1. YAZARLAR

  2. Sefer YAZICI

  3. Sivil Toplum mu, Sakil Toplum mu?
Sefer YAZICI

Sefer YAZICI

Yazarın Tüm Yazıları >

Sivil Toplum mu, Sakil Toplum mu?

A+A-

Türkiye’de sivil toplum üzerine konuşurken genellikle rakamlarla övünülür: Kaç dernek var, kaç vakıf var, kaç sendika faaliyet gösteriyor… Oysa mesele sayı değildir. Mesele, bu yapıların ne kadar sivil kalabildiğidir.

Sivil toplum, demokratik bir düzende devlet ile birey arasındaki ara alandır. Bu alan gönüllüdür, özerktir, eleştireldir. Siyasetin uzantısı değil, denetleyicisidir. İktidarla kavga etmek zorunda değildir; fakat ona mesafe koyabilmelidir.

Bugün Türkiye’de nicel olarak geniş bir sivil toplum alanı var. Ancak bu alanın önemli bir kısmı siyasal partilerle organik ya da ideolojik yakınlık ilişkileri içinde; dinî yapılanmalarla iç içe; kimlik temelli aidiyetlerle tanımlanıyor.

Bu durumda şu soru kaçınılmazdır: Bağımlılık ilişkileri içinde konumlanan bir yapı ne kadar sivildir?

Sivil toplumun varlık nedeni, siyasal alanın içinde erimek değil; onun üzerinde kamusal meşruiyet baskısı kurmaktır. Eğer bir yapı siyasal iktidarı hiç rahatsız etmiyor, hiç eleştirmiyor, hiç yön vermiyorsa, o zaman “sivil” kavramı yalnızca bir etikete dönüşür.

Tam da bu nedenle bugün belki de “sivil toplum” değil, “sakil toplum”dan söz ediyoruz. Biçim var, içerik zayıf. Kurum var, özerklik yok.

Ve demokrasi en çok da burada yara alıyor.

Sendikalar: Emeğin Temsilcisi mi, Siyasetin Aparatı mı?

Sivil toplum tartışmasının en kritik alanlarından biri de sendikalardır. Çünkü sendikalar yalnızca mesleki birlikler değildir; demokratik sistemin denge unsurlarıdır.

Bir ülkede sendikalar güçlü ve bağımsızsa, siyaset sosyal politikayı tek başına belirleyemez. Emeğin sesi siyasal karar alma süreçlerine doğrudan yansır. Sosyal adalet yalnızca seçim vaatlerine bırakılmaz.

Peki Türkiye’de sendikalar gerçekten bağımsız mı?

Sendikal alanın önemli bir kısmı siyasal kamplaşmaların içinde konumlanmış durumda: Kimileri iktidara yakın, kimileri muhalif ideolojik hatlara angaje. Böyle bir tabloda sendika, emeğin kolektif çıkarını savunan bir kurum olmaktan çok, siyasal rekabetin araçlarından birine dönüşüyor.

Oysa sendikanın görevi siyasetin rotasında ilerlemek değil; gerektiğinde siyasete rota çizmektir.

Siyasetin dümenine bağlanan sendika temsil gücünü kaybeder.

Eğer sendika sosyal politika alanında yön verici bir baskı oluşturamıyor, üyelerinin haklarını savunurken parti aidiyetini öncelemeye başlıyorsa, burada özerklikten söz etmek zorlaşır.

Sendikalar ne kadar bağımsızsa, sivil toplum o kadar demokratiktir.
Sendikalar ne kadar angajeyse, sivil toplum o kadar sakildir.                                             

Daha Fazla Örgüt Değil, Daha Fazla Özgünlük

Türkiye’de örgüt sayısı az değil. Dernekler, vakıflar, platformlar, sendikalar… Kurumsal bir yoğunluk var. Fakat demokratik kalite, örgüt sayısıyla ölçülmez.

Asıl belirleyici olan, bu örgütlerin siyasal alan karşısındaki bağımsızlık derecesidir.

Eğer sivil toplum siyasal iktidarı dengelemiyorsa;
eğer sendikalar sosyal adalet gündemini belirleyemiyorsa;
eğer kamusal alan eleştirel tartışma üretemiyorsa;

orada nicel çoğalma demokratik derinleşme anlamına gelmez.

Sivil toplum siyasetin içinde eridikçe, siyaseti dönüştürme kapasitesini kaybeder. Sendikalar siyasal hizalanmanın uzantısı hâline geldikçe, emeğin bağımsız temsili zayıflar.

Gerçek anlamda sivil toplum, siyasal iktidarın gölgesinde değil; onun üzerinde kamusal meşruiyet baskısı kurabilen bir güçtür.

Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla tabela değil.
Daha fazla konfederasyon değil.
Daha fazla platform değil.

Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla özgünlük.

Çünkü demokrasi, örgüt kalabalığıyla değil; bağımsız kurumsal cesaretle güçlenir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yeni dezenformasyon yasası ve kişisel verilerin korunması kanununa göre; kişilik haklarına yönelik her türlü yayın suç teşkil ettiğinden, kurallara aykırı yorumlar onaylanmamaktadır. Lütfen bir aşağıdaki facebook yorumları bölümünü kullanınız