NERDE BULUNUYORSAN KİŞİLİĞİN DE ODUR

D. Ali TAŞÇI

 

            Şeyh Sadi Şirazi “Gülistan” isimli kitabında bir hikâye anlatır:

            Papağanla kargayı aynı kafese koymuşlar, papağan, karganın çirkin görüntüsünden sıkılıyor ve şöyle diyordu:

            “ Ne çirkin surat! Ne iğrenç sima! Ne kötü manzara! Keşke aramız doğu ile batı arası kadar açık olsaydı da şu yüzü görmeseydim.”

            Aslında karga da papağandan bıkmıştı. O da “la havle” çekerek inliyor, talihin aksiliğinden şikâyet ediyordu. Hayıflanarak:

            “Bu ne talihsizlik! Benim şerefime layık olan, kendim gibi bir karga ile bir bağ duvarı üzerinde zıplaya zıplaya gezmekti.” diyordu.

            Hayat içinde buna benzer çok örnekle karşılaşırız. Hani bir atasözümüz vardır ya: “ Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”

            Kimi, biraz uzun vadeli olarak nerede görürseniz, biliniz ki o, gördüğünüz yerdeki atmosfere uygun biridir.

            Bir düğüne gidersiniz, tanıdıklarla tokalaşır, hal hatır sorarsınız; fakat biraz sonra sohbet alanları değişir, herkes kendi cinsini bularak kümeler oluşturur.

            Mevlâna, “ Martıyla karganın birlikte uçtuğunu gördüm ve hayret ettim. Onları takıp ettim, bir taşın üzerine kondular. Bir de baktım ki, ikisi de aksıyor!” der.

            Ortak paydaları varmış ve bu ortak payda (aksaklık) onları buluşturmuştur. Bayağı kesirlerde bile ortak payda oluşturmadan işlem yapılamıyor.

            Bu durum siyasi arenada da aynen tekerrür ediyor.

            Bir siyasi partiye gönül vermiş en alt kademedeki bir seçmenle, o siyasi partinin genel başkanı arasında gönül bağı, inanç durumu gibi anlayışlarda hiçbir fark göremezsiniz. En alt kademedeki seçmene bakın, genel başkanının ruh coğrafyasını çıkarırsınız!

            Örneğin; bir işret (içki) meclisinde bir arada olan insanlar, adeta gül bahçesindeymiş gibi zevk alırlarken, dindar biri bu meclisten acı ve ıstırap duyar. Tersi de böyledir; o meclisten kaldırıp camiye götürseniz birini, kendini işkencede zanneder.

            Patronun şoförü, ezan okunurken, patronundan izin isteyerek camiye girer. Namaz sonrası herkes camiden dışarı çıkarken şoför geç kalır. Patron, caminin kapısından içeri bakarak, şoföre seslenir:

            “Herkes çıktığı halde sen neden çıkmıyorsun?”

            Şoför cevap verir: “ İzin vermiyor!”

            “Kim?”

            “Seni içeriye sokmayan, benim de çıkmamı istemiyor!”

            Patronu içeriye sokmayan inançları, kabulleridir. Şoförü de dışarı bırakmayan aynı şeydir.

            Üstad Necip Fazıl’a, bir uçak seyahati esnasında, Başbakanlık yapmış olan bir zat, şunu der:

            “ Necip Bey, bu zamanda sizin gibi büyük bir şair, nasıl oluyor da, ayak kokusu gelen o halılara alnını koyup secde edebiliyor?”

            Üstad lafı gediğine koymakta mahirdir:

            “Burnunuza gelen o ayak kokuları, aslında kokuşmuş ciğerlerinizden gelen ufunetin kokusudur!”

            Hayatın her safhasında durum bundan farklı değildir.

            Peygamberimiz (AS) şöyle buyurmuştur:

            “ Bir yerde yüz kişi toplansa ve bunların biri kâfir olsa; dışarıdan gelen ve içerdekileri tanımayan bir başka kâfir, döner dolaşır, o kâfiri bulur ve onunla dost olur. Tersi de böyledir; yüz kişiden biri Müslüman olsa, dışarıdan gelen bir başka Müslüman da döner dolaşır, içerdeki o Müslümanı bulur ve onunla dost olur.”

            Uzun söze gerek yok, herkes durduğu ve bulunduğu yerin rengine boyanmıştır. İnsanları uzun vadeli birleştiren şey, inançlar ve kabullerdir. Bu, bugün böyle olduğu gibi, ötede de böyle olacaktır. Kimliğini öğrenmek istiyorsan, Allah’ın, seni nerede kullandığına, istihdam ettiğine dikkat et!

D. Ali TAŞCI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci