YENİDEN VAROLUŞUN AYAK İZLERİ 

D. Ali TAŞÇI

            Acaba diyorum, bu ülkedeki  “hainler” kadar dünyanın bir başka ülkesinde hain var mıdır? 1915’te Çanakkale’yi geçemeyen emperyalistler, 1918’de ellerini kollarını sallayarak ( Nasıl ve nice olduğunu bilemediğimiz) İstanbul’u işgal edip, 1923’te de İstanbul’dan gittiklerinde ( Nasıl gittiklerinden de haberdar olamadığımız), içimize hainler ekerek mi ülkemizi terk ettiler, diye sormadan edemiyoruz?

            Evet, Türkiye’de tarihi süreç içerisinde bir amaç kavgası, hatta savaşı sürüp gitmektedir. Bunun temelinde de hem inanç, hem ekonomik sebepler, hem de coğrafi konum yatmaktadır. Ama başta inancımız olduğu kesindir. Dünyanın başka ülkelerinde siyasi partiler arasındaki çekişme, araç kavgası üzerinedir. Bu ülkelerde, en uç konumdaki siyasi partilerin son aşamadaki tüm amaçları, ülkelerinin daha ileriye doğru gitmesi için çaba sarf etmek ve ülkelerinin insanlarını daha iyi konuma ulaştırabilmektir.

            Bizde maalesef böyle değildir; bizdeki kavga inanç- zihniyet üzerine olduğundan birleştirici değil, ayrıştırıcıdır. ( TTB başkanının son konuşmasını nasıl izah edelim?) “Sen iktidar olacağına!..” düşüncesi hakimdir. Milletimizin bin yıldan beri sürdürdüğü inanç sistemi, yani zihniyeti yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde sekteye uğradı. O günden itibaren metafizik endişeden uzak kuşaklar yetiştirildi, arada istisnalar olsa da. Dünyevileşme her yere sindi. Ne var ki, insanların inançlarıyla uğraşmaktan, dünyevi kalkınmada da başarılı olunamadı. ( 1948 yılında sekiz vilayette elektrik yoktur; bunlardan biri de Afyon’dur.) İçimizdeki birçok etnik unsurlar, kültür ve inanç değişikliğine uğramadan sanki buhar olup çıktılar. Aynı isimleri taşımamıza rağmen, sonradan anladık ki, bu tiplerle hiçbir ortak yanımız kalmamıştır. Ne var ki, hayatımıza onlar hâkim oldular.

            Bana göre bu ülke insanlarının çoğunluğunun en büyük suçu, hâlâ Müslüman kalabilmesidir! Bu ülkede asıl kimliklerimize yapılan vurgu, emperyalistler tarafından affedilir türden değildir. “Yani biz sizi yok etmemiş miydik, şimdi nereden çıktınız?” sorusunun tezahürlerini zaman zaman darbe, kurşun, bomba, kalkışma, ekonomiyle oynama… tarzında görmekte ve yaşamaktayız. S- 400 alacaksam bunun Amerika ile nasıl bir ilişkisi olabilir ki, “alamazsın” diye baskı yapıyor? Seni “mephisto- şeytan” görüyor. Sen ise onlara “kurtarıcı” olarak bakıyorken, bu aşağılık durumunu da onlar çok iyi kullanıyorlar. Sen onlara mahküm iken “zavallı” konumundaydın ve üzerine gelmiyorlardı. Kimliğini ortaya atınca, “Biz seni yok etmemiş miydik, nereden çıktın?” der gibi bize karşı pervasızca olumsuz tavır takınabiliyorlar. “Çağdaş uygarlık düzeyi” diye diye geldiğimiz yer işte burasıdır ve bu durak, bütün ehli salibin, Hilal’e karşı amansız düşmanca tavrının dışa vurduğu yerdir.

            İnsanlarımızın klas duruşu, milletimizin kendi özüne dönüş hareketi; neredeyse bir asırdır ülkemizi ablukaya almış, iç ve dış güçleri adeta çılgına çevirmiştir. Tarih içinde kendine biçilen elbiseyi yırtma hareketinin bu müstevlilerce hoş karşılanmayacağı elbette biliniyordu. Başka yerlerde bir ülkeyi yönetmek, ülkenin başına geçmek politik başarı olabilir; fakat Türkiye’de, milleti, asıl kimlikleriyle barıştırmak adına başa geçmek, canını dişine takmanın bir başka adıdır. Paralel veya üçgen veya yamuk zihniyetlerle istediğinizi yapabilirsiniz. Medya, baronlar, derin güçler sizin yanınızdadır; ne var ki, tam tersi, sonsuzluk adına, medeniyetiniz adına yol aldığınızı öne çıkararak ve tarihi devamlılığa vurgu yaparak bir adım atmanız bile, asla müstevliler ve onların gönüllü kulları tarafından kabul edilemez ve başınıza her türlü çorap geçirilebilir. Bugün bunun somut örnekleriyle karşı karşıya bulunmaktayız. Fakat ne olup ne olmadığını biliyoruz, dünkü gibi kuzu kuzu değiliz.

            İstikrarın devam etmesine ve her şeyden önce Türkiye’nin kendi medeniyet kulvarında yürümesine karşı adeta savaş açtılar. İçimizdeki maşalarını kullanarak bunu başarabileceklerini sanıyorlar. Zift dolu kuyularda yaşadıklarından, aydınlık dünyanın farkında değiller. Gelecek zamanlarda (Her şeye rağmen; çünkü Hak ile batıl ayrışıyor, bundan daha büyük mutluluk da yoktur.)  Müslümanların, Allah’a kullukta daha emin adımlarla ilerleyeceklerine inanıyorum. Ümitsiz olunmamalıdır ve ümitsiz olmak için hiçbir gerekçe yoktur. Ümitsizlik algısı yaratanlara karşı da temkinli olmalıyız. Bunun ne anlama geldiğini Irak’ta gördük, çil yavrusu gibi dağıldı Iraklılar.

            Evet, sömürücü emperyalistler şeklen ülkemizden çekilmiş gibi gözükebilir; lakin kendi yerlerine “kıyıcı teröristleri” de içimize ektiklerini bilmeliyiz. Bu halkın inanç, gelenek, medeni varoluş süreci ve klas duruşuna karşı kimler savaş açmış ve aşağılamaya kalkışıyorsa, bilelim ki onlar, bu milletin aslından değildir; “kıyıcı teröristler”dir. Asıl olmayanlar daima iğretidir ve yok olmaya mahkümdür.

            Bilsinler, bundan sonra her olumsuz gibi gözüken olay, kalkışma, manipülasyon, bu milletin özüne daha yakınlaşmasını sağlayacaktır. Bahar geldiğinde, buzdolaplarını bahçeye çıkarıp kışı geri getirmeye uğraşanlara ne denilmesi gerektiğini sizlere havale ediyorum, sevgili okuyucularım.

                                             D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci