• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Rize 11 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 19 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Samsun 9 °C

Şerif Mardin’den Kemalizm eleştirisi

D. Ali TAŞÇI
Şerif Mardin’in “Mahalle baskısı”ndan sonra, şimdi de Türkiye’de “öğretmen-imam rekabetinden öğretmen kaybetti.” demesi, epeyce ses getirmişe benziyor. Aslında birçok şeyi hepimiz kaybettik de pek farkında değil miyiz, diye insanın sorası geliyor.
Şerif Mardin’i entelektüel tabaka tanır. Amerika’da yaşayan bir sosyoloji profesörü. Arada bir de Türkiye’ye uğrar. Bu ziyaretleri esnasında bazı demeçler de verir, onlar gündeme oturur. Ne var ki, onun söyledikleri yeni değildir; kitaplarında bu konuları zaten enine boyuna tartışmıştır. Fakat bizim okumayan aydınımız, bir şeyler ancak söylenince duyuyor.
İşte bu yazılarından biri:
“En derinde Cumhuriyet’in “merkezi temel değerler” katında bir başarısızlığından söz edilebilir. Her topluluk bir temel felsefe üzerinde kurulmuştur. Bu felsefe kişide bir “dünya görüşü”yle sonuçlanır. Cumhuriyet’in en zayıf yanı, bu felsefe eksikliği olmuştur. Kemalizm’in derin ya da çok kapsayıcı felsefi temelleri olduğu büyük bir güvenle söylenemez.” ( Türkiye’de Din ve Siyaset. S.243, İletişim Y. 1991)
Bir başka sosyolog Emre Kongar, Mardin’in, gazetelere vermiş olduğu buna benzer demeçlerini eleştiriyor ve şunları söylüyor:
“ Mardin, “Cumhuriyet’te iyi, doğru ve güzel hakkında çok derine giden düşünce yok.” sözleriyle, Cumhuriyet’in dayandığı tüm aydınlanmacı Pozitivist felsefenin temellerini yok sayıyor.”
Kongar, “pozitivizm” denen bir felsefi akımdan söz ediyor ve onun Cumhuriyet’in fikir temellerini oluşturduğuna vurgu yapıyor. Bu saptaması pek yabana atılacak türden değildir.
Pozitivizm nedir, ona bir bakalım: “ Teoloji ( ilahiyat ) ve metafizik (öte dünya ) içermeyen, sadece fiziksel veya maddi dünyanın gerçeklerine dayanan bir felsefi anlayış.” ( Sözlükler)
Auguste Comte’un 19. yüzyılda ortaya attığı bir görüştür ve 20. yüzyılın ortalarına kadar dünyada etkili olmuştur. ( Hala da olmaktadır ya. ) Komünizmin de kapitalizmin de maddeci dünya görüşü bu felsefi akıma dayanır. Tanzimat’tan sonra Türk aydını da aynı felsefi akımı benimser ve devlet felsefesi yapmaya çalışır. (Bunlar bilinmeden bugünkü kavgalar anlaşılamaz.) Kongar bu konuda haklıdır.
Ama Osmanlı’nın bakiyesi olan Müslüman halk, tanrıyı paranteze alan, onu hayattan kovan bu felsefi akımı benimseyecek miydi veya benimsedi mi?
Şerif Mardin şöyle diyor röportajında : “Biz Türkiye’yi çok iyi tanımıyoruz. En önemli saydığım “iyi, doğru ve güzel” hakkında Kemalizm’in bir zaafı var. Batı’da laiklerin tartıştıkları ve binlerce sayfalık tartışma yaptıkları “ iyi, doğru ve güzel” anlatısı hakkında bugün Türkiye’de liseden mezun olanların bilgisi sıfır seviyesindedir. Kemalizm’in zaafının bu olduğunu anlamak lazım. İslam’ın zayıf ve boş bir alanı doldurduğunu görüyoruz. Uzun süre Kemalizm çalıştığınız zaman kuru bir yanı olduğunu anlıyorsunuz. Yurtta sulh, cihanda sulh derin bir ifade değildir. Laikliği tartışırsanız, günlerinizi hapishanede geçirebilirsiniz.”
Necip Fazıl’ın bir tesbiti var: “ Giden şey İslam’dı, gelen şeyse hiç!” ( İdeolocya örgüsü )
Burada esas tartışılması gereken üç kavram var:” İyi, doğru ve güzel.” Bir köşe yazısında şu kadarına değinelim.
İyi-kötü: Bu kavram, bir toplumun ahlaki yapısını oluşturur, yani etik yönü düzenler.
Doğru- yanlış: Bu da hukuk sistemiyle ilgilidir; neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ortaya koyar.
Güzel- çirkin: Bu ise, sanatı, yani estetiği ortaya çıkarır.
Kemalizm’in orijinal “iyi, doğru ve güzel” kavramları var mıdır? Kongar, Kemalizm’in temellerini “aydınlanmacı pozitivizm”e dayandırıyor, doğru; fakat bu, aynı zamanda Kemalizm’in orijinal bir felsefesinin olmadığını da göstermez mi? “ İyi, doğru ve güzel” kavramlarının tümü Batı’dan alındığına göre, sizin özgün fikriniz nerededir?
Her felsefi ekol mutlaka yukarıdaki üç kavrama cevap vermek zorundadır. Aksi halde zaten bir felsefi anlayışım var diyemez.
Osmanlı bakiyesi Müslüman Türk halkının inanç ve hayat algısıyla çelişen bu akım, bu topraklarda tutar mıydı? Adana’ya çay mı ekilmek istenmişti? Hangi taklit derin olmuştur ki? Mardin’in Kemalizm’le ilgili “derin değil” ifadesine niçin karşı çıkılıyor ki?
Şerif Mardin’i dinleyelim: “ Cumhuriyet’in kurucuları dinin Osmanlı toplumunda gördüğü fonksiyonları üstüne alacak kurumları kurarken toplumsal ve siyasal katılmanın bunları ne kadar zorlayacağını kestirememişlerdir.” ( a.g.e, S.242 )
Osmanlı’nın giden tüm kurumlarını bıraktık, Cumhuriyet’in getirdiği Diyanet kurumunu bile bu halk tam olarak kabul etmekte zorlanmaktadır.
Mardin devam ediyor: “ Cumhuriyet’in kurucuları laikliğin tutunabilmesi için yeni bir kişilik sisteminin gerekeceği fikrini pek o kadar önemsememişlerdi.” ( a.g.e, S. 242 )
“ Sözde değil, özde” tartışması işte bunun ürünüdür. Her sistem kendi bireyini oluşturur. Bu bireyler bir araya gelir ve bir toplum ortaya çıkar. Orada birey-toplum çatışması doğmaz ve sistem de ikide bir tökezlemez.
Jakobenizm, yukarıdan aşağıya gelir, elitlerin görüş ve düşüncelerine önem verir; halkın ne düşündüğüne itibar etmez. Yapılmak istenen halk, bir gün bu yapılmaya karşı çıkarsa, o zaman kavga başlar.
Bünyeye uymayan kan verirseniz, o bünyede neler olur?
  • Yorumlar 8
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40