Secde Devleti*

D. Ali TAŞÇI

Gönlünde “Secde Devleti” kuramamış ve onun vatandaşı olamamışsan, alemlerin padişahı olsan ne çıkar bundan?
Nedir “Secde Devleti?”
Alemleri var edeni Rab olarak tanımaktır.
Yaratan, yaşatan ve yöneten olarak O’nu bilmektir.
Rızkı ve her türlü yardımı O’ndan beklemektir.
Gönlünde, O’ndan başkasına yer ayırmamaktır. O’ndan başka her türlü şeyin araç ( din dahil ), O’nun ise tek amaç olduğunu bilmek ve bunu yaşamaktır.
İnsanlar beşeri vehimlerini bir araya getirirler ve buna “ bilim” derler. Yaşadıkları zamanın ve zeminin kıskacında vermiş oldukları hükümleri, evrenselmiş gibi göstermeyi severler; sanki evrenselliği biliyorlarmış gibi!
“Bilimsel” sözcüğünü öylesine piyasaya sürerler ki, sizin ona karşı tavır belirleme şansınız olmaz.
Nedir bu “bilimsel” denen nevzuhur şey?
Bir veya birçok kişinin sınırlanmış beyinleriyle ve belli zaman diliminin kuşatılmışlığı altında, varlık denen muammanın kıyısına bile varmadan, varlık hakkında hüküm vermektir.
Bu “bilimsel” denen şeyden öylesine iğreniyorum ki anlatamam! Beni, zamanın dar kalıpları içine sokan ve sonsuz hayatımı müebbet hapse çeviren bu anlayıştan kurtulmadıkça, özgürlüğüme kavuşamayacak olduğumu da biliyorum.
Senin “ gerçek”ine ben neden “ bilimsel “ diyecek mişim? Sen iki yüz yıl önce dünyaya düz diyordun ve bunu tek gerçek olarak sunuyordun. Karşı çıkanları da öldürüyordun.
Üstelik “bilimsel”likle, dünya ve onu çevreleyen şeylerin çok azından söz ediyorsun. Senin “ bilimsellik”in, benim sonsuzluğumu nasıl doyuracak?
Onun için “Secde Devleti” diyorum ya.
İnsanın kendine en yakın olduğu yer secdedir. Orda bütün zamanların bilimleri silinip gider, yalnız, Mutlak Alim olan Allah gönlünüzü doldurur. Siz, kendi gerçeğinizin dar penceresinden, Mutlak Varlık’ın “ Hakikat “ini seyredersiniz; zaman ve zeminin kuşatmasından kurtularak.
Secde, yalnızca namazda yapılan değildir. Secde, herhangi bir varlığa, onu incitmeden ve onun hakikati ile ona yaklaşmaktır. Onun hakikatini bilmeden ona yaklaşırsan, onu bozarsın. İlim, varlığın hakikatini bilmek demek değildir. İlim, varlığın gerçeğini ortaya çıkarmaktır. Gerçek ise, senin zamanın ve zemininle sınırlıdır ve o, hakikat olamaz. Hakikat, bütün zamanları ve varlığı Yaratan’ın katında olandır.
Besmele işte budur, sen hakikati bilmesen bile, onu bilene sığınarak hareket etmek.
“ Secde Devleti” bunun için çok önemlidir; o olmadan, ayağını evden dışarı atamazsın. Atarsan ne olur? Tüm varlığa atom bombası atmaktan daha tehlikeli bir iş yapmış olursun.
Secde devleti, aynı zamanda Besmele devletidir de. Terör, anarşi, kaos… hep besmelesizliğin çocuğudur. Hem besmelesiz olunacak hem terör bitecek, öyle mi? En büyük terörist şeytandır; onu besmelesiz nasıl devireceksiniz?
Hanımlarına besmelesiz yaklaşanlar, besmelesiz yemek yiyenler, hayatlarının hiçbir bölümüne besmele sokmayanlar barıştan, dünya barışından söz ediyorlar!... Secdede yok olmayanlar, terörü dünyadan kaldıracaklarını söylüyorlar. Bilimsel zırva işte budur.
Musa, “ Secde Devleti “ne çağırıyordu insanları. Firavun ise, kendini dünyanın ilahı ilan etmişti. Musa, secdede sonsuzluğun padişahı oldu, Firavun ise, ilahlığını denize gömdü.
Hz. Peygamber, “ Secde Devleti”ni, bütün zaman ve mekânların ötesinde kurdu. Ebu Cehil, “ bilimsel” dünyasının maskarası olup gitti. Hz. Peygamber ve onun ümmeti, Mirac’la ödüllendirildi. Bütün zamanların ötesine Aşk binitiyle ulaşmanın hazzı yaşanıyor.
Gönül yurdunda aşk bahçesi kuramamış olanlara “Secde Devleti “armağan edilmez. Oranın vatandaşı, aşk bahçesinin gülüdür.

*(Devlet: Mutluluk)