan/yaşamaktan” aciz bırakan bir mucizedir, peygamberlik delilidir.

İman edenlere “Allah’ın yardımını” müjdelemek, inkâr edenleri de “korkutup uyarmak”(İsra: 17/60)  için gerçekleşmiş mucize…

Miraç kısmı neden gizlendi? Neden böyle?

En doğrusunu Allah bilir ancak “imtihan oluşu” kıyamete dek sürsün diye… Olmuş bitmiş bir sınav olmaktan çıkıp devam eden bir sınava dönüştürülmüştür. “… O malum rüya/müşahede/görüntü/temaşayı insanlar için bir imtihan kıldık.”(İsra: 17/60)

“Bu da bir imtihandır ve imtihan devam ediyor.”

Bu harikulade olayın gayesini bir kenara bırakıp, teferruatta boğulanlar ortaya çıksın diye… Kim nerede duruyor?

Sınavı bırakıp sınav salonunda tavandaki tahtaları saysınlar…

Kendilerine verilen bilgilerle yetinmeyenler “ipliğini kuvvetle eğirip sonra sökmeye çalışan”(Nahl: 16/92) zavallı gibi uğraşıp dursunlar. Birbirlerini itham edip tartışsınlar… “Bırak onları ihtiraslarıyla oyalanıp dursunlar…”(Hicr: 15/3)

Namaz beş vakit olarak Miraç’ da farz kılınmasa değişen bir şey olacak mı? Namazın farz olduğunu gösteren onlarca ayet-i kerime var. “Cephede bile namazın asla terk edilmeyeceğine dair”(Nisa: 4/102) ilahi emir bulunmuyor mu?

Bugün Müslümanlar olarak bizler “… Öyle bir nesil geldi ki onlar namazı zayi ettiler de şehvet ve dünyevi tutkuların peşine düştüler…”(Meryem: 19/59) gerçeğiyle karşı karşıya değil miyiz?

Evlerimiz kabristana dönmüş biz hâlâ neyi tartışıyoruz?

Şeytan ve ordusu 7/24 iman sarayımızı küfür toplarıyla dövüyor. Farkında mıyız? “…Ve onlardan gücünün yettiklerini/sana tabi olanları sesinle/çağrınla yoldan çıkar.

Gerek yaya gerek atlı, bütün ordularınla dört bir yandan yürü üzerlerine; haram kazancı teşvik ederek mallarına, senin istediğin amaçlar doğrultusunda eğitilip yetişmelerini sağlayarak çocuklarına ortak ol…”(İsra: 17/64)

Dün “evlatlarımız tehlikede” diyorduk bugün “hepimiz tehlikedeyiz.” Eğer tevbe etmezsek “Gayya’ yı(Meryem: 19/59) boylayacağız.

Müslüman kadın bu ne hal? Müslüman kız bu ne perişanlık?

Müslüman erkek “bu nasıl bir öfke, bu ne şiddet ne celal?”

“Ey iman edenler!”

“Nereye gidiyorsunuz? Nasıl böylesine savruluyorsunuz?”(Tekvir: 81/29; Mümin: 40/62)

Hababam sınıfındaki Müfettiş gibi “beyinler allak bulak…”

Netice:

Müslümanlar olarak “yücelmek, yükselmek, manevi mertebeler elde etmek, ilahi yardıma mazhar olabilmek için” Rabbimizle imzaladığımız “kulluk sözleşmesini” yeniden gözden geçirmeliyiz.

İçinde bulunduğumuz bereketli mevsim ve 27 Şubat Pazar gününü Pazartesi’ ne bağlayan “Miraç gecesi” bize temiz bir sayfa açma imkânı sunuyor.

O gece “Allah’ın mescitlerinde” omuz omuza gönül gönüle bir araya gelip hep birlikle “Allah’a kul habibine ümmet” olma bilincini yenileyelim…