• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Rize 18 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 12 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Samsun 17 °C

SÖZ DİVANDAN İÇERÛ

D. Ali TAŞÇI

 

                “ Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

                Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı.”  (Fuzûli)

                Bu yalan dünyada ne çok dostumuz var diye övünüp durduk. Her sıktığımız elin “dost eli” olduğunu, bize her gülümseyen yüzün dost yüzü olarak parladığını vehmettik. Oysa insan dünyaya yalnız gelir ve sonunda da dünyayı yalnız başına terk eder. İki yalnızlık arasındaki kalabalıklara aldanıverdik.

                Fuzûli de aynı şeyden yakınmıyor mu? “ Gönülden vurgunlar dışında benim için kimsecikler yanmıyor.. Sabah rüzgârından başka da kapımı açan yok.” Beynini ve gönlünü sonsuza açmış ve ayarlamış olan büyük insanların düşünce dünyalarında yalnız olmaları elbette kaçınılmazdır; çünkü onlar, yaşadıkları zamanın tutsağı değil, zaman ötesinin bestesini yapmakla meşguller.

                Bu bir ufuktur, elle tutulmaz; ancak hissedilir. “Beyinde kezzap” kadar da yakıcıdır.

                “ Bir ufuk ki ne Mecnun varabildi, ne Ferhad / Bir ufuk ki ilâhi sırrı bekleyen serhad.” (N. Fazıl)

                Genç neslimizi, kültür meyvelerimizi tattırmadan yetiştiriyorsak, acı tatların mahkümü olmaktan onları kurtarabilmemiz zorlaşır. “Leyle ve Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhad ile Şirin…” gibi bu topraklarda şiir olup filiz vermiş ve gönülleri tutmuş ürünlerimizi, çocuklarımıza tanıtmak ve sevdirmek durumundayız. Gerçek mânada aşkı tanımamış gençlerimizin şehvetin kucağında can çekişmelerine tahammül etmekte zorlanmıyor muyuz?

                Neymiş? “Divan Edebiyatı tarihin çöplüğüne atılmış!..” Divan kadar taş başınıza düşsün! Senin derdin Divan Edebiyatı’ndan çok, onun içindeki mesajdır. Yüzyılların getirdiği kültürel birikim, medeni duruştur. Bunlar var olursa, bu milletin çocuklarını kandıramayacaktın, bunun içindir bu denli düşmanca tavrın. “Şairaneliği yok etmek” için yola çıkanlar, yol üstündeki çukura düşüp can verdiler; şimdi de aynı yolun kervanları gençliğimizin yolunu vurmaya çalışıyorlar. Sonunda onlar da şarampolden aşağı yuvarlanacaklarıdır; çünkü tarih asla yalan söylemez.

                Halid Fahri ne güzel söylemiş:

                “ Mecnun çöle düşmüş, Ferhad dağlara

                Kerem’in savrulmuş külü rüzgâra

                Bir yanık kitabe kalmış ardından

                Her gönül bir Leyla aşkıyla yaslı

                Ne Şirin eksilir yerden ne Aslı

                Bülbül şakıdıkça dallar ardından.”

                Yeni bir şey, kültürel birikiminiz üzerinde gelişmiyorsa, o, yabandır ve sizi yaban ellere savuracaktır. Halk edebiyatımızın kökenleri de –burada olduğu gibi- Divan Edebiyatı’na dayanır; çünkü deniz, deniz olarak kalmaz, buharlaşır, yağmur olur ve halkın bahçelerini sular.

                Yahya Kemal’in bir gazelindeki şu beyit de, sanki bizi tarihin içinden geçirip aslımıza götürmektedir:

“ Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk/ Tâ ki Mecnun bitirir nutkunu Leylâ söyler.” ( Uzun gecelerde bu aşk kıssaları tan ağarıncaya kadar sürer; Mecnun konuşmasını bitirip Leyla konuşmaya başlayıncaya kadar.)

Ekranlarda şehvet krizleri geçirenlerin karanlık dünyalarını seyretmekle değil, gerçek aşkın kanatlanışının incecik sesini ruhun derinliklerinde duyarak erginliğin tadına varıyordu gencimiz. Şehvetle büyüyenleri görüyoruz ve onları anlatmaya edebimiz müsaade etmiyor; ama Fuzûli’nin: “ Ben senin yanında bile sana hasretem.” Mısraının derununu yaşayabilmeyi bıraktık, anlamakta bile zorlanıyoruz.

“ Aşk imiş her ne var âlemde/ İlim bir kıyl ü kaal imiş ancak.” (Fuzûli)

İlmi küçümsemek için değil, ama aşkı kalbine koymayan insanın da ilmi ele geçirince nasıl canavarlaştığını gözler önüne seriyor. Hiroşima’ya atom bombasını çoban atmamış!

“ Mende Mecnun’dan füzûn âşıklık istidâdı var/ Âşık-ı sâdık menem, Mecnun’un ancak adı var.” ( Bende Mecnun’dan fazla âşıklık kabiliyeti var. Asıl âşık benim, Mecnun’un ancak adı var.”

“ Ger, men men isem, nesin sen ey yâr / Ger sen sen isen, neyem men-i zâr.”

Beş duyularla tarumar edildiğimiz bir dönemde, duyular âleminin sonsuza çıkan merdiven basamaklarından söz ettiysek, suçlu sayılmayız sanırım.

                                     D.Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com)  Twittwr:@DAliTasci

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40