Mehmet Akif’in o meşhur dizeleri, idare sahnesine adım atan her yöneticinin zihnine nakşetmesi gereken yegâne hakikati özetler:
“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen,
İki kazma kürek, iki de ırgat gerek.
Ancak, hadi gel yapalım şunu geri desen,
Bir Sinan, bir de Süleyman gerek.”
Yıkmak; bir züccaciye dükkânına giren fil misali fütursuzca tahrip etmektir. Zahmetsizdir, emek istemez. Oysa yapmak; bir inşa, bir ihya ve bir tezyin işidir. İçinde estetik vardır, akustik vardır, ruh vardır. Bu yüzden idarecilik, bir yıkım ekibinin başına geçmek değil; kubbede hoş bir seda bırakacak Sinanların ve o vizyonu taşıyacak Süleymanların harcını karma işidir.
Taç Değil, Baş Kıymetlidir
İdarecilik makamına gelen genç yöneticilerin düşmemesi gereken en büyük tuzak, "Ne oldum?" havasına kapılmaktır. Asıl mesele, "Ne olacağım?" kaygısını ve sorumluluğunu yürekte taşımaktır. Liderlik, başın üzerindeki yaldızlı taçta değil; o tacın altındaki aklıselim baştadır. Gün gelir o taç elden gider; ancak tarih ve geride bırakılan eserler o başı diri tutar.
Bu sebeple idareci; etrafın suni gazıyla değil, Hakk’ın rızasıyla hareket etmek zorundadır. Aksi takdirde varılacak yer, acı bir komedi ve sevenlerini mahzun eden bir hüsrandan ibaret olur. Öfke ve hırs başkalarına, affetmek ve kapsayıcılık ise vizyon sahibi liderlere yaraşır. Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” öğüdü, idarecinin bastığı her adımda gecelerini uykusuz geçirmesini gerektiren bir vicdan terazisidir. Atılan her adımın neye sebep olduğu, hangi hayra ya da şerre kapı araladığı hesaba katılmalıdır.
Şoför Koltuğunda Olmak Lider Olmaya Yetmez
İdarecilik, toplumun önüne her gün aynı bayat yemeği ısıtıp koyma yeri değildir. "Eski çabuk eskir, yeni şeyler söylemek lazım" düsturu temel ilke edilmelidir. Gençlik; heyecan demektir ama aynı zamanda toy olmak demektir. Asıl maharet, heyecanı toyluğa kurban etmek değil; o yüksek enerjiyi devasa bir yakıta dönüştürerek doğru rotada kullanabilmektir.
Unutulmamalıdır ki: Sadece şoför koltuğunda oturuyor olmanız sizi lider yapmaz. Eğer başkalarının çizdiği yanlış rotada direksiyon sallıyorsanız, lider değil ancak bir emir erisinizdir. Gerçek liderlik; Necip Fazıl’ın haykırdığı gibi, kalabalıkların aktığı yanlış selin karşısına dikilip "Durun kalabalıklar, bu yol çıkmaz sokak!" diyebilecek bir feraset ve cesaret sergilemektir.
Ahbap-Çavuş İlişkisinden Liyakat Esasına
Büyük işler ve kalıcı eserler, ancak güçlü bir ekip ruhu ile inşa edilir. Bu yapının temeline arkadaşlık, akrabacılık, bendencilik, meşrepçilik ya da hemşericilik gibi çürük tuğlalar konulamaz. Binayı ayakta tutacak harç: Adalet, Kifayet ve Liyakattir.
28 Şubat’ın silindir gibi geçtiği çetin iklimlerden sonra, ne yazık ki hâlen hakkı teslim edilmemiş, bir kenara itilmiş nice birikimli insanımız var. Daha da acısı; o günün diktatörlüğüne omuz verenlerin, bugün sözümona mücahit kadrolar eliyle baş tacı edilmesidir. Ak sütün içindeki ak kılı ayırt etmesi gereken bir nesli inşa edelim derken, ak sütün içine necaset atanları alkışlar hale geldiysek tuz kokmuş demektir.
Taş Üstüne Taş Koyanlar ile Yola Taş Koyanlar
Burada karşımıza idare sahasının en derin çelişkisi çıkar: Dava taşını gediğine koyanlar ile davaya giden yola taş koyanlar.
İlki bir mimarın kuyumcu hassasiyetidir; kubbeyi ayakta tutacak o kilit taşı bulmak, sabırla yontmak ve tam vaktinde ait olduğu gediğe yerleştirmektir; gayesi binayı ihya etmektir. İkincisi ise bir kervan korsanının fütursuzluğudur; yola yığdığı çakıllarla, arkadan gelenlerin ayağını çelmek, menzile giden yürüyüşü akamete uğratmaktır.
Biri mabede sütun diker, diğeri patikaya barikat kurar. Biri medeniyetin harcını kararken, diğeri kendi hırsının hendeklerini kazar. Asıl trajedi ise, yola taş koyanların kendilerini hâlâ o kubbeyi inşa eden mimar sanmalarıdır.
Bir Yol Haritası Değil, Yol Hatırlatması
Büyük şairin dediği gibi; genç adamın, genç idarecinin tek bir gayesi olmalıdır: Dava taşını gediğine koymak.
Bu değerlendirmeler yeni bir yol haritası çizme iddiası taşımıyor; sadece unutulan kadim değerleri, asıl istikameti ve sorumluluğu bir "yol hatırlatması" olarak önümüze koyuyor. Rüzgâra göre yön değiştiren değil, fırtınada nirengi noktası olan idarecilere olan ihtiyacımız her zamankinden daha fazladır.