MERHAMET KİME VE NASIL?

D. Ali TAŞÇI

 

            “İslam’ın kılıcı bizzat merhamettir.” (Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü)

            İnsan var oldu olalı merhamet etmeye de merhamet edilmeye de muhtaçtır.

            Bir annenin çocuğuna karşı olan sevgisi, şefkati, merhameti tartışılmaz. Aynı anne, çocuğunun hastalığında, onu doktorun eline verip ameliyat yaptırıyor, çocuğunu kestiriyor ve bunun için de doktora teşekkür ediyor. Çünkü doktorun neşteri bizzat merhamettir; öldürücü değil, dirilticidir.

            Bir aslanı yavrusuna musahhar eden duygu merhamettir.

            Mesela, İslam hukukunda bir kişi, suçsuz birini öldürürse, öldüren kişi İslam devleti tarafından kısas edilir. (Kısas: Misilleme yaparak cezalandırma.) Bu uygulama da, “Kısasta sizin için hayat vardır.” (Bakara, 179) ayetine dayandırılır.

            Sezai Karakoç’un bunun hakkında çok güzel bir benzetmesi vardır, der ki: “ Yağ lekesini, yine yağ tortusu olan sabun giderir.” Kısas edilerek hem adalet yerine getirilip suçluya merhamet edilir, hem de kan davalarının önüne geçilerek gelecek nesillere merhamet edilir.

             İnsan sadece dünyevi bir varlık değildir, o, aynı zamanda ölüm ötesinin sonsuz yolcusudur. Bu yolcunun dünyada işlediği suçlara, dünyada ceza vererek, onu, öte âlemdeki cezasından hafifletmek ister. Tıpkı doktorun neşter atması gibi.

            Bir şeyi, olması gereken yerin dışına koymak o şeye zulümdür. Adalet ve dolayısıyla merhamet; bir şeyi, olması gereken yere koymaktır. Mesela kutup ayısını soğuktan, kardan kurtarmak adına onu sıcak memleketlere getirmek ona zulümdür; çünkü onun bünyesi, yaradılış yapısı buna müsait değildir. Merhamet, onu kutupta, karda bırakmaktır.

            “Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk (ibadet) etinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)

            Kulun Allah’a kulluk (ibadet) etmemesi, onun kendi nefsine zulümdür. Kulluk etmesi ise, nefsine merhamettir.

            “Allah’ın elçisine itaat edin ki, merhamet olunasınız.” (Ali İmran,132)

            Peygambere itaat etmek de Allah’ın merhametini celbeder. Çünkü o, Allah’ın yasalarını insanlara duyurandır; yaşayan merhamet örneğidir, rehberdir. Onsuz dünya, karanlıklar dünyasıdır.

            “Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 107)

            İnançlarıyla, davranışlarıyla bu rahmetten uzak duranların üzerine karanlık yağar.

             İnsan çoğu zaman kendi kendisine zulmeder. Mesela, tıka basa yer, midesine ve diğer organlarına zulmeder. Haram yer içer, nefsine zulmeder.

            İnsan aslında kendi vücut memleketinin padişahıdır. Ve bu padişah, vücudundan sorumludur. Vücut yasasını koyan, onu Yaratan’dır. Yaratıcının yasaları dışında hareket ederse, vücuduna zulmeder ve zalimlerden olur. Bu zulmün karşılığı olarak dünyada acı çektiği gibi, öte dünyada da azabını tadar. Merhamet, bazen sabırda, bazen kanaatte, bazen cömertlikte… tezahür eder.

            Vücut yasasını koyan, toplum denen büyük vücudun yasasını koymaz mı? Toplum bu yasayı işletmezse, dünyada da ukbada da sorumlu olmaz mı, cezasını çekmez mi?

            İbadet ise ruhun gıdasıdır, ilacıdır. Vücut ülkesini sonsuza taşıyacak olan ruh iksiridir. Allah’a kulluk etmeyenler, ruhlarını manevi enerjiyle yüklemediklerinden, sonsuzluk yolunda sürünerek giderler.

            Allah’ın insanlara ibadetleri farz kılması, insanlara en büyük rahmeti, merhametidir. Peygamberleri gönderip, aklı aşan gayb âleminden haberdar etmesi, merhametindendir.

            Ve ölümü var kılması, onun en büyük merhametidir. Ölüm sonrası hazırlamış olduğu cennet nimeti, Cemalullah nimeti ile müminleri şereflendirmesi en büyük merhametidir.

            Burada aslolan, kulun kendini bilmesi, yaratılış amacını keşfedip o doğrultuda hareket etmesidir. Bunu başaran insan için, Allah’a layıkıyla kul olmuş insan için rahmet her yerde yağmur gibi yağar. Bu yağmurdan istifade etmek gerekir.

   D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci