• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Rize 20 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C
  • Trabzon 16 °C
  • Samsun 18 °C

Dehşet + korku + yalnızlık + güvensizlik = uygarlık

D. Ali TAŞÇI

                Geçenlerde epeyce uzun bir zamandır görüşemediğim eski bir dostumla karşılaştım. Hal hatır sormalardan sonra dostumun hüzünlü olduğunu gördüm. Dünya meşgaleleri onu hırpalamış, çökertmiş, içindeki şen çocuk adeta kaybolmuş. Yüzünün rengi solmuş, mimiklerini yitirmiş, bir robot gibi duygusuz bakar olmuş.

                Aslında birçoğumuzun hali bundan da pek uzak değildir. Hangimizi dünya meşgalesi sarmamış, karanlık mağaralar içimizde ıslık çalmamış ki? Aileden topluma, politikadan ekonomiye, ülkeden dünyaya insanlar bir lastik gibi adeta uzayıp gidiyorlar; kopan kopana! Ne para mutlu ediyor bizleri ne sevgili. İçimiz ateş kuyusu gibi çalkalanıp duruyor. Bu kuyudan Yusuf’un sesi de gelmiyor. Dehşet, korku, yalnızlık ve güvensizlik. Çağımızın en bariz hastalıkları bunlar; hele güvensizlik! İnsan tutunamayışından sadece parmak acısı çekmiyor, güven denilen var olma duygusunu kaybediyor. Varoluşsal problem yaşayan insanlar dünyada taşları, madenleri harekete geçirerek uygarlık kursalar, burası insanın anayurdu, vatanı olabilir mi? Ruhunu kalıba dökemeyen insanın trajedisi bitmez.

                İnsanın içini bir göle benzetirsek, gölün üstüne düşen dolu sağanağı, gölü yansıtıcı olmaktan uzaklaştırıyor. İç dünyamıza yabancı o kadar çok şey yağıyor ki, dalgalanmaması mümkün değildir. Bir ayna kadar tertemiz, billur duruşu olan iç dünyamızın dünyevi saldırılar sonucu darbe alması, bizi kendimize yabancılaştırıyor. En vahşi varlık, kendine yabancılaşandır. Kendimizde, kendimizi kaybettik. Acaba dünyada bundan daha büyük bir kayıp olabilir mi?

                Şu ayet beni hep düşündürdü:

                “ Böylece sen batıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü kararlı bir şekilde (hak olan) Din’e çevir ve Allah’ın insan bünyesine nakşettiği FITRAT’a uygun davran; (ki) Allah’ın yarattığında bir bozulmaya ve çürümeye meydan verilmesin; bu, sahih (bir) Din’in gayesidir; ama çoğu insanlar onu bilmezler.” ( Rûm Sûresi: 30)

                Buradaki “FITRAT” kavramı başlı başına bir olgudur ve derinliğine derindir. “Allah’ın insan bünyesine bahşettiği fıtrata uygun davran.”

                Sözlüklerin derinliğine inmeden, maddenin nasıl ki atomu vardır; insanın da fıtratı vardır. Atomun içindeki dengeler bozulduğunda patlar ve madde özelliğini kaybetmekle kalmaz, dünyayı cehenneme çevirir. Oysa aynı atom bir denge etrafında enerjiye çevrildiğinde ise, insanlığa hizmet eder.

                Fıtrat da insanın atomu gibidir. İnsanın insanlık kodudur. Bunun geliştirilmesi demek, insanın hem kendisine hem de tüm varlığa faydalı olması demektir. Fıtrat bir tohumdur, onun gelişip serpilmesi için bahçeye ihtiyacı vardır ve bu bahçenin biricik adı vardır: İSLÂM! “Allah tarafından insana nakşedilen” bu fıtrat gelişmeden asla insan, insan olamaz ve bu tür bozulmuşların kurduğu sitelere de “medeniyet” denemez. Bozuk fıtratlıların kurduğu sitelerin adı “uygarlık”tır. Bunun derinlemesine girmiyorum, ama bu böyledir ve medeniyetle uygarlık da asla eş anlamlı değildir.

                Çünkü “medeniyet”in bir ucu sonsuza açılır, uygarlık ise dünya kuyusunda kıvranıp boğulur, sonsuzluk açılımına sahip değildir. Bunun içindir ki Mekke’den Medine’ye, yani Medeniyet’e hicret edilmiştir.

                Fıtratın en önemli besin kaynağı, metafiziksel açılımdır. Bir dünya düzeninde metafiziksel açılım yoksa veya söz konusu bile değilse, orada insanın fıtratının gelişip serpilmesi mümkün değildir ve mutluluktan da söz edilemez; çünkü mutluluk, fıtrat tohumunun olgun bir meyveye durma sürecidir.

                Yeryüzünde fıtri bozgunculuktan daha şedit bir bozgunculuk ve insana yapılan ihanet yoktur. Çünkü burada insanın ebediyyen yok edilişi söz konusudur. Böyle bir bozgunculuğa “uygarlık” diyerek kitleleri aldatanları anlamak kolaydır da bunları tanıyamayan Müslümanları anlamak zordur. Ne var ki, fıtratı olgunlaşamamış olan Müslümanların en büyük zaafı, “uygarlık” fenomenine karşı aşağılık kompleksidir. Bundan kaçınmanın yolu da fıtratı geliştirmektir. Fıtrat ise ancak Din- İslam bahçesinde gelişir.

                Bütün “izm”ler nefs çığlıklarıdır. Ruh ormanı kuramayan Müslümanlar var olduğu müddetçe, nefsin çığlıkları içimizi maalesef gıdıklayacaktır. Ve çocuklarımız fıtrat kavramından uzak ve bihaber bir şekilde “eğitilmeye” tabi tutulacaktır! Hıhh!

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40