1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. ŞÖHETLİ BİR BAY’IN ACI DUYGULARI
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

ŞÖHETLİ BİR BAY’IN ACI DUYGULARI

A+A-

 

                Uzandığı yataktan zorlukla doğruldu. İki avucunu da dizlerine koyarak güç bela ayağa kalkabildi. Bastonuna dayanarak bir bardak su için mutfağa gitti. Suyunu içtikten sonra, sidilerini koyduğu yere doğru seğirtti.

                Tekrar yatağına girmeden önce sidiyi, sidiçalara koydu ve usulca yatağına uzanarak düğmeye bastı! Gençlik filmlerinden birini seyre koyuldu.

                Sanki bir hayaldi şimdi yaşadıkları. Oysa ne günleri vardı gençliğinde. Yakışıklıydı, oyunculuğunun getirmiş olduğu bir zenginliğe sahipti. Şöhret ise deme gitsin, sokağa çıkamıyordu adeta. Hayranları, hele genç kızlar, onu sokakta bir görsünler, neredeyse “şehvet krizi”ne girerlerdi. Bugünkü gibi teknolojinin olmadığı o dönemde, herkesin elinde bir cep telefonu olmadığından, onunla fotoğraf çektiremiyordu, ama ondan mutlaka bir fotoğraf istiyorlardı. Genç kızlar, onun fotoğraflarıyla odalarını süslerler ve uykularına onun hayalleriyle girerlerdi.

                Gençlik filmini seyrediyor ve de farkında olmadan gözleri nemleniyordu. Hayat ne kadar da kısaydı. Belki bir gün, hatta bir saat! Gençliğindeki şöhretli zamanlarını hatırladı, önünde sanki asırlar vardı. Şimdi!.. Geldiği durak onu adeta çıldırtıyordu. Hani etrafında fır dönen genç kızlar? Ya yeni filmleri için adeta sıraya giren yapımcılar?

                Gururluydu, kimseye boyun eğmezdi. Yürürken, çevresindeki hayran kitlenin bakışlarını hisseder ve başı dik, adımlarını atar, sigarasını derinden çekerek dumanını havaya üflerdi. Onun her hareketi, gençlik tarafından taklit edilirdi. Hele filmlerdeki argo sözleri, vuruş teknikleri, sevgililerine karşı söylediği sözler hep gençliğin beynine kazınırdı. Gazeteler onun boy boy fotoğraflarıyla çıkar, sokakta gazete satan çocuklar onun adıyla semt semt dolaşır ve gazetenin satışını artırırlardı. “Yazıyor!.. Yazıyor!..”

                Yaşlılık mı? Onu hiç düşünmemiş, ölümü ise kaf dağının ardında görmüştü. Kaç genç kızın kanına girdiğini zaten hatırlamıyordu. Ne yapsındı, ta film setlerine kadar geliyorlar ve onu adeta taciz ediyorlardı! Hele aralarında bir tane çok güzel köylü kızı vardı ki, onu “artist” yapma numarasıyla!..

                “Of.. 0f!..” Ekranda kendi gençliği, dinamikliği akarken kendinden geçmişti, ama ağrıları onu kendine getirdi. “Ne günlerdi, o günler! Bir elin yağda, bir elin balda. İstediğin önünde, istemediğin arkanda. Bugünleri nasıl hayal edemedik? Dostlarımızı nasıl seçemedik? Hayran kitlesinden sokağa çıkamayan ben, şimdi bir Allah’ın kulu tarafından aranıp hal ve hatırım sorulmuyor. Galiba şöhretlerin ölmeden önceki mezarlığı, yalnızlıktır.”

                Televizyon dizilerini izlemek ona hep acı veriyor. Yüzlerce genç yeteneği seyrettikçe, içindeki duyguların hoyratça boşalmalarına set çekemiyor. Kıskanıyor mu yoksa içindeki duygu hayranlığın ifadesi mi, pek anlam veremiyor. Bazen kendi kendine odanın içinde haykırıyor:

                “Ey genç yetenekler! Bana bakın da ibret alın! Ben, sizin geleceğinizim; bir gün bu durağa sizler de uğrayacaksınız; şöhret yerine dost edinin, dost!”

                Gençliğinde okumaktan pek hoşlanmadığı, şairin dörtlüğü, şimdi aynanın karşısına geçince ağzından hiç düşmüyor:

                “ Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? / Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

                Ya gözler altındaki mor halkalar?/ Neden böyle düşman görünürsünüz,

                Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”

                Evet, gençliğinde çok şöhretli bir oyuncunun son anlarını seyretmek, aslında en trajik bir film olsa gerek. Varlık ve zaman, onları Yaratan adına kullanılmamışsa, derin bir pişmanlık ve ürperiş insanın ruhunu kuşatır. Bu kuşatma cehennemi bir ızdırabın da adıdır, aynı zamanda. Hemen hemen bütün insanların aldandığı tek şey, zamandır; onun geçip gittiğini ve her şeyi eskittiğini görememek büyük bir aldanıştır ve hüsrandır.

                İkbal sorar: “Hayat nedir?” Cevabını da kendisi verir: “ Bitmeyen yanış!”

                Aşkın yanışıyla şehvetin yakıcılığı arasındaki farkı görebilendir, insan! Ve bu insanın bütün hayatı da sanattır, sanat üzerine geçmiştir. Şehvet salyalarıyla çizilen yollar, ebedi kaybedişin ve acının kanlı izdüşümüdür.

                Oysa bu satırlar yazılırken bile zaman kendi kulvarında hızla akıp gidiyor; bunun önüne geçebilecek Allah’tan başka da bir güç yoktur. İnsan neyine güveniyor, bunca aczi ve cahilliği içinde tutarken?

                                                               D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com)  Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yeni dezenformasyon yasası ve kişisel verilerin korunması kanununa göre; kişilik haklarına yönelik her türlü yayın suç teşkil ettiğinden, kurallara aykırı yorumlar onaylanmamaktadır. Lütfen bir aşağıdaki facebook yorumları bölümünü kullanınız