KÜRESEL OYUNLAR VE OYNATANLAR

Seyfullah FIRAT

Dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir çağda hiçbir toplum kendi dinamikleri dışında başka ve gayrı milli zorlamalarla gelişip inkişaf edememiştir. Nasıl ki her canlı kendisine uygun şartlarda veya ortamlarda hayatiyet sürerse, milletler de kendi milli kültürleriyle ve kendi ortak paydalarıyla ayakta kalabilirler.

İnsanlık tarihinin gerilerde bıraktığı tarım toplumu ve sanayi toplumu süreçlerinde teknolojik olarak bugünlerin çök gerilerinde seyretmiş olsa da, bugün sahip olunan teknolojik gücün ve bilgi potansiyelinin temelinde bahse konu süreçlerdeki emek ve gayretler vardır.

Günümüz dünyasını bir baştan diğer başa kadar resmen işgal etmiş durumda olan küreselleşme cambazlığının arkasındaki emperyalist odaklar geçmiş süreçlerde de insanlığın başına bela olmuşlardı. Silahlı savaşlarla veya kültürel saldırılarla sürüp gelen kavganın seyrini genellikle milli mukavemetler değiştirmiş ve her türlü saldırının def edilmesinde milli şuur ve milli refleksler aşılmaz duvarlar olmuştur.

Her çağın şartlarına ve imkanlarına uygun savaş yöntemleri geliştiren emperyalist saldırılara karşı duran milli güçlerin en vazgeçilmez silahı milli birlik ve beraberlik duygusu olmuştur. Tarih birçok yok oluşa, yıkılışa şahitlik etmiştir. Bütün yıkılışların, tarih sahnesinden silinişlerin arka planında hep şuur bulanıklığı ve kültürel yozlaşmalar olmuştur.

Koca bir insanlığı tek merkezden kuşatmaya ve sindirmeye niyetlenmiş olan çağımızın saldırgan odaklarının şimdilerde hedeflerinde insanların düşünce dünyaları, muhakeme etme kabiliyetleri ve milli hassasiyetleri bulunmaktadır.

Çağımızın gelişen enformasyon teknolojisi sayesinde saldırılar daha başka bir şekil almış, iletişim kanallarını ele geçiren güçler ne yazık ki milli güçlerden birkaç adım ileri geçerek hamle üstüne hamle geliştirmektedirler. Milli güçlerin hareket kabiliyetleri tepkisel alanın ötelerine geçerek karşıt bir aksiyoner harekete dönüşememekte ve bunun neticesinde de ebucehillerin, firavunların kalıntılarının düdüğü daha gür ötmektedir.

Sekiz milyara yakın insanın yüzde seksen beşi resmen esaret ve kuşatma altında bulunmaktadır. Milli sanayiler montaj sanayi olmanın ötelerine geçememekte ve bunun sonucunda da insanoğlunun yüzde seksen beşi kültürel alanda olduğu gibi iktisadi alanda da bağımlı hale düşmüştür.

Ortaya çıkmış bulunan bu vahşi fotoğrafı yaşlanmış bu gezegenin bundan öteye sırtında taşıma şansı sıfıra yaklaşmış bulunmaktadır. Ya koca bir insanlık toptan esarete düşecek veya insanoğlu uyanışa geçerek zalimlerin atomlarını mazlumların tırnaklarıyla susturmasını öğrenecektir.

Türk milleti tarihe yon vermiş, sömürgeci zihniyetlere karşı mazlumların savunuculuğunu asırlarca üstlenmiş bir millettir. Bundan dolayıdır ki, dünya hâkimiyeti peşinde olan güçlerin tarihin her döneminde hedefi olmuş, çok adice ve kancıkça saldırılara muhatap olmuşuzdur. Cephelerde savaşmaktan gına getirmiş olmamıza rağmen millet olarak ömrümüzün çok büyük bir ekseriyeti hep küfürle yaptığımız savaşlarda heder edilmiştir.

Şimdi yeni bir dönemece gelmiş bulunuyoruz. Bizi biz yapan değerlerimizin hepsinin içi boşaltılmış, tabuları yıkıyoruz denilerek bütün kırmızı çizgilerimiz delinmiş, dünya ya entegre oluyoruz diyerek millet kimyamız resmen tarumar edilmiş durumdayız.

Boynuna taktığı kravat ve cebindeki ısmarlama Prof. diplomasıyla dünya süpermenlerinden birisi olduğunu zanneden bir takım zavallılar yüzünden yok olma tehlikesiyle burun buruna gelmiş bulunuyoruz. Güneydoğu kaybedilmek üzeredir. Burnumuzun dibinde yapay bir Kürt devleti inşa edilmiştir. Ermenistan eşkıyalık yapmaya hazırlanmaktadır. Asırlarca himayemizde olan din kardeşlerimiz çeşitli vesilelerle işgal edilme saldırılarına hedef olmaktadır. Kıbrıs elimizden uçmak üzeredir. İstanbul kültürlerin başkenti olacak denilerek resmen Türksüzleştirilmek istenmektedir. Bölücü terör Ankara parkının yarısını almış durumdadır. Yeraltı dünyası tamamen el değiştirmiş ve bizim dümenimizden çıkmıştır. Milli eğitim politikalarımız Vatikan şövalyelerince tanzim edilmektedir.

Dönüşüm adı altında zoraki bir değiştirilme, demokratikleşme adı altında korku imparatorluğuna dönüşme, hukuk devleti adı altında devletten acımasızca hesap sorma ve intikam alma operasyonlarıyla burun buruna getirilmiş bulunuyoruz. Çoğunluğun azınlığı sındırdığı, olukların mecra değiştirerek yalnız yandaşların değirmenine aktığı, özelleştirme denilerek bütün birikimlerimizin elden çıkarıldığı, dünyanın en gözde ordularından birisi olan Türk ordusunun terhis edilme noktasına getirildiği çok enteresan bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz.

Afrika ülkelerinde bile tutuklu insan sayısı mahkûm insan sayısının yüzde on beşlerini geçmez iken bizim sözde üstün demokrasimizde tutuklu insan sayısının mahkûmları aştığını utanarak gözlemliyoruz. Bütün bunlara rağmen halen her şeyi güllük gülistanlık olarak gösterenlere de şaşkınlıkla ve ibretle bakıyoruz.

İnsanımızın korkunç bir propaganda bombardımanına tabi tutulduğu, kuşatılmış medyanın attığı sis bombalarıyla insanımızın görüş alanının bir hayli daraltıldığı, yalanların doğrulara şinanay çektiği acayip bir hengâmeden geçiyoruz.

Bu millete mensup olmaktan onur duyan ve şükreden, bu coğrafyada kader birliği etmiş olduğumuz yetmiş milyon insanın hepsini kucaklayacak kadar gönül insanı olmayı kendisine hayat felsefesi olarak seçen bir vatandaş olarak ülkem adına, milletim adına, bu kirli oyunları oynayanlar adına ciddi endişeler taşıyorum.

Ülkemin nereye doğru gittiği, tehdit ve şantaj yoluyla rotamızın tamamen kontrol altına alındığı kaygısını duyuyorum ve olup bitenleri maalesef başka türlü yorumlayamıyorum. Bu kadar yanlışın ancak ve ancak tehdit ve şantajlar sonucunda yaptırılabileceğini düşünüyor ve Allah beterin daha beterinden saklasın diye de özellikle ülkeyi yönetenlere ve hepimize gece gündüz dua ediyorum.