ÖZE DÖNÜŞ NEREDE KALDI?!

Halil ÇELİK

Bugün İslami düşünce ve din hizmetleri alanında karşı karşıya olduğumuz en önemli usul sorunlarından biri, köklerinden, kurumsal hafızasından ve toplumsal zemininden kopuk dinî oluşumların mantar gibi çoğalmasıdır. Genel olarak kimi siyasete, kimi bir gruba, kimi bir holdinge arkasını dayamış.

Peki, cami merkezli bir gençlik yapılanmamız, kadın oluşumumuz, eğitim gönüllülerimiz ve toplumsal sorumluluk üstlenen dinî çevrelerimiz var mı? Ülke genelinde bu soruya gönül rahatlığıyla “Evet!” diyebilecek durumda mıyız? Ne yazık ki bu alandaki örnekler, ihtiyacımızı karşılamaktan oldukça uzak.

Oysa cami, yalnızca namaz kılınan bir mekân değildir. Cami; insan yetiştirmenin, nesil inşa etmenin, aileyi güçlendirmenin, toplumsal dayanışmayı canlı tutmanın ve dinî hayatı sahih bir zeminde yaşatmanın merkezidir. İslam'ın ilk dönemlerinden itibaren cami, bireyin manevi gelişimiyle toplumun inşasını buluşturan temel kurumlardan biri olmuştur. Öyleyse bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Bunca imkâna, teşkilat yapısına ve insan kaynağına rağmen camiyi neden hayatın merkezine taşıyamıyoruz?

Bu mesele kimin meselesi?

Her şeyden önce bu sorunu en fazla dert edinmesi gereken kurum, hiç şüphesiz Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Çünkü cami, imam, din görevlisi ve din hizmeti denildiğinde bu alanın en köklü kurumsal imkânı Diyanet'in elindedir.

Peki, bu yönde güçlü ve kararlı bir irade ortaya konulabiliyor mu? Sahadaki tablo, bu konuda daha fazla düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Din hizmetlerini cami merkezli bir anlayışla yeniden yapılandırmak yerine, çözümü çoğu zaman daire merkezli yapılanmalarda arama eğilimi devam ediyor.

Elbette idari koordinasyon, uzmanlaşma ve kurumsal planlama gereklidir. Ancak idari teşkilatlanma, dinî hayatı inşa etmenin kendisi değildir. Bir şehri yalnızca şube müdürleri, vaizler, din hizmetleri uzmanları ve diğer idari kadrolar üzerinden dinî bakımdan ihya edemezsiniz. Bu kadrolar, sahadaki din hizmetini destekledikleri ölçüde anlam kazanırlar.

Asıl mesele; camilerin yaşayan merkezlere, imamların rehber şahsiyetlere, cemaatin gönüllü bir toplumsal güce ve dinî hizmetlerin kuşatıcı bir eğitim faaliyetine dönüşebilmesidir. Şehrin her mahallesinde insanla doğrudan temas kurabilen camilerimiz varken, bu potansiyeli harekete geçirmeden yeni idari mekanizmalar oluşturmayı yeterli görmek, meselenin özünü ıskalamaktır.

Çözüm karanlıkta değil, ışığın altında mı aranıyor?

Meselenin bir başka boyutu da kendisini dinî hizmetler ve toplumsal dönüşüm konusunda bilinçli gören kişi ve cemiyetlerin yaklaşımıdır. Mevcut yapılar içindeki imkânları harekete geçirmek, kurumsal engelleri aşmak ve camileri yeniden işlevsel hâle getirmek yerine, çözümü çoğu zaman yeni sivil toplum kuruluşları kurmakta arıyoruz. Ardından bu yapılara gösterişli isimler veriyor, yeni organizasyonlar oluşturuyor ve sorunu çözdüğümüzü düşünüyoruz.

Burada Nasreddin Hoca'nın meşhur fıkrası akla geliyor: Hoca, karanlık olduğu için anahtarını kaybettiği yerin dışında, aydınlık olan yerde anahtarını arar. Çünkü orası daha kolaydır. Oysa anahtarın bulunabileceği yer, ışığın daha parlak olduğu yer değil, kaybedildiği yerdir.

Biz de bugün çözümü nerede arıyoruz? Cami merkezli bir dinî hayatı yeniden inşa etmek için camilerimizin imkânlarını mı seferber ediyoruz, yoksa caminin dışında yeni yapılar kurarak kendimize daha kolay bir çalışma alanı mı oluşturuyoruz?

Elbette sivil toplum kuruluşları önemlidir. İyi niyetle kurulan, topluma fayda üreten ve dinî hizmetlere katkı sağlayan yapıları toptan mahkûm etmek doğru değildir. Mesele, yeni yapılar kurmak da değildir. Asıl mesele, yeni yapılar kurmayı esas çözüm zannetmek ve mevcut asli kurumlarımızın potansiyelini ihmal etmektir.

Cami merkezli bir gençlik hareketi, kadın çalışması, eğitim seferberliği ve gönüllülük ağı oluşturulamıyorsa, öncelikle dönüp kendi usulümüzü sorgulamalıyız. Çünkü bazen çözüm, yeni bir kurum kurmakta değil; elimizdeki kurumu yeniden asli işlevine kavuşturmaktadır.

Öyleyse gelin, öze dönelim!

Bu meseleyi gerçekten dert edinen kişi ve kuruluşlara çağrım şudur:

Gelin, camiyi yeniden hayatın merkezine taşıyalım. Gençliği camiyle, aileyi dinî rehberlikle, eğitimi manevi değerlerle, toplumsal dayanışmayı gönüllülükle buluşturalım. İmamın yalnızca namaz kıldıran değil, aynı zamanda nesil yetiştiren bir rehber olduğu anlayışını güçlendirelim. Kadınların, gençlerin, çocukların ve ailelerin camiyle kurduğu bağı yeniden düşünelim.

Bunun için öncelikle mevcut engelleri açık yüreklilikle konuşalım. İdari sınırlamaları, yetki sorunlarını, kurumsal çekinceleri ve sahadaki uygulama eksikliklerini tespit edelim. Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere ilgili kurumları, akademisyenleri, sahada tecrübe kazanmış din görevlilerini ve samimi sivil toplum temsilcilerini aynı masa etrafında buluşturalım.

İrademizi, ilmî birikimimizi, tecrübemizi ve imkânlarımızı ortaya koyalım. Yeni isimler, yeni tabelalar ve yeni organizasyonlar üretmekten önce, elimizdeki imkânlarla neleri başarabileceğimizi sorgulayalım. Camiyi yalnızca ibadet saatlerinde açılan bir mekân olmaktan çıkarıp hayatın her alanına dokunan bir eğitim ve irşat merkezine dönüştürelim.

Bu çağrı, geçmişi bütünüyle reddetmek veya mevcut kurumları suçlamak için değil; sahip olduğumuz imkânları daha doğru bir usulle değerlendirmek içindir. İhtiyacımız olan şey, yeni tartışmalar değil; ortak akıl, sahici bir irade ve uygulanabilir bir yol haritasıdır.

Çünkü mesele yalnızca din hizmeti sunmak değil, dinî hayatı sahih bir zeminde yeniden inşa etmektir.

Öyleyse bir kez daha soralım: Öze dönüş nerede kaldı?

Daha ne kadar bekleyeceğiz? Daha kaç yeni yapı kurup aynı sorunu konuşmaya devam edeceğiz? Camilerimizin kapısı, insanımızın gönlüne açılan bir kapı hâline gelmeden daha ne kadar yol alabileceğimizi düşüneceğiz?

Gelin, geç kalmadan bu iradeyi ortaya koyalım. Çünkü ihmal edilen her nesil, ertelenen her adım ve değerlendirilmeyen her imkân, yarının telafisi daha zor bir meselesine dönüşebilir.

Öze dönelim. Camiyi harekete geçirelim. Nesli yeniden camiyle buluşturalım.

Zira mesele, gerçekten de "CAMİ" meselesidir!