İlke mi İslam Karşıtlığı mi?
BBC duyuruyor: İngiltere lig maçlarında Ramazan boyunca iftar vaktinde oyun kısa süreliğine durdurulacak. Statlar yıkılmadı. Laiklik elden gitmedi. Spor çökmek bir yana, insanlık kazandı. Çünkü mesele basitti: İnanca saygı.
Ama Türkiye’de Ramazan’a yönelik en küçük bir düzenleme konuşulduğunda bir kesim adeta alarma geçiyor. Slogan hazır: “Okul eğitimin, inanç bireyin alanıdır.”Peki soralım: İngiltere’de futbolcuların sendikası, “Statlar sporun, inanç bireyin alanıdır” mı diyor? Hayır.
Cuma mesai düzenlemesine karşı Danıştay yolları tutuldu. Ramazan için yapılacak hazırlıklara itiraz edildi. Katsayı zulmüne susuldu. Ama Noel yortularında bir zarafet, Aziz Valentin (14 Şubat) günlerinde bir hassasiyet, Batı kaynaklı kültürel pratiklerde bitmeyen bir hoşgörü… Bu çelişkinin adı sekülerlik değil. Bu, seçici hassasiyettir.
“Çöken eğitim” edebiyatı yapılıyor. Sanki Ramazan etkinliği yapmakla matematik öğretimi çökecek. Sanki bir mesai düzenlemesiyle bilim ortadan kalkacak. Aynı zihin 8 yıllık kesintisiz eğitime pedagojik bir tartışma yürütmeden “evet” dedi. Aynı zihin katsayı zulmünde sustu. İmam hatiplerin orta kısımları kapatılırken alkış tuttu. Bugün de aynı refleksle konuşuyorlar. Bu bir din karşıtlığı meselesi değildir. Bu, İslam söz konusu olduğunda büyüyen bir rahatsızlıktır. Adını doğru koyalım. Bu bir İslam karşıtlığıdır. %90’ı Müslüman olan bir ülkede Ramazan’a hazırlık yapılmasını tartışma konusu yapmak, sosyolojik gerçeklikten kopmaktır. Kimseye oruç dayatılmıyor. Kimsenin inancına müdahale edilmiyor. Ama milyonların yaşadığı bir manevi iklime kamusal alanda küçük bir alan açmak bile bazılarını rahatsız ediyor. Neden? Çünkü mesele özgürlük değil. Mesele kimliğin görünür olması.
Bu kafa problemli bir kafadır aslında. İçinde tutarlılık da yoktur. Cenaze merasimleri için,
Kurban ve Ramazan bayramlarında uygulanan izinler için, “İnanç bireyseldir, biz mesaiye devam etmek istiyoruz” diyebiliyorlar mı? Diyemezler. Çünkü samimi değiller. Muhtemel cevap hazırdır: “Efendim, o artık gelenek olmuş, halkın örfü haline gelmiş…”
Efendiler ve hanımefendiler,
Ramazan da bu milletin geleneğidir.
Ramazan da bu toplumun örfüdür.
Ramazan bu coğrafyanın hafızasıdır.
Bunu bilin.
Ve bu ülke artık kendi değerlerinden ürkekçe söz eden bir ülke değildir. Kendi inancını savunurken özür dileyen bir ülke de hiç değildir. Kendi kültürünü yaşarken başını eğen bir ülke değildir.
Ramazan bu milletin hafızasıdır. Bu hafızayı kamusal hayattan silmeye çalışanlar şunu bilmelidir: Bu topraklarda değerler gizlenerek değil, yaşanarak var olur. Ramazan’dan rahatsız olanların meselesi Ramazan değildir; bu milletin görünür olmasından duydukları rahatsızlıktır. Ve o görünürlük artık geri dönmeyecek şekilde yerini almıştır.


YAZIYA YORUM KAT