Ve onu gördüm

D. Ali TAŞÇI

Ve onu gördüm. Daha ilk bakışta gözlerim yere düştü. Tekrar yüzüne, özellikle gözlerine bakmak istedim, hayır; bakamadım. Bir dostum bana demişti, ne zaman birisinin yüzüne, özellikle gözlerine bakınca, gözlerin yere düşer; işte o birisini önemse!
Önemseyecek olduğum insan bu muydu? Üzerinde eski, fakat temiz esvaplar vardı. Gözlerine bakmakta zorlansam da, onunla konuşmalıydım. Bu dil şimdiye kadar kimlerle ve neleri konuşmamıştı ki? Biraz da onunla konuşmalıydı:
“Nereden gelip, nereye gidiyorsunuz?”
Ellerimi, sıcacık avuçlarının içine aldı ve yumuşak bir sesle:
“O’ndan gelip, yine O’na gidiyoruz.”dedi.
“Yalnız mısınız?”
“Hiç kalabalık gelip, kalabalık giden var mıdır?”
“Yok, yani şu an yanınızda kimsecikler var mıdır diye sormak istemiştim.”
“İç mahşerimin kalabalığında, yanıma kimi alıp da rahatsız etsem ki?”
“Efendim, ben ararken sizi buldum!”
“Hararetle aranan şey, insanın gözünü kör eder; ön yargının kurbanı yapar. Sen yine arayış içinde ol; ama sen bulma, seni bulsunlar. Aranan ol!”
Bir an sessizlik oldu aramızda. Sessizliği o bozdu:
“Bütün insanların ortak çabası ve amacı, mutluluğu bulmak değil midir? Mutluluk nedir? İşte her insanı farklı yol ve yöntemlere iten soru budur.
Mutluluk, eşeğini kaybedenin, onu tekrar bulduğu anki duygusu mudur? Çok arzuladığımız bir şeyin ele geçirilmesi midir? Başarmak için çaba harcadığımız bir şeyin başarılma anı mıdır? Sevgiliyle vuslat mıdır, mutluluk?
Bu soruları insan sayısınca çoğaltabilirsin. Şimdi sen mutlu değil misin, beni buldun?”
“Yani?”
“Mutluluk, sana göre ben, bana göre kim peki? Dünyada insan sayısınca yol vardır; senin yolun hangisi, işte onu bulmak lâzım.”
“Benim yolum da mı var?”
“Her insan için bir yol vardır. Dünya lâbirentinde o yolunu bulamazsan, hedefine ulaşamazsın. Lâbirent içinde kıvranır durur ve ümitsizlik kaplar seni. Ümitsizlik, mutluluğu alıp götürmez mi? Mutluluk, ulaşmaktır evlat; ulaşmak.
Yollar, izlerin ve seslerin karıştığı mekânlardır. Sen kendi izini bulamaz, sesini duyamazsan hep başka izlerin ve seslerin ardına düşersin. İşte o zaman izler de, sesler de karışır ve artık sen, sen olmaktan çıkar, sürü olursun. Mutluluk, sürü olmamaktır evlât, sürü olmamak.
Başkalarının izinden ve sesinin arkasından gitmek seni yorar. Yorgunluk nedir, bilir misin? Yorgunluk, yaban ellerde, hedefsizce dolaşmaktır. Yorgunluk, menzile varamama korkusunun insanda bıraktığı çöküntünün adıdır. Menzil Allah’tır, evlât. O’na ulaşmıyorsa yollar, yol da yorgundur, yolcu da. Mecnun, ömür boyu dolaşıp durmuştur; ama hiç yorgunluktan ah etmemiştir; çünkü içinde Leyla vardır.”
“Kendi izimizi ve sesimizi nasıl bulup tanıyacağız?”
“Sessizlik içinde olmalı bu. Kalabalıklardan uzaklaş ve sesinin frekansını dinle; çünkü her sesin frekansı ayrı ayrıdır; fakat tüm gönüllerin sesi birdir. Sen sesini bul ve gönül sesine kat ki, yokluk içinde var olasın.”
“Yalnızlık ürkütmez mi beni?”
“Bir bilsen yalnız olmadığını. Fakat kendini bulmak için yalnız ol. İnsanın en kıymetli şeyi kendisidir; onu başkalarıyla paylaşamaz ki. Kendini bulduktan sonra mutlaka kalabalıklara karış. Uğultu içinde debelenip duranlar, senin sesinin farklılığını görüp, sana kulak vereceklerdir. İşte o zaman, dostların da, düşmanların da çok şiddetli olacaktır; çünkü artık kendi izini ve sesini bulmuşsun. Sen artık sürü değil, bir kişiliksin.”
“O sesin benim sesim olup olmadığını nasıl anlayacağım?”
“O sesi duyduğun vakit, o zamana kadar tatmadığın bir şeyi tadacaksın; içinde bir şeyler kaynayacak. Fıtratın fokurdayacak ve o sese gönül kapısını açacak; çünkü artık şifre çözülmüştür. Mutluluk, gönül sesinin nağmelerini kalp kulağı ile dinlerken, yaradılış sırrının hârikuladeliğiyle mest olma sürecidir. Gönül sesi nedir bilir misin? Gönül sesi, O’nun sesidir. Gerisini merak ettin mi?”
“Nedir, efendim?”
“Gerisi eşek sesidir! Yaratıcı, eşek sesini en çirkin ses olarak vasıflandırır, kitabında. Neden bilir misin? Çünkü eşek, acıkınca ve şehvete gelince anırır.”
“Yaa!..”
“Eşek, içimizde yem bulamadığı zaman gönül bahçemizi terk eder. Çünkü eşek, gönül bahçesinden beslenemez. İşte o zaman sen, kendi sesinin bayıltıcı nağmesini duyarsın.
Mutluluk, yaratıldığımızda, “Ey kulum!” diye bize seslenen Rabbimizin sesini içimizde duyduğumuz an, bizde uyanan duygudur, evlât! Bunun dışındaki bütün sesler ya eşek sesidir yahut onun versiyonlarıdır. Sen kendi sesini duyduğun vakit, benim gözüme de bakabilirsin.”
“Hıhh!”
“Dostun gözü, O’nu yansıtmaz mı? O göze bakabilmek için de dost olmak gerekmez mi? Ayna, ona yansıtılan görüntüyü içine almaz mı? Bizler, O’nu yansıtan birer ayna değil miyiz?”
“Evlât, sana bir sır daha vereyim mi? Medeniyet, gözlerinden O’nu yansıtan ve kendi seslerini ve izlerini bulmuş olan insanların kurmuş oldukları yokluk vadisidir. O yokluk vadisinde ne ararsan bulunur. Gerisi mi? Gerisi, uygarlıklar çukurudur ki, oralarda eşek sesi uğuldar durur!..”