“……. NEDİR? ÖĞRENMEK İSTİYORUM!”

D. Ali TAŞÇI

 

                Seçim zamanları yaklaşınca içimi bir kasvet bürür. Koca koca adamlar, yarının ülkesini yönetecek milletvekili adayları, genel başkanlar seçim meydanlarında akla hayale gelmez vaadlerde bulunurlar. İş bununla da kalmaz, birbirlerine karşı en ağır ithamları bir bir sıralarken de pek yüzleri kızarmaz.

                Çocuk, babasına soruyor: “ Baba dinimizi mi kaldıracaklar?”

                “ Yok, nereden çıkardın bunu?”

“ Hani bir başkan var ya, o demedi mi dini kaldıracağız, diye?”

                Çocuğun anlamak ve anlatmak istediği, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın “ İktidar oldukları takdirde Diyanet’i kaldıracakları”na dair sözleri. Çocuk “Diyanet” nedir bilmez, ama anasının, babasının, dedesinin mensubu olduğu dinin kaldırılacağı tarzda bir anlam elde etmişse, bundan elbette ürperir. Bu mesajı kim vermişse, ebediyyen onu ve onun uzantılarını sevemez ve bunlara karşı gizli bir düşmanlık geliştirir. İleriki yaşlarda, gençlik döneminde de bu oluşuma karşı kimler varsa, onlarla işbirliği içine girer ve bir kamplaşmadır sürüp gider.

                Toplumu yönetmeye kalkanlar, sıradan insanlar gibi, ağızlarına her geleni ulu orta yerde söyleyemezler. Onlar, toplumun aynasıdırlar, toplum onlara bakıp kendine çeki düzen verir.

                Okuyucularımdan af dileyerek (Lütfen beni bağışlasınlar.), konuyla ilgili bir örnek vermek istiyorum: Baştakilerin, model insanların halk üzerinde, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde çok büyük bir etkisi vardır. ABD’de Clinton başkan iken, Monika adında bir kızcağızla adı birlikte anılır olmuş. Bu olayı bütün medya orta yere serince, sekiz yaşındaki çocuk,  “oral sex”in ne demek olduğunu öğrenmek için ebeveynini sıkıştırmış!

Eğitim, sadece kitaplarda öğrenilen değil, hayatın içinde ve hayatı yönlendirenlerin tarlaya ekip biçtikleri ürünün adıdır. Ahlaka ters düşen şeyler her zaman, her toplumda yaşanmıştır ve yaşanacaktı da. Fakat bu olumsuzluklar gizli kalınca, toplumun çoğunluğunu olumsuz yönde etkileyemiyordu. Şimdi bütün mahremiyetler, akla gelen- gelmeyen iğrençlikler ulu orta yere utanmadan, sıkılmadan serpilince, bundan en çok da çocuklar ve gençler etkileniyor.

Medyada sürekli gösterilen şeyler, çocukların bakış açısından büyüklerin dünyasını kavga, beceriksizlik ve endişeyle dolu olduğunu kanıtlıyor. Son zamanlarda “Çocuklar çok hızlı büyüyor.” lafını duyuyoruz. Eskiden kişinin yaşı büyüdükçe ortaya çıkan karamsarlığı, endişeyi, bilgiyi, çocuklar şimdi küçük yaşlarda öğreniyor ve benimsiyor. Çoğu zaman yanlış olan ve inanılmaması gereken bilgilere ulaşıyorlar. Sürekli saçma sapan şeylerce bombardımana tutuluyorlar.

Değer yargılarımızı kaybedince, her gelen, kendi aklı ve mantığınca bir “değer” üretmeye kalkışıyor ve ortalık gerçek anarşinin, değerler anarşisinin hegemonyasına giriveriyor. Türkiye’nin bir numaralı sorunu, bence, bir medeniyet üzerinde bulunmaması, medeniyetin diriltici soluğunu soluyamamasıdır. İyi kötü bir medeniyet algımız vardı, o da uçup gidince, nesillerimiz kuru bir yaprak gibi her rüzgârın önüne düşüyorlar. Onların kökleri zayıf veya hiç yok. Ailede köklü yetiştirilseler de kendilerini büyütecek toprak bulmada zorlanıyor ve meyveye duramıyorlar.

“Nasıl?” sesleri yankılanıyor kulağımda.

Çok basitini ve de en zorunu söyleyeyim ( Eskilerin deyimiyle sehl-i mümteni) : Eğer çocuklarınız varsa, evinizin içinde dünyevi kaygılarınızı konuşmayın. Çocuk oyunla, hareketle büyür; sizin kaygılarınızı onlara aksettirmeyin, yarın bedelini siz öder, çocuğunuzu da kaybedersiniz. Ve en önemli olanı şu; çocuğa verecek olduğunuz en güzel hediye, onların annelerini sevmektir; bunu çocuğunuza duyurun. Sevgisiz bir ev, çocuk için cehennemdir, çocuk da bu cehennemden bir an evvel kurtulmak ister. Anne baba sıcaklığı kalorifer sıcaklığından daha az ise, çocuğun mekânı sokaklardır. Bir de evin içinde, büyükler, edepli olun; yarın bumerang gibi, çocuklarınızın edepsizliğinin sizleri çarpmaması için. Ağzınızdan çıkanları kulaklarınız duymasa da kundağındaki çocuk duyuyor, bari onun insanlık hakkına riayet edin.

Toplumun önünde bulunan siyasiler, sanatçılar, diğer önderler ahlâk kurallarını kendi nefislerinde yaşarlarsa, o toplum rahat eder, çok büyük badirelere duçar olmaz. Özellikle şu yaklaşan seçim döneminde, siyasilerimizden biraz daha edepli, liyakatli ve de inanılır olmalarını talep ediyoruz; öncelikle çocuklarımız, neslimiz için.

                           D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci