KOCABAŞLARIN KELLELERİ UÇURULUR!

D. Ali TAŞÇI

 

            Cumhuriyet sonrası Türkiye en kritik günlerin içinden geçmektedir.  Yaklaşık yüz yıl sonra tekrar bir dünya savaşının dumanları etrafı kaplamış gözükmektedir. Tarih gösteriyor ki, yüz yılda bir ülkeler de bir kendine gelme veya sarsıntı süreci yaşamaktadır. Aslında şu fani dünyada bir eli yağda, bir eli balda hayat süren insanlara, hayatın bir de zorluklarının olduğu hatırlatmasıdır bütün bunlar.

            Zor zamanlarda, yanınızda kalan insanlardır, dostlarınız. Zihni işgale uğramış “aydın” denilen adamların söz ve davranışlarına bakarak, bunca yıl bu adamların tasallutunda nasıl yaşayabildiğimizi hayretle izlemekteyiz! Devlet, kendi egemenlikleri altındaysa buna “evet” diyorlar, bir başkasının, seçimle de gelse, yönetimine girerse, düşmanca tavırlarını, saldırılarını esirgemiyorlar. Hükümetler eleştirilebilir, fakat devlet, üstelik bir savaş arifesinde, senin elinde değil diye onu yerden yere vurmak, tam bir düşmanca tavırdır ve affa layık değildir.

            Her ülkede ajanlar, menfaatleri uğruna devletini satanlar bulunabilir ve vardır da. Fakat bizdeki kadar aleni olarak kendi devletine saldırıda bulunan “aydın”lara dünyanın hiçbir yerinde rastlayamazsınız. Bunun temeline inildiğinde dinimizin “hak ve batıl” dediği ayrımla karşılaşırsınız. Bu bir insanlık ve iman yasasıdır. En yakın Ebu Leheb (amca), öz yeğeni Hz. Peygamber’e (AS)can düşmanı kesilmedi mi? Demek ki vatanın oluşmasında sadece ırk veya akrabalık bağı da yeterli olamıyor; inanç ve duygu ön plana çıkıyor.

            Ülke içinde de siyasi partiler arasında acayip bir çekişme ve dilimin varmadığı, karşı duruşlar var. Anayasa yap(ma)mak için bir araya gelmişler, ama amaç anayasa yapmak değil, ülkenin gidişini tökezletmek ve iktidarın gücünü azaltmak. Bunca dış sorunlara rağmen, dış düşmanlara karşı içerde birlik ve beraberlik sağlanamıyorsa, Allah göstermesin, yarın bir savaş esnasında da hükümetin kaybını, kendi zafer hanesine yazmak için tırnak sürtenler ortaya çıkacak demektir.

            Mesele geliyor, eğitime dayanıyor. Okullarda eğittiğimizi sandığımız çocuklarımızın büyümüş halleridir bugünkü “aydın”lar ve muhalefet. “Sahip olmak” duygusuyla şişirdiğimiz çocuklarımızın gelip dayandığı yerdir burası. Ahiret inancından uzak, fanilik idrakinden yoksun, hesap kitap bilincinden mahrum büyüyen çocukların gelip dayandığı yerin adıdır, durduğumuz mekân.

            En zor zamanda iktidar ve muhalefet bir ortak paydada birleşemezse, devlet işlemi nasıl yürür? Bunun olumsuz sonucu sadece üstte olanlarda gözükmez, halkın içinde de bir ayrışma nükseder ve bu kanser mikrobundan da beter olur. Bunun adı “fitne”dir ki, ocakları söndürür, yurtları perişan eder.

            Diriliş dizisinde Moğollara ajanlık yapan Kocabaş’ın kellesini Ertuğrul uçurmuştu; uçurmasaydı Kayı boyu tehlikedeydi. Devletini, karşı devletlere jurnalleyen her hain için ölümcül cezalar verilmiştir, her devlet tarafından. Bunun diktatörlükle, demokrasiyle hiçbir ilişkisi yoktur, devletin bekası söz konusudur, çünkü.

            Gelecekle ilgili, çocuklarımızın eğitimiyle ilgili çok köklü programlar geliştirmeliyiz. Bu sahte “aydın”ların vaveylasından çekinmeden, çocuklarımızı fıtratları doğrultusunda eğitmenin yollarını aramalıyız. Bunun için, başta tarih ve sosyal bilimler programlarını gözden geçirmeli, tarihimizi doğru anlatan, sosyal bilimleri, insan fıtratına uygun dile getiren kitapları müfredata sokmalıyız. Bugün, zihinsel ve bedensel akışını denetleyemeyen gençlerimiz, bu programlar sayesinde düzgün akacak ve ülke yararına filizleri sulayacaktır.

            Kadim medeniyetimiz olmasaydı, bugün daha büyük sorunlarla baş başa kalacaktık. Öyleyse bu kadim medeniyetimizin köklerini sulamaktan başka çaremiz yoktur. Bu yapılınca da büyüyen çınar ağaçlarının gölgesinde ayrık otları filiz veremeyecektir.

                                D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci