Profesörden İmam Olur Mu?

Halil ÇELİK

Sosyal medya hesaplarımdan 14 Temmuz 2020'de "Gönlümden geçen, Ayasofya Camii İmamlığına ilmiyle temayüz etmiş Prof. Dr. ünvanlı bir hocamızın atanmasıdır !!!" paylaşımın da bulundum. Mesele ile ilgili müspet ve menfi yönde birçok yorum yapıldı, beğeni ve eleştiriler aldı. 

Elhamdülillah, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi için alınan tarihi kararın, cami mefküresi cihetiylede önemli bir adım atıldı. Cami kadrosuna Profesör ünvanıyla bir İmam atandı. 

Alınan karar neden önemlidir?

Yaklaşık son bir asırdır camilerimiz sistematik bir şekilde toplumla bağlarının zayıflaması için sosyal ve psikolojik eylemler yapıldı ve kararlar alındı. Camilerimizin amacının dışında kullanılmasını, ezanların türkçe okutulmasını, yeşilçam filimlerinde imam profilinin hep olumsuz karekterlerle işlenmesini, kurum içerisinde mihrap görevinin ilk mevki olmasını, bu eylem ve kararların bir kısmı olarak zikredebiliriz. 

Hâlbuki İslam cami merkezli bir dindir. İlmin, amelin ve ahlâkın en üst dereceleri ve misalleri camilerimiz de olması gerekirdi. Ne yazık ki günümüzde genel olarak camilerimiz namaz kılınan ve cenaze kaldırılan bir mekân olmanın ötesine geçemedi. 

Alınan karar özellikle toplumun zihninde camilerimiz hakkında oluşan bir kısım olumsuz, yanlış ve eksik algıların izale edilmesi hususunda faydalı olacaktır. 

Geçmişte olduğu gibi ilmi seviyesi en yüksek hocalarımızın İmam olarak vazife almasıyla camilerimizde ilim payesi ön plana çıkmaya başlayacaktır. Camilerimizin sadece namaz kılınıp çıkılan bir yer olmadığı, imamların da sadece namaz kıldıran bir memur olmadığı zihinlerde yer bulacaktır. 

Alınan karar sıradan bir karar değildir !!

Şimdiye kadar Profesör ünvanlı hocalarımız sistemin üretmiş ve taltif etmiş olduğu adeta ruhu alınmış makamlara talip oldular. Asıl ve asil olan makam (mihrap) hep ötelendi, talip olunmadı. Bu bağlandı kıymetli Prof. Dr. Mehmet Boynukalın hocamızın her açıdan mihraba talip olması takdire şayandır. Milletimizin kalbinde özel bir yer edindiği bilinmelidir. 

Ümit ediyorum ki, hocamız Ayasofya-i Kebir Camii'nde yükseklisans ve doktora talebelerine ders verebilmesi için cami müştemilatında özel bir mekan tahsis edilir. Yine camide halka yönelik ders halkaları oluşturulur. 

Diğer taraftan Ayasofya-i Kebir Camii'nde görev tevdi edilen, gerek kurum gerekse toplum nezdinde kabul gören kıymetli Bünyamin Topçuoğlu, Ferruh Muştuer, Mehmet Hadi Duran, Rıdvan Akbaş, Şükrü Aslıeren, İbrahim Çoban, Alpcan Çelik hocalarımız cami bünyesinde maruf oldukları alanlarda ilim halkaları oluşturmaları desteklenmelidir. Zira imamların ve müezzinlerin toplumun zihninde yer bulan "sadece namaz kıldırır ve ezan okur" menfi algıyı ancak bu şekilde izale edilebilir. Tabi hocalarımızın özlük hakları da yükseltilmelidir. 

Profesörden İmam olur mu?

Yakın tarihimize baktığımızda özellikle Sultan Ahmed, Süleymaniye, Fatih ve Ayasofya-i Kebir gibi büyük camilerde ilimiyle temayüz etmiş hem halka sohbet edebilen hem de talebe yetiştiren o günkü adıyla Dersiâm'lar imam olarak atanırdı. Bugün de Profesör ünvanıyla bir hocamızın imam olarak Ayasofya-i Kebir Camii'ne atanması gayet isabetli olmuştur. Özümüze dönüşte önemli bir adım olmuştur. 

Bu bağlamda bir hakkı da teslim etmemiz gerekir. Göreve geldikten sonra söylemleriyle değil hayata  dokunan (faiz, eş cinsellik, mahremiyet vb. meseleleri) müşahhas kararlarıyla güzel işlere imza atan kıymetli Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Prof. Dr. Ali Erbaş hocamıza teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Alınan bu karar ümit ediyorum ki cami mefküresinin toplumda karşılık bulması hususunda bir milat olacaktır.

"Ayasofya'yı açmak, çağın kördüğümünü, İskender'in kılıcı gibi biçmek olacaktır."
(Sezai Karakoç)

Selam ve dua ile..