• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • Rize 22 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 18 °C
  • Trabzon 22 °C
  • Samsun 18 °C

UYUYAN MİLLET OLURSA SABAH OLMAZ

Seyfullah FIRAT

İnsan olarak bu dünyaya neden geldiğimizi acaba hiç düşündüğümüz oldu mu? İnsanın canlılar arsındaki yerine bakarak, insanin neden acaba en üstün varlık olarak yaratıldığına hiç beynimizi yorduk mu?

Her canlı gibi insanın da elbette doğumla ölüm arasında cereyan edecek sınırlı bir hayat macerası vardır. Bu hayat maceramızın sebebi veya hikmeti nedir acaba? Doğumla başlayıp ölümle noktalanan bu macera sonrasında ebedi hayata nasıl intikal edeceğiz veya o ebedi hayatta bizden nelerin isteneceğinin ne kadar idrakindeyiz?

Tasavvuf ehli veya inan her insan, dünya hayatimizin bir sınavdan ibaret olduğunu, ebedi hayatımız için dünya hayatımızın bir hazırlık safhası olduğunu söylerler. Biz de buna inanıyor ve bir sınav sürecinden geçtiğimizi biliyoruz.

Hepimizin hayatı, doğrularla yanlışların veya sevaplarla günahların ambarı gibidir. Bu ambarın kapı kilidi tartışılmaz şekilde kalptır. Kalbinizin kilidini sağlam ellere vermezseniz veya sağlam tutmazsanız gönül ambarınıza her türlü hırsızın veya eşkıyanın kolayca girmesine izin vermiş olursunuz.

İnsan diğer canlılara göre çok daha farklı yeteneklerle veya bir takım değerlerle yüklendiğine göre, bunun mutlaka bir sebebi veya hikmeti olmalıdır. İnsan neden acaba akıl ve düşünce nimetleriyle donatılmış olmak gibi de bir üstünlüğe sahiptir? Bir kul olarak bu sorulara cevap vermek zorundayız herhalde.

Bu nimetler ve yetenekler karşılığında insandan ne istenmektedir veya istenenler niçin istenmektedir? İşte bu soruların doğru veya yanlış cevapları bizim yaşayacağımız hayatımızın rotasını ve derin anlamını belirleyecek.

Bize bahşedilen üstünlüğümüzden dolayı bizden istenen bir takım görevlerimiz varsa, biz her şeyden önce bu görevlerimiz nelerdir sorularına cevap vermekle mükellefiz.

Bütün bu sorular dünyasında hayatımızı idame ettirirken, elbette ilk vazifemiz kul olduğumuzu hatırlayarak, ilk görevimiz veya en önemli vazifemiz sığınmamız gereken gerçek adrese sığınmak olmalıdır.

Biz öyle inanıyoruz ki, bize bu dünya hayatında bir takım kulluk vazifeleri yüklenmiş ve biz insanlar da bu geçici dünyada kulluk sınavdan geçmekteyiz.

Aklıselim hiçbir Müslüman bugünkü dünyayı çağdaş dünya diye kabul edip birilerinin peşine takılamaz. Bugün bu dünyada yaşamakta olan yedi milyar insanın sefaletten ve açlıktan sırt kemikleri dışarı fırlamışsa, bu dünya çağdaş bir dünya değil, bu dünya en hafif bir ifadeyle Ebucehillerin dünyasıdır.

Bu dünyayı çağdaş veya demokratik bir dünya olarak insanlara yutturmaya kalkmak, bir de üstüne üstlük bunu dindarlık etiketi altında insanımıza pazarlamaya yeltenmek çok düşündürücü olsa gerek. Bu insanlar, saflığın çok ötelerinde ya aptaldırlar ya da küresel eşkıyaların işbirlikçileridirler.

Sömürü çarklarının son hızla döndüğü, her türlü küfrün ve isyanın kâinatı kuşattığı, kan ve gözyaşının seller gibi aktığı bu dünyanın kaderini paylaşıyoruz. Müslüman’ın yapacağı iş bu zulmete ortak olmak değil, bizzat bu zulmete karşı savaşmak olmalıdır.

Türk milleti ve onun misyonu bugünkü dünyadan çok daha farklı bir dünya arayışını bizlere görev olarak yüklemektedir. Birileri bu dünyanın yörüngesini bozmuşsa, o yörüngeyi düzeltmeye talip olmak veya bu kutsal göreve ‘Türk milleti talip olmalıdır’ demek neden korkulacak bir konu olsun?

Bugünkü insanlığın en büyük imtihanı bu alanlarda olmaktadır. Ne yazık ki, bu onur verici sınavda başarılı olanlara diploma verilmezken, ne tuhaftır ki bu sınavda sıfır çekenlere çeşitli diplomalar verilmektedir. Bu diplomalar veya bu üniformalar tamamen sahtedir. Bu sahte diplomalarla ümmet arasında çalım satanlarda işbirlikçi veya maskeli düzenbazlardır.

İnsan hayatının kendisi zaten bir sınav olduğuna göre, insanların başta ki ilk görevleri de mutlaka hayat sınavda başarılı olmak olmalıdır. Dünya hayatı sınavı ile okul hayatı sınavımız sözcük olarak bir birinin benzeşi olsa da, hiçbir zaman aynı sınavlar değillerdir.

Okul sınavlarında sizlere veya bizlere sorulan sorular veya soruların cevapları daha önceki süreçte sizlere veya bizlere öğretilen bilgilerden oluşur.

Dünya hayatı, okul hayatımızdan çok daha farklı bir çizgide seyreder. Hayat sınavında karşılaşacağımız sorular, okul sınavlarımızda olduğu gibi, önceden öğrendiğimiz konularla ilgili bildiklerimizden veya bilgilerden oluşmuyor ne yazık ki.

Hiç bilmediğimiz veya aldığımız eğitimle hiçbir alaka veya en ufak bir ilgisi dahi olamayan çok farklı konularla ilgili çeşitli sorularla dünya hayatımızda karşılaşabiliyoruz.

Ne yazık ki, gerçek anlamda milli eğitim olamayan, sömürgeci eğitim olmanın ötelerine bir türlü geçemeyen veya aynı çarpıklığın bir yansıması olan, bugünkü okul hayatımız bizleri gerçek hayata hazırlamaktan daha çok, bizlere yüklenen bilgileri ölçmek için çeşitli sınavlara hazırlamaktadır.

Biz bundan dolayı yaptığımız işe “eğitim yerine, öğretim” desek daha doğru bir tespite gitmiş oluruz iddiasında bulunuyoruz.

Okul hayatında sorulan soruların cevapları herkes için aynıdır. Ancak, hayat okulunun soruları herkes için aynı olmaktan çok uzak ve herkes için çok farklıdır.

İnanmış bir insanla ateist bir insanın, zenginle fakirin, güzel huylu olanla, kötü huylunun v.s değişik insanların hayat soruları bir birlerinden çok farklı olduğu gibi, hayat sınav maratonları da bir birlerinden elbette çok farklı olacaktır.

İnsan adeta iki dünyalı gibidir. İnsanın birinci dünyası kendi yetenekleri ve kendi çevresi ile sınırlıdır. İkinci dünyası ise birinci dünyasından çok daha geniştir. Bu ikinci dünya, insanin hayallerinin uzanabileceği ve gayretleriyle gidebileceği geniş bir dünyadır.

Okul hayatında geri sınıfa dönüş veya geri vitese takma yoktur. Ancak hayat okulunda ne yazık ki yükselme olduğu kadar geriye dönüş de çoktur. Hatta dibe vurmalar bile söz konusudur. Hayat okulunun sonunda diploma yoktur, ya başarı vardır ya da başarısızlık.

Sorgulamaları yerinde ve objektif bir tarzda yapmak; inişin veya geri düşüşün sebeplerini, çıkışın yöntem veya ritim bozukluğunda aramak doğru olur kanaatindeyiz.

Her çıkışın bir takım sebepleri veya itici gücü varsa, her inişin veya geri vitese takışında mutlaka bir takım sebepleri olmalıdır. Bu sebepleri kavramadan başarıya gitmek veya başarısızlıklardan dersler çıkarmak çok zordur.

İnsanların yaşamak istedikleri bir hayat hedefleri olduğu kadar, yaşayabildikleri bir hayat çizgileri veya şartların belirlediği bir hayat limitleri de vardır. İçinde yaşamakta olduğumuz dünya şartlarında ne yazık ki insanların hayat limitlerini yetenek ve çabalarından daha çok çevresel şartlar belirlemektedir.

Bir insanın gelebileceği veya tırmana bileceği en son nokta onun inandığı noktadır. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse şunu diyoruz “bir insanın yapabileceği iş düşünebildiği kadardır”.

Gençlik çağlarımızda hayallerimiz büyük, imkânlarımız ise çok minnacıktır. Yetişkinlik çağımızda ise, imkânlarımız çoktur ama istek ve arzularımız ciddi anlamda azalmıştır. İşte insan hayatının gerçek fotoğrafı bu gerçeklerde gizlidir.

İnsan hayatında, ya tozu dumana katarak yükselir, ya da tozu dumanı yutarak silikleşir. Tozu dumana katarken elbette toz yutmamızda kaçınılmaz olur.

Ancak, hayat merdiveninin çıkışı olduğu kadar inişi de olduğu akıldan çıkarılmamalı ve bu hayat okulunun tecrübe denilen hazinesinin kıymeti çok iyi bilinmelidir.

Hayat okulunun mezuniyet töreni ölümdür. Okul hayatının ise mutlaka bir diploma töreni vardır. Okul hayatı bizi sınavlara hazırlarken, inşallah dünya hayatı da bizi ebedi âlemdeki büyük sınava hazırlar. İnşallah ebedi hayatımız dünya hayatımızdan çok daha görkemli olur.

Dünya hayat maratonumuzu başarıyla bitirebilmemiz için, dünya eşkıyalarının yolumuza döşedikleri mayınları temizlemek ve insanlığın önünü açmak her inanan insanı kulluk vazifelerinden olsa gerek.

İşte biz millet olarak bu kutlu göreve talipken, birilerinin sınırlarımızdaki askeri mayınların temizlenmesini yabancılara ihaleye çıkarıyorsa, bu zilleti derinliğine düşünmek zorundayız.

Önce yüreğimizdeki veya beynimizdeki mayınları temizlemekle işe başlamalıyız. Daha sonra da insanlığa kurulan tuzakları bozma noktasında bu milletin yüklenmiş olduğu büyük davaya omuz vermeliyiz.

İnsanlar için uyku; dinlenme ve her sabah yeni bir başlangıç yapmaktır. Milletler için ise uyku; felakettir ve sabaha ulaşamamaktır. Millet evlatları uyanık olmalı ve hiçbir şartta şeytan değirmenlerine ucuzundan su taşıyan hamallar durumuna düşmemelidir.

En içten duygularla, bütün dua ve saygılarımız gözü açık, yüreği ve beyni berrak olanların olsun.

  • Yorumlar 5
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40