MİLLİYETÇİLİK IRKÇILIK DEĞİLDİR

Seyfullah FIRAT

              Bazı kötü niyetli ve marazlı kimseler; Milliyetçilikle ırkçılığı genellikle birbirine karıştırılırlar. Bu karıştırma işi çoğunlukla kasıtlı olarak yapılır. Devşirmeler, köksüz olanlar söz konusu ettiğimiz kavramları birbirlerine karıştırma operasyonda başrolleri oynarlar. Kendileri köksüz, soysuz ve cibilliyetleri bozuk oldukları için başkalarının soylu veya köklü olmalarını bir türlü hazmedemezler. Karakterleri gereği zerre kadar utanıp arlanmadan, Milliyetçiliğe ve millet gerçeğine savaş açmaktan da geri durmazlar. Birde söz konusu densizliklerini dinle ilişkilendirerek pazarlamaya kalkarlar. Yüce İslam dinini kendi edepsizliklerine dayanak edebilmek için hayâsızca bir siyaset diliyle insanların dini duygularıyla oynamaya kalkarlar. Bizler bugüne kadar; Millet ve Milliyetçiliğin en büyük ve en amansız düşmanları olarak hep Marksistleri bilirdik. Yetmişli yıllarda ortaya çıkan beslendikleri ve destek gördükleri adresleri bizlerce malum olan siyasal İslamcılar, Allah in dinini de kendilerince ideolojik bir kalıba sokarak, inanan ve düşünen beyinler üzerinde ciddi tahribatlar yaptılar. Söz konusu sözde ilimli İslamcılar, dinde reformcular, dinler arası koalisyoncuların hepsi millet ve milliyet düşmanlığı hususunda el ele vererek ezeli düşmanımız olan Marksistlerin pabucunu dama atmış gözüküyorlar. Birçok konuda Marksistlerle aynı düşünce kulvarında ateistlerle kol kola yürürler. Marksistlerle kol kola girebilen bu mendeburlar milletten veya milliyetçilikten bahsedenleri gördüklerinde uyuz olmuş gibi kaşınmaya başlarlar. 

           Her kavmin veya belli ortak paydalar etrafında ortak bir kaderi paylaşma noktasında birliktelik oluşturan toplulukların kendilerini koruma, muhafaza etme, geliştirme arzusu veya isteği olan Milliyetçiliğe ırkçılık demek veya bu ulvi hisleri inkâr etmenin arka planında siyasi kirlenmeden daha çok bir takım sosyolojik, genetik veya psikolojik marazların olduğu aşikârdır . Irkçılık her ne kadar psikolojik bir rahatsızlık ise elbette köksüzlük de benzer bir hastalıktır. Irkçılıkla soysuzluk birbirlerinin zıddı olan kavramlardır. Ancak; söz konusu kavramlar arasındaki tezat gibi görünen durum şarap ile viski arasında ki gibi olmayan bir farktır. Çünkü her ikisi de haramdır. Milliyetçilikle soysuzluk arasında ki fark çok daha belirgin ve nettir. Birisi helal diğeri ise haramdır. Burada haram olan soysuzluktur. Bunun aksini iddia etmek densizlik değil de nedir?

           Her canlı önce kendisini, yakın çevresini ve üzerinde yaşadığı toprağı korumak ister. Bu istek insanın fıtratındandır. Aidiyet veya mensubiyet duygusu sonradan kazanılsa da kişinin karakteri üzerine ciddi manada etkili olan bir duygudur. Türk milletinin kendisine has mensubiyet şuurunu başkalarının şovence hisleriyle karıştıran bedbahtlar bu milleti tanımada geciken kara cahiller ya da bu millete kini olan kahpelerdir. 

            Irkçılık yüce Allah tarafından lanetlenmiş sosyolojik ve psikolojik boyutları olan bir illettir. İslam dini ırkçılığı çok açık bir şekilde yasaklamakta ve haram kılmaktadır. Tam bu noktada; İslam dini ırkçılık denilirken neyi kast ettiğini de aynı berraklıkta ortaya koymaktadır. İslam’a göre ırkçılık denilince; kendini başkalarından üstün görme, yakınının veya her hangi bir akrabasının günahına akrabamdır diye ortak olma tavrı akla gelir. Benzer her türlü şovence yaklaşımı yüce dinimiz İslam haram kılıyor. Aynı İslam dini soyluluğu, nesebi ve aileyi korumayı, temiz bir cibilliyete sahip olmayı da makbul kabul ediyor ve teşvik ediyor. Yoksa birilerinin zannettiği gibi İslamiyet Irkçılığı haram kılarken onun zıddı olan soysuzluğu veya köksüzlüğü elbette teşvik etmiyor. İslamiyet kozmopolitizme karşı olan bir dindir. 

            Din adına millet ve milliyetçilik düşmanlığı yapanlara şu soruyu sormak lazım. Bir topluluğu meydana getiren bireylerin kader ve tasada, dil ve düşüncede, aynı ideal ve ülküde bir bütün olmasının neresi günah olur? Bu zihniyet ne sakat bir zihniyettir, bu nasıl bir kafa yapısıdır Allah aşkına?

           Bunun aksını iddia edenler bir nevi İslam dininin soysuzluğu, nesepsizliği, kozmopolitiz mi teşvik ettiğini iddia etmiş olurlar ki; bu çok büyük bir günahtır ve iftira olur. İslam ırkçılığı haram kılarken asla soysuzluğa pirim vermemiştir. İslam’da temel ölçü; ifrata ve tefrite düşmeden kendini sevmek, geliştirmek ve rahmanı olan yanlarını ve bu atmosferde ki güzelliklerini koruyup gelecek kuşaklara aktarmaktır. Bunu yapmamak veya bunları gelecek kuşaklardan esirgemek günah olacağı yerde bunun zıddını günah olarak telakki etmek nasıl bir dindarlıktır anlamak çok zordur. 

             İnsanlığı farklı kavimlere ayıran, farklı dilleri inşa eden aynı yaradandır. Onun var ettiği ve misyon yüklediği her olgu onun ayetidir. Onun yarattığını yok saymak, yok etmeye çalışmak veya inkâra yeltenmek ona bir nevi isyandır. Bu gün din adına ahkâm kesen ve katı ırkçılığı dillerine dolayarak bu memlekette nesep ve zürriyet düşmanlığı yapan densizler bilerek veya bilmeyerek bu büyük günahı işlemektedirler. Hiçbir kavmin diğer başka bir kavme üstünlük taslama hakkı yoktur. Üstün olmanın tek ölçüsü takvadır. Allaha en çok yakın duran üstün olandır. Asırlarca İslam in bayraktarlığını yapmış, var oluş hikmetini İslam’a hizmet olarak yorumlamış bu millete mensup olmak bana göre bu bağlamda bizler için şükür vesilesidir. Elbette bu millet henüz İslam’la müşerref olamamış veya İslam karşıtı cephede yer almış diğer kavimlere göre daha üstündür. Çünkü bu millet ezelden beri ilahi mesajla buluşmuş ve ebediyete kadar da yine aynı mesajla yüklü bir şekilde geleceğe akacaktır. Bu iddia veya temennilerimizi duyunca kuduran, deliye dönen ve bizi tereddütsüz mürtet ilan eden cehennem gardiyanlarına ne demek gerekir acaba?  Söz konusu ettiğimiz bu insanı temenninin veya arzunun sosyolojik adı milliyetçiliktir. Milliyetçilik geliş adreslerini bilenler için bir anlam ifade eder. Geliş adresleri meçhul olanlara Osmanlı da devşirme veya sığıntı derlerdi. Bugünlerde bu konularda çektiğimiz sıkıntıların arka planında hep bu sığıntılar vardır. 

             Bizim Milliyetçiliğimiz Almanın, İngiliz’in veya İtalyan in milliyetçiliğine benzemez. Türk milliyetçiliği bütün İnsanlığı bir aile olarak kabul eder ve milletleri de bu ailenin ortak müşterekleri olarak görür. Siz bu insanı eğilimi ve arzuyu ayaklarımın altın aldım derseniz, insanlığa hakaret etmeyi bırakın bir yana kendinizi inkâr etmiş olursunuz ki, bu yanlışınız sizi bütün rahmanı çizgilerden koparıp ve farkına bile olamadan zillete doğru taşır. 

          Sözde Kürtçü, bana göre Küresel ihaneti siz Kürt milliyetçiliği ambalajına sokarsanız, siz yine çok ciddi bir yanlışa imza atmış olursunuz. Bölücü ihanete siz milliyetçilik üniforması giydirip daha sonra da Türk milliyetçiliğini de aynı kalıba oturtup lanet yağdırmaya başlarsanız, siz sözde Kürt, gerçekte Ermeni dönmeleriyle kucaklaşıp Türk Milletine savaş ilan etmiş olursunuz. 

              Unutmayalım ki, bu millete savaş açan her güç ve odak bu milletten karşılığını mutlaka almışlardır. Geçmişte defalarca gelen ve her geldiklerinde geldikleri gibi def olup giden düşmanlar bugünlerde yeniden gelmeye cesaret edemediklerinden dolayı şimdi çeşitli akıl oyunlarıyla veya bir takım tehdit veya şantajlarla içimizden birileriyle farklı bir cephe açmayı deniyorsalar emin olun ki o oyuna gelen zavallılarda muvaffak olamayacaklardır. Bütün gaflet erbabı bu milletin sağduyusu karşısında rezil olacaklardır. 

        Allah bu milleti Türk olarak yarattı ve bu millet bugünlere gelinceye kadar da Türk olarak varlık sürdürdü. Şimdi birileri öyle diledi diye bizim Türklüğümüzden vazgeçeceğimiz yok elbette. Ancak son günlerde kullanılan bazı yakışıksız ifadeler veya saçma sapan bir takım çıkışlar gerçekten düşündürücüdür. Bu ülkenin Sayın Başbakanı da bu koroya iştirak edip kimse karşıma Türk veya Kürt olarak gelmesin derken, Sayın Başbakanımızın karşısına nasıl ve hangi kimlikle çıkılması gerektiğini de bu millete söylemelidirler. 

          Ben Türküm ve Türk Milliyetçisiyim. Sayın Başbakanın Türk Milliyetçiliği ayaklarımın altındadır ifadesine asla rıza gösteremem ve bu yanlış siyaset diline de zerre kadarda saygı duyamam. Umarım sürçülisan etmişlerdir, bunun aksını bile düşünmek istemem. Türk Milliyetçilerini yedi düvel ayakları altına alamadığı gibi Sayın Başbakanın da buna gücü yetmez. Türk milliyetçiliğini Kürt veya Laz Milliyetçiliği ile eş değer görmek ise, bu toprakların üst kimliğini veya hâkim unsuru olan Türklüğümüzü inkâr etmek olur ki, bu konuda da Sayın Başbakanın sürçülisan ettiğini düşünüyorum.