ALLAH DE ÖTESİNİ BIRAK
“… Allah sana nasıl iyilikte bulunduysa, sen de öyle iyilikte bulun ve sakın yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya kalkışma! Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez!”
(Kasas: 28/77)
“Bir iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?”(Rahman: 55/60)
İyiliğin kıymetini bilenler için elbette bir iyiliğin karşılığı en az bir iyiliktir, vefadır. İyiliğin farkında olup minnet duymaktır. İçten bir teşekkürdür. Bu yüzden büyüklerimiz:
“Yaptığın iyiliği unut, sana yapılan iyiliği unutma!” demiştir.
Fitne zamanındayız. “Ahır zaman; zor zaman, ağır zaman” denmiştir. Tüm ahlaki erdemlerde olduğu gibi minnet duygusunda olması gerekenden oldukça uzaklardayız. İşler biraz sarpa sardığında iyi niyetin yerini su-i zan, güzel sözlerin yerini de şikâyet alıyor.
Kendileri için hayatını feda ettiğini düşündüğün; eşin, çocukların, ana baban, kardeşlerin, akrabaların, komşuların bazen öyle cümleler sarf ederler ki, hayretler içinde kalırsın.
Derin bir hayal kırıklığı yaşarsın. “Olmaz” der, “olamaz böyle bir şey” diye haykırırsın. Anlatamazsın iyi niyetini. Parmaklarını ısırırsın. Beynin allak bullak olur. Dünyan kararır, öfken kabarır. Yeryüzü dar gelir sana… Sözle vururlar insanı can damarından:
Ne yere bakan yürek yakandır o.
Beni bakmazlardı param için bakıyorlar.
Mecburdurlar beni bakmaya.
Seninle evleneli bana gün yüzü göstermedin.
Senin gibi kardeşim, komşum olacağına…
Seri imalat mahsulü olumsuz cümlelerin ardı arkası kesilmez. Öyle bir noktaya gelirsin ki, yaptığın iyiliğe bin pişman olursun. İçindeki merhamet tohumunu çürümeye bırakırsın. Ve şeytan fısıldar kulağına: “Bir daha iyilik yapma! Değmez.”
İşte tam o an, İslâm bize “dur!” der. Şu soruyu kendimize sormamızı ister:
“Etrafımızdakiler bizi takdir etmiyor, bize minnet duyguları beslemiyor, bize teşekkür etmiyor diye iyilikten vaz mı geçeceğiz?”
Hayır, asla… Böyle bir tavır yasaklanmıştır. “Her şeye rağmen fazilet ve servet sahipleri yapmış oldukları yardımları keseceklerine dair yemin etmesinler, yardımda bulunmaya devam etsinler…”(Nur: 24/22) buyuruyor Rabbimiz (cc).
Rivayet odur ki bu ayet, Hz. Ebubekir’in sofrasında büyüttüğü Mistah için indi. Yetimdi, fakirdi. Hz. Ebubekir onu evladı gibi kolladı. Ama Mistah, Ebubekir’in en kıymetlisi, kızı Hz. Ayşe’ye atılan en çirkin iftiraya ortak oldu.
Hz. Ebubekir yıkıldı. “Vallahi bir daha ona yardım etmeyeceğim” diye yemin etti.
Haklı değil miydi? Yerinde kim olsa aynı yemin ederdi. Ama Allah haklı olana değil, faziletli olana seslendi:
“Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?” Ebubekir o anda yeminini bozdu ve dedi ki: “Evet Ya Rabbi, ben de bağışlanmak istiyorum.”
O halde ne yapmalı, nasıl yapmalı ki, bu yıkım psikolojisinden, aldanmışlık duygusundan, kabaran öfkeden kurtulalım? Bize yapılan haksızlık karşısında ayakta kalabilelim?
Bu durumda şu hakikatlere odaklanmalıyız:
İnsandır bu…
Varlığını kendisine borçlu olduğu, varlığını sürdürmek için her anını kendisine borçlu olduğu Rabbine nankörlük eden zavallı kişi, insanoğluna vefa gösterir mi? İnsan bu… Bazen kıskançlıktan, bazen cahillikten, bazen hasedinden ve çoğu zaman da “kaostan/kavgadan beslenen bir kişilik” sebebiyle böyle davranır. Daha fazla taviz koparma arzusu da böyle bir davranışa sürükleyebilir.
İmtihandır bu…
Her Müslümanın sınavı başkadır. Kiminin sınavı da “en yakınları, en fazla iyilikte bulunduğu kimselerdir.” Allah bizi samimiyet testinden geçirir, iyiliğimize bulaşan dünyevi çıkar tortularından bizi temizlemek ister. “İnsanın iyisi imtihanın ağırında belli olur” denmiştir.
İmkândır bu…
“İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlik bilir” gerçeğine sarılmak bizi bir nebze rahatlatıverir. “Allah rızasını kazanma arzusu en yüce hedeftir”(Tevbe: 9/72) hakikatini fısıldar kulağımıza.
“Rabbim! Ben bu iyiliği senin rızan için yapıyorum. Sözleşmem seninle, karşılığını da sadece senden beklerim” aşamasına geçtiğinde ne karşılık, ne minnet, ne de teşekkür beklenir.
İtimattır bu…
“… Allah de sonra ötesini bırak. İçine düştükleri bataklıkta debelenip dursunlar.”(En’am: 6/91) ayetine sımsıkı sarılmaktır.
Anlamıyorlar mı seni?
Anlamak mı istemiyorlar?
İyi niyetini kötüye mi yoruyorlar?
Maddi ya da manevi hakkına mı giriyorlar?
Kendini anlatamıyor musun?
Hukukunu mu çiğniyorlar?
Kendini kötü hissetmeyi bırak. Her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeyden haberdar olan Allah’a sığın, O’na dayan ve O’na güven… Allah’a havale et…
“Şahit olarak Allah yeter. Vekil olarak Allah yeter. Hesap görücü olarak Allah yeter.”
“Hiç Allah kuluna yetmez/imdadına yetişmez mi?”(Zümer: 39/36)
Başka türlü bu zor zamanın fitne ve fesadından kurtulmak mümkün değil. Akıl sağlığını koruyabilmek imkânsız olur… “Allah de sonra bırak onları…”


YAZIYA YORUM KAT