KÜLTÜR, KÜLTÜR EMPERYALİZMİ

D. Ali TAŞÇI


    “Kültür”ün çeşitli tanımı yapılmıştır. Birkaç tanesine bir göz atalım:
    “Bir toplumun maddi ve manevi alanda oluşturduğu ürünlerin tümüdür.”
    “Bir toplumun yaşayış biçiminin tümüdür.”
    “Bir kuşaktan diğerine aktarılan bilgi ve kalıplaşmış davranış biçimleri birikimidir.” (Kültürel Antropoloji, Mahmut Tezcan)
    Gelenek, görenek, inanç sistemleri, ahlâk, değerler, dil… Giyecek, yiyecek, barınak... kültürün manevi ve maddi öğelerini simgeler. 
    Örneğin; bir otomobile sahip olan bir insanın, otomobile binme ve onu kullanma kültürü bile farklılık gösterebilir. Yemede, içmede, eşyayı kullanmada; kısaca hayat tarzında kültürler ayrışırlar, farklılıklar arz ederler.
    Dünyada kültürler birbirinden son derece farklıdırlar. Bir örnek verelim:
    Bir insanın yediği, coğrafya kadar kültüre de bağlıdır. Kurbağalar, yılanlar, fareler.. kimileri için fevkalade değerli yiyecek maddeleridir; fakat kimileri için değildirler. Müslümanlar domuz eti yemez, Hindular sığır eti yemez. Çinliler de süt sevmezler.
    Çin’de konuklarına nefis etli sandviç sunan kadın, konuklar sandviçleri yedikten sonra, onlara, sandviçlerin taze olarak öldürülmüş çıngıraklı yılan eti olduğunu söyler. Bunu işitince hepsi birden hastalanır; fakat çıngıraklı yılanları nefis bir şey olarak kabul eden kimselerde hastalık görülmez, bilakis onlar keyf çatmaktadır. Aynı şekilde domuz etini bilmeden yiyebilen bir Müslüman, bunu anlayınca kusabilir, fakat bir başkası zevkle yemenin tadını çıkarır.
    Kültürün böylesine maddi ve manevi kalıcı etkileri vardır. Kültür, pencereden aşağıya atılamıyor; merdivenlerden aşağı basamak basamak indirilebiliyor.
    Cumhuriyet’le birlikte bir kültür değişimine uğradık. Halka rağmen A’dan Z’ye her şey değişime uğradı. Değişim üstten aşağı olduğundan, devlet-millet uyuşmazlığı her zaman varolageldi. Dilde, yasalarda, yaşam tarzında tamamen Batı uygarlığı hedef alındı, onların davranışları adeta kutsandı. İnsanlar köklü geçmişlerinden uzak tutuldu, kimlikler böylece örselendi. Bugünkü sıkıntılarımızı basit güncel olaylarla değerlendiremeyiz.
    Gelişmiş ülkelerin, az gelişmiş ülkelere kendi kültürlerini kabul ettirmeleri olayına kültür emperyalizmi denir. Bunun dünyada örnekleri çoktur. Mesela, Kuzey Afrika, Fransız kültürünün etkisindedir. Cezayirliler, Fransa’ya karşı bağımsızlık savaşını başlattıklarında, bazı Cezayirliler, Fransa’dan yana tavır almışlardır. Nedeni, kültürel erozyon.
    “Bir İsrailli profesör, milletlerarası bir toplantıda Cezayirlilere şunları söylemişti: “ Siz vaktiyle Fransız işgalindeydiniz. Fransız askerleri sokakta gezerdi, ama evinizin içine giremezdi. Şimdi Fransız askeri Cezayir’den çıktı, ama Fransız televizyonu evinizin içine girdi.” (Sabahattin Zaim, İktisat, Tolum, Siyaset. Derleyen, Faruk Taşçı)
    İngiliz- Amerikan kültürü ise adeta ahtapot gibi dünyayı sarmıştır. Bu konuda en etkin araç, kitle iletişim araçlarıdır. “Medya” denilen bu araçlar, kültür emperyalizmini yayan en etkin araçlar olmuşlardır. Paralı, gönüllü emperyalizme uşaklık edenler her zaman ve her yerde var olmuşlardır.
    Kültür emperyalizminde bir diğer araç, yabancı dildir. Az gelişmiş ülke seçkinleri zorunlu olarak yabancı dil öğrenmektedirler. Okullarında yabancı dil adeta kutsanmaktadır. Bu durum da onların kültürlerinin yayılmasında etkin olmaktadır. Ayrıca seçkinlerin veya başarılı öğrencilerin bir kısmının gelişmiş ülkelerde eğitim görmesi, o ülkelerin kültürlerini yaymada etkin olmaktadır. (Şöyle bir gözünüzü yumun; yüz yıldır ülkemizi yönetenlerin büyük çoğunluğu eğitimini nerelerde görmüştür? Sonra anlayamadığım bir durum var; her kaymakam adayı, atanmadan önce İngiltere’ye gönderilip, orada bir yıl neyin eğitimini, niçin almaktadır?)
    Gelin, bir de şuna bakalım: “1923’ten 1960’a kadar Mısır ile Türkiye başbakanları bir araya gelmemiş. Türk Hava Yolları 1976 yılına kadar İslam dünyası ile uçuş hattı kurmamıştı. (Bu anlayışı rahmetli Erbakan Hoca yıktı.) Türkiye, Suudi Arabistan ile ikili münasebetler kurmamış ve böyle bir ilişkinin kurulması için Meclis’e gelen öneri laikliğe aykırı olur gerekçesiyle reddedilmişti.” (Sabahattin Zaim, age.) (Dolar için de olsa ABD Başkan’ı, Suud’a gidince, salyalı- sümüklü yazılar da yine bu efendilerce yazılır.)
    İslam âleminin ortak paydası İslam’dır. Yerel kültürler kendi aralarında yaşayabilir, bunun bir sakıncası yoktur, hatta zenginliktir. İslam ülkelerinin yozlaşmış yöneticileri aradan çekilirse, halklarının “Ümmet Birliği”nde buluşmaları iki asırlık bir özlemdir. Bunun için de bu ülkelerin halklarının birbirlerini tanımaları, ilişkilerde bulunmaları kaçınılmazdır. Son zamanlarda Afrika’ya yaptığımız yardımlar, yatırımların bu açıdan önemi büyüktür. Önemini, Fransa’nın uyuz eşek gibi tepinmesinden anlayın.
    İslam elbette bir kültür değildir, fakat kültürü de içine alan, Allah’ın insan fıtratına nakşettiği bir Din’dir. Bu Din yaşanırsa, insanlık iki dünyasında da mutlu olur.
D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci