YAĞMURU VE FIKRASI BOL RİZE

Fatih Sultan KAR


Her geçen gün daha da kirlenen bir dünyada güler yüzlü kalabilmek, hayata yaşanabilir tarafından bakabilmek Rizelilerin özünde var olan bir niteliktir. Yıllarca Karadeniz’den bihaber olan insanlar televizyonlarda ve sinemalarda  Karadenizliyi canlandırdı. Uydurma Temel fıkralarıyla kafaları karıştırdı. Karadeniz’le ilgili fıkra üretmek gereksiz bir uğraştı. Çünkü hayata hep güzel tarafından bakan Karadenizlinin gündelik yaşamı doğal fıkralarla doludur.
 
İşte yaşadığım fıkra gibi olaylar
 
Yıllık izin için Rize’ye doğru yola çıkıyoruz. Yolculuk boyunca duyduklarımla gördüklerim bile bir kitap doldurmaya yeter.
 
“Koca uçaği yaptunuz da bir gardırop yapamadunuz”
Bir hemşerimiz elbise kılıfına koyduğu ceketini hostese uzatıyor: “Al habuni gardiroba as” diyor. Hostes, “Uçakta öyle bir sistem yok, lütfen ceketinizi başınızın üstündeki el bagajlarının konulduğu yere koyar mısınız” deyince hemşerimiz soruyor: “Koskoca uçaği yapmaği bildunuz da da bi gardirop  yapamadunuz mi?
 
Niye, çanta elur mi?
Yerime oturuyorum.  Fotoğraf makinem benim için önemli. Yanımda boş bulunan koltuğun üzerine bırakıyorum. Uçak kalkışa geçerken hostes yere düşmemesi için makineye de emniyet kemeri takmamı istiyor. Bu isteği duyan hemşerimiz, hostese dönerek: “Niye emniyet kemeri taksun ona, uçak duşersa çanta elur mi diyor.  
 
Uçak kaç para?
Uçakta yer alan iki işadamı hemşerimiz boş olan birinci sınıf koltuklara geçiyorlar. Hostes nazik bir dille bu koltuklarda yolculuk etmek için önceden buna göre bilet almanız gerekiyor diyor. Hemşerimiz: “cetu bileti kaç liradur,  diyor. Hostes ne kadar dil dökse de işadamı hemşerimizi ikna edemiyor. Uzun konuşmalardan sıkılan işadamı sonunda şöyle diyor: Fazla uzatma da uçak kaç liradur?

Tersaneci mi Dersaneci mi?
Trabzon Havaalanından Minibüsle Rize’ye doğru giderken bizi karşılayan Güneysulu anlatıyor. İki Rizeli birbirleriyle konuşuyor,üçüncü bir hemşerilerini işaret ederek:
- Ula habu ne iş yapayi?
 - Tersanecidur, tersaneci.
- Vuu! Ben oni oğretmen biliyidum.
- E tamam da ben da ayni şeyi söyliyirum.
(Aslında dershanede öğretmenlik yapan arkadaşı için dershaneci demek istiyor ama d yerine t ‘yi kullanınca ortaya bu manzara çıkıyor. )

 
Ben seni zenci sandum
Rize’ye varıyoruz. Yanımızda Türkçeyi oldukça düzgün konuşan, Moritanyalı zenci Muhammet (Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenci) var.  Güneysulu bir hemşerimiz  Muhammet’in düzgün Türkçesine şaşıp şöyle diyor:  “Vuuu! Ben seni zenci sanmiştum. Halbuki sen Türkçe konuşiyisun”

Hasret özlem bitti. Nihayet Rize’deyiz. Rize bildik Rize. Liman Lokantası’nda yemek yiyoruz. Bir Hemşerim diğerine üzücü bir haber veriyor : “Yahu filancının Ahmet öldü, biliyormusun? Diğer hemşerimizin yanıtı tam gündelik fikra : “Yahu dün görüştük bana niye öleceğini demedi” .Acıya gülmek bu olsa gerek.

Şeytanın arkadaşı
Yine Karakan Büfe’nin arkasında oturuyoruz. Bir arkadaş diğerinin hac hatıralarını anlatıyor : Hac görevini eksiksiz yerine getirdi. Yalnız şeytan taşlamaya başladığında orada bulunan bir tanıdığı “dur ne yapıyorsun kırk yıldır arkadaşlık ettin onla şimdi taş atıyorsun ona” demiş.
 
Rize’de haftada iki kez yağmur yağar 
Rize’ye misafir gelen biri Rize’liye sorar:
-Burada her zaman yağmur mu yağar?
Güneysulu, ‘yok’ der.
-Burada haftada sadece iki kez yağmur yağar. Biri üç gün sürer, diğeri dört gün.