1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. ZİHİN YAPAR, ZİHNİYET UYGULAR
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

ZİHİN YAPAR, ZİHNİYET UYGULAR

A+A-

 

Cumhuriyet sonrası eğitim hayatımıza baktığımızda, zihniyetin oluşmasında çok önemli olan iki ders öne çıkar: Tarih ve edebiyat.

Fen bilimleri (fizik, kimya, biyoloji, matematik vb.) zihin oluşturur; sosyal bilimler ise (tarih, edebiyat, felsefe, sosyoloji, psikoloji vb.)  zihniyet oluşturur. Birisi araçtır, öbürü amaç, yani hedeftir.

Zihin; idrak, tanıma, anlama, kavrama, muhakeme, hafıza… gibi anlamları içermektedir.

Zihniyet ise; İnsanın kendini ve çevresini bilmesinde rol oynayan idrak, düşünce, düşünce yolu, soyutlama gücü…  gibi anlamları içermektedir. Zihin yapar, zihniyet uygular.

Bunlar iyice hesaplanmadan verilecek olan eğitim yapıcı olmaktan çok, yıkıcı sonuçlar doğurur.

Cumhuriyet sonrası yapay bir tarih ve dil zenginliğinden uzak, ideolojik bir edebiyat oluşturularak zihinlere müdahale edildi; temelsiz bir zihniyet genç beyinlere kazınmaya çalışıldı. Bugün gelinen noktadaki sıkıntılarımız, bu anlamsız çabaların ürünüdür.

Tarih ve edebiyatın öne çıkmasının nedeni; bunlar öne alınmasa, yeni zihniyetin oluşması asla mümkün olmayacaktı. 10. Yüzyılda, Karahanlılar zamanında Müslüman olan Türk’lerin bin yıllık tarihi bir biçimde askıya alınıp, İslam’dan önceki Türk’lerin tarihi öne çıkarıldı ve nesillere bunlar okutuldu. Özellikle altı yüz yıl dünya devleti olmuş Osmanlı göz ardı edilerek adeta nesillerden saklandı; hatta Osmanlı düşmanlığı öne çıkarıldı, padişahlara hakaretler edildi. Sonra da seksen yıllık tarih masal sosuna bandırılarak zihinlere dolduruldu.

“Onuncu Yıl Marşı” seviyesinde tarih ve edebiyat bilgileri, ideolojik temellerle nesillere aktarıldı. Bir önceki asrın Avrupa’sını kasıp kavuran Ogüst Kont materyalizmi ders kitaplarını işgal ederken, politik izmler olan Faşizm, Nazizm, Marksizm, Stalinizm… gibi akımlar da yeni oluşmaya başlayan zihniyetlere cazip görünmeye başladı. Türk eğitim sistemini eleyin, “Onuncu Yıl Marşı” karşınıza çıkar. İstiklal Marşı milli marş olmasına rağmen zihniyet oluşturmada hiçbir etkinliği olmamış; çünkü onun derinliğine inilmesine izin verilmemiştir.

Fen bilimleri zihin oluşumunda etkilidir ve genellikle tek doğruya endekslidir. İki kere iki dört eder. Oysa sosyal bilimlerde doğrular tek değildir, elastiki bir yapısı vardır. 19. Ve 20. Yüzyılın gelişim sürecinde başta fen bilimlerinin etkili olduğunu söyleyebiliriz; “sanayi devrimi”nin sonucu bu yüzyıllar oluştu. O halde tek doğruları vardı ve bu doğrular hayata hâkim kılınmalıydı. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın bundan başka anlamları var mıdır? “Tek doğru faşizm’di, maksizm’di.”

Materyalizme dayalı bu izmler, bizde de etkisini göstermek zorundaydı; çünkü dünya bunlarla kaynıyordu. Bizdekinin adı “Kemalizm” oldu. Ulusçuluk temeline dayanan bu anlayış “tek doğruydu” ve bütün sosyal bilimler bu anlayışın etrafında şekillenmeliydi. Bunun aksine hareketler “karşı devrim” olarak suçlanmalıydı. Doğan Avcıoğlu ve Mihri Belli’nin bütün gayretleri bu değil miydi?

Okullarda okutulan, özellikle sosyal bilim kitapları, Kemalizm ve ulusçuluk üzerine dizayn edildi; çünkü tek doğru vardı; o doğru da Kemalizm’di. Bayramlar bunun üzerine bina edildi, her türlü resmi ve gayrı resmi tutum ve davranışlar tek elden kumanda edildi. Hatta İstiklal Marşı’nın, yeni oluşturulan rejime aykırılığı, uyumsuzluğu bilindiğinden, 1925 ve 1937’de iki kez İstiklal Marşı yazma yarışması açılmış, fakat sonuç alamamışlardır. (1937’deki İstiklal Marşı Necip Fazıl’a ısmarlanmış, sonuç alınamayınca, N. Fazıl bu şiirini “Büyük Doğu Marşı” olarak değiştirmiştir.)

Zaman statik değildir, dünya değişmektedir. Hiçbir izm ebedi kalıcı olamaz. İzmler insan zihninin varacağı yere kadar gidebilir. Bugün en büyük tıkanıklık, değişmekte olan zihniyetlerin, değişmeyen ve statik durumunu koruyan okul müfredatıyla çelişkisinde yaşanmaktadır. Fen bilimleri müfredatı bile bu zihniyet yapısına uydurulmaya çalışıldı. Sosyal Bilimler müfredatı ise tamamen ideolojik tutuma kurban edildi. Çocuklarımız, hayatın gerçekleri ve müfredatın masalımsı hayali karşısında feryatlarını başka eğilimlere yönlendirir oldular. Bir şey gerçekten “ilim” ise, onun karşısında edebe bürünmeyecek bir insan hayal edemiyorum; çünkü ilim, insanın can damarına hitap eder. Hayal ve nefs damarına hitap eden şeylere nasıl “ilim” denilsindi?

Sadece müfredatın düzelmesi de yeterli değildir, öğretmeni ne yapacağız? Eğitim fakültelerinin müfredatı aynı bakıl açısıyla düzenlendi. Sonuç ortada!

 Müfredat bozuk da olsa, öğretmen gerçekten dolu bir zihin, evrensel bir zihniyetle öğrencilerine yaklaşıyorsa, onun başarılı olmaması asla düşünülemez. Bunun çok örnekleri vardır. Bir öğretmen, sınıfta, öğrencilerinin karşısında branşının hâkimi ise ve evrensel ahlak kurallarıyla uyumlu ise, onun başarısı kendiliğinden gelir. Ama öğretmenlerimizi hangi zihniyet üzerine yetiştirdiğimiz burada birinci etkendir. Tecrübeme dayanarak söylüyorum, başarılı ve öğrencileri karşısında etkin olan öğretmenlerin büyük bir çoğunluğu, kendilerini okudukları okullardan ve müfredattan uzak tutan, ancak gerçek müfredat ve doğru bilgiyi başka kaynaklardan alan öğretmenlerdir.

Özellikle edebiyat, edebi metinlerin seçiminde, tarihin doğru ve tarafsız sunulmasında kendi medeniyet kodlarımız göz önünde tutularak yeni müfredatların hazırlanması kaçınılmazdır ve zamanı da geçmektedir. Tersine akıtılan nehirlerin yataklarını kazmakla uğraşmaktansa, aslı yataklarını bularak akıtmak daha kolay ve insan fıtratına da uygun olandır.

Zihniyeti insan fıtratına uygun oluşturmazsanız, zihinle elde edecek olduğu silahı “kıyıcı” olarak kullanacak, Hiroşimalar eksik olmayacaktır. Mesele teknolojik gelişimin zirvesine çıkmak değil, bu zirvede iken insanlığın yararına hareket etmektir.

Sadece çocuklarımızın acıkan midelerini doyurmakla olmuyor, asıl onların acıkan ruhlarını doyurmak eğitimin en önemli işi olmalıdır. Oysa yüz yıldır ruh acıkmasıyla bitap düşmüş nesillerin feryadı artık sınıflardan taşmaktadır. Nesillerimize merhametin en temel göstergesi de, onların ruhunu tatmin edecek bilgilerle onları donatmaktır. Unutulmasın, dünyayı kana bulayan çobanlar değil, üniversite mezunlarıdır.

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yeni dezenformasyon yasası ve kişisel verilerin korunması kanununa göre; kişilik haklarına yönelik her türlü yayın suç teşkil ettiğinden, kurallara aykırı yorumlar onaylanmamaktadır. Lütfen bir aşağıdaki facebook yorumları bölümünü kullanınız