Siyaset sahnesinde vicdan, ahlak ve adalet reflekslerinin hangi durumlarda kış uykusuna yatıp hangi durumlarda Formula 1 aracına dönüştüğünü izlemek, modern siyasi hicvin en zengin ve en trajikomik sahnelerinden biri olsa gerek.
Bu sahnede çifte standart öyle kusursuz bir ritüelle işler ki, yaşanan skandala göre geliştirilen savunma refleksleri adeta birer ustalık eserine dönüşür:
Önce Ege’ye, Menderes’e uzanılır... Makam odalarında masaların altında havalarda uçuşan yüz binlerce dolarlık otel ve inşaat ruhsatı rüşvetleri, siyah çöp poşetleri, MASAK raporları ve kelepçeler karşısında derin bir "kurumsal sağırlık" başlar. İmar yolsuzlukları "belediyenin vizyon projelerindeki bürokratik pürüzlere", siyah poşetler ise herhalde "belediyenin geri dönüşüm hassasiyetine" yorulur.
Ardından bir otel odası kapısı çalınır; eski Uşak Belediye Başkanı'nın Ankara’da 21 yaşındaki belediye personeli bir kadınla polise yakalanıp belinde havluyla kapıya çıkması hadisesi gündeme gelir. Kamu makamı ve nüfuz istismarı şüphesi, olayın duyulduğu ilk saniye görünmez bir "özel hayatın kutsal dokunulmazlığı zırhı" ile kuşatılır. Beldeki havlu bir anda temel insan hakları bayrağına dönüşüverir; savunucular derhal ekranlara koşup meseleyi "mahrem alana alçakça bir komplo" klasörüne incelikle yerleştirir.
Günün birinde masalarda kule yapılan, bavullarla taşınan kayıt dışı nakit paralar internete saçıldığında ise devreye derhal "makbuz arayışı" girer. Say say bitmeyen balyalar nihayetinde "basit bir kayıt intizamı eksikliği, teşkilatın gönüllü dayanışması" tatlılığıyla geçiştirilmeye çalışılır.
Giresun Görele’de ise işin içine katıksız bir vicdan sınavı girer... Bir belediye başkanının genç bir kıza yönelik taciz vakası patlak verdiğinde; bir milletvekilinin mağdurun yanında durmak yerine "Aman tatsızlık çıkmasın, şikâyeti geri çekin" diye aileye baskı kurduğu iddiaları ortalığa saçılır. Üstelik o talihsiz genç kız, daha sonra bahse konu belediye başkanının bir yakınının karıştığı trafik kazasında hayatını kaybedip geride derin bir dram bırakmışken bile; normal günlerde mangalda kül bırakmayan o gürültülü "kadın cinayetleri, mağdurun beyanı esastır, çocuk hakları" korosu derin bir suskunluk orucuna girer. Telefonlar çekmez, tweetler taslaklarda unutulur, vicdanlar süresiz izne ayrılır. Bir canın, bir mağduriyetin hesabı, parti hizip dengelerine kurban edilip sessizce halı altına süpürülür.
Manavgat’ta baklava kutusunun içinden ceviz veya fıstık yerine deste deste Euro’lar fırladığında toplu bir gastronomi ve sükûnet seansı başlar. Kutunun ebadı, şerbetin kıvamı belki tartışılır ama içindeki balyalar sanki birer serapmış gibi muamele görür; "yargıya intikal etmiştir, itidalli olmak lazım" dinginliği devreye sokulur.
Nihayetinde Antalya’da büyükşehir belediye başkanı ve çevresine uzanan çanta dolusu dövizler, rüşvet ve nüfuz çarkları, aile boyu mal varlıklarına konulan tedbirler ve MASAK dosyaları ortalığa döküldüğünde devreye hemen "hizmet aşığı başkana siyasi kumpas" plağı konulur; dosyalardaki iddiaların üzeri "Torosların evladı yalnız değildir" edebiyatıyla örtülmeye çalışılır. Bahsedilen diğer ahlaki iddialara girilmez bile...
Fakat ne zaman ki karşı mahalleden bir figürün karıştığı bir vaka patlak verir; işte o an kış uykusundaki bütün o erdem bekçileri aynı anda dirilir!
Daha düne kadar otel odalarını havluyla perdeleyen, Menderes’in siyah poşetlerini görmezden gelen, para kulelerine kılıf arayan, Görele’de baskı görüp ardından kazada can veren o talihsiz kızın ahını duymayan, baklava kutularına göz yuman, Antalya’daki rüşvet skandallarını "siyasi linç" diyerek aklayan o aynı çevreler; bir anda freni patlamış, damperinde 40 tonluk ahlak manifestosu taşıyan bir hafriyat kamyonu gibi yokuş aşağı son sürat gaza basar.
Kornalar hiç susmaz, farlar selektör üstüne selektör yapar. Bir gecede dünyanın en tavizsiz etik yargıçları, en ilkeli cumhuriyet savcıları kesilirler. Dün kendi kapılarının önündeki fili görmeyen o keskin gözler, karşı kaldırımdaki karıncanın ayak izine odaklanır hale gelir. Siyasetin bu seçici duyarlılık düzeninde kural hiç değişmez: Ahlak, adalet ve ar duygusu evrensel ilkeler değil; bagajda kilitli tutulan ve yalnızca "karşı tarafın" üzerine boca edilmek üzere çıkarılan kullanışlı birer siyasi mühimmattır. Fren tam da bu yüzden asla kendi mahallelerine yaklaşırken patlamaz; fakat karşı mahalleye doğru hafif bir meyil görüldüğü anda gaz pedalı sonuna kadar paspasa yapışır.
Tabii ki herkesin eleştirme hakkı bakidir; bunu kısıtlamak ne hakkımız ne de haddimizdir. Eleştiriye sonuna kadar evet, ama müsaade edin de aynanın karşısına geçtiğinizde sergilediğiniz bu trajikomik hâli, bu seçici vicdan tiyatrosunu ara sıra milletin dikkatine sunalım. Bu mahalle kendi sınavını vermiş, gereken en sert tepkiyi koymuş ve süreci bizzat takip altına almıştır. Peki ya sizin tarafta; havluların, baklavaların, para kulelerinin, şaibeli diplomaların ve sümen altı edilen dosyaların hesabını soracak tek bir ses var mı, yoksa üç maymun korosu konserine devam mı ediyor?