Sivilin Sivilleşme İmtihanı
Türkiye’nin modernleşme ve demokratikleşme serüveni uzun yıllar tek bir ana eksen üzerinden tartışıldı. Siyasetin ve sivil alanın üzerindeki bürokratik vesayetin geriletilmeye çalışıldığı o günlerde sivilleşmek; askerin kışlasına çekilerek yalnızca asli vazifesi olan askerliği yapması demekti. Sivil toplum ise bu denklemde devlete karşı bireyin, çoğulculuğun ve meşru siyasetin sığınağı, topluma nefes aldıran doğal bir özgürlük alanı olarak görülüyordu.
Oysa bugün bambaşka bir kavşaktayız. Dünün vesayet biçimleri şekil değiştirirken, yerini görünmez ama en az eskisi kadar bağlayıcı yeni bağımlılık ağlarına bıraktı. Artık mesele yalnızca üniformalı bürokrasinin sınırlandırılmasından ibaret değil. Tam da bu yüzden dönüp sivil alanın bizzat kendisine bakmak ve şunu açıkça teslim etmek gerekiyor ki eskiden sivilleşmek için askerin asker olması gerekirken, bugün gerçekten sivilleşebilmemiz için sivil toplum örgütü diye tanımlanan yapıların sivil olması gerekiyor.
Çünkü bugün "sivil" adı altında faaliyet gösteren yapıların hatırı sayılır bir kısmı, sivilliğin en temel kurucu unsuru olan özerkliğini yitirmiş durumda. Bir tarafta tabandan gelen organik bir talep üretmek yerine kamu kaynaklarının, siyasi iktidarların veya ideolojik merkezlerin uzantısına dönüşen yapılar duruyor. Literatürün "hükümet dışı görünen ama bütünüyle güdümlü" diye tarif ettiği bu model, sivil alanı adeta devletin arka bahçesine çeviriyor. Madalyonun diğer yüzünde ise yerel toplumun gerçek dertleriyle bağını koparmış, uluslararası fon mekanizmalarının teknik şartnamelerine hapsolmuş bir proje bürokrasisi yükseliyor.
Daha da vahimi, bu yapılar zamanla toplumun sahici reflekslerini körelten birer paratoner işlevi görüyor. Hak arama, itiraz etme ve doğrudan tepki verme iradesi neredeyse bütünüyle bu kurumlara devrediliyor. Birey nasıl olsa kendi adına tepki gösteren birilerinin varlığına güvenerek kenara çekilirken; sivil toplum örgütleri kitlelerin biriken öfkesini ve haklı talebini büyütmek yerine kontrollü basın açıklamalarına, protokollere ve salon toplantılarına hapsederek soğuruyor. Neticede toplumsal reaksiyon, bu vekâlet mekanizması eliyle minimize ediliyor ve ehlileştiriliyor.
Dün sorun, askerin kışladan çıkıp siyaset alanını tanzim etmeye kalkışmasıydı. Bugünün temel tıkanıklığı ise sivillik iddiasındaki yapıların hem toplumun hakiki dinamizmini dindiren hem de kışla disiplini, siyasi angajmanlar veya finansal bağımlılıklarla hareket eden yeni bir vesayet aygıtına dönüşmesidir.
Sivilleşmek; rozetlerden, fon bültenlerinden ya da siyasi himayelerden ibaret bir etiket değildir. Sivil alan bizzat şeffaflık, bağımsızlık, taban iradesi ve ilkeli bir duruş kazanmadıkça, vesayetin aktörleri değişir ama toplumun nefes alacağı alan bir türlü genişleyemez.


YAZIYA YORUM KAT