Ramazan yazıları 2: Ramazan hayatımın neresinde?
Tenha bir yere çekilip düşünmeli insan. Tercihini Allah’tan yana yapan bir Müslüman olarak. Ramazan ayının gelmesi bende nasıl bir duygu ve düşünceye sebep oluyor?
Korkuyor muyum?
Huzursuz mu oluyorum?
Yoksa içim kıpır kıpır mı oluyor?
Ayların Sultanı Ramazan geliyor. Yüceler yücesinin katından geliyor. Selamla geliyor, Kelam’la geliyor. Muhammed aleyhisselamın hayatı kuşatan sünnetiyle geliyor. Müjdeyle, esenlikle, rahmetle, bereketle geliyor. Misafir olarak geliyor.
“Bir daha gelir mi?
Gelince beni bulur mu?
Yoksa ben çoktan başka mevsimlere mi savrulmuş olurum?
Bilemem, gelecek seferde ne olur, nasıl olur?
Cevabı, aslında bugünkü tavrımda saklı. Kıymetli bir misafir yanımızdan ayrıldıktan sonra içimizi bir hayıf kaplar: “Bir daha gelse ona ne güzel hizmetler ederdim; onu büyük bir heyecanla karşılar, evimin de kalbimin de başköşesine buyur ederdim. Var gücümle gönlünü hoş tutmaya çalışır, onu gönderenin hatırına bütün imkân ve kabiliyetimi seferber ederdim.”
Ama demezler mi insana:
“Bütün bunları, o kapındayken yapsaydın ya?”
Eksik de olsa, kusurlu da olsa İslâm âlemi Ramazanın rahmetiyle, bereketiyle ayağa kalkmışken ben hangi bahanenin arkasına saklanabilirim? Ramazan kapıya gelmiş. Üstelik eli boş değil; mağfiretle, rahmetle, kurtuluşla gelmiş… Ben hazır olmak için daha neyi bekliyorum?
Eksiğim var diye mi?
Dargın olduğum kimseler var diye mi?
Kırgın olduğum için mi?
Kızgınlığım hiç geçmeyecek diye mi?
Yorgun oluşum mu beni bekletiyor?
O halde bahane üretmekten vazgeçmeli, elimi çabuk tutmalıyım. Nefsin ayartıcı sesini kısmalıyım. Şeytan ve ordusunun ayartmasına direnmeliyim. Misafir gelmişken “kapıda bekletmek, sadece ihmalkârlık değil biraz da nankörlüktür.”
Rahmet kapısını aralamamak “tembellik değil; gaflettir.” O halde, kapı çalındıysa açılmalıdır. Çağrı yapıldıysa koşulmalıdır. Rahmet gelmişse ruhuma kadar işlemelidir.
Kim garanti etti ki, bir sonraki Ramazanı? Kim söz verdi bir sonraki sahuru? Kim teminat altına aldı bir sonraki secdeyi?
O halde ey Nefsim!
Belki de mesele eksik ibadet değil; eksik ciddiyettir. Boş mazeretler, gereksiz kırgınlıklar, hedefi saptıran öfkeler… Hepsi birer perde.
Ama o perdeyi çeken de benim. Kapıyı kapatan benim. Erteleyen benim. İlgisiz kalan, gönülsüz olan, ağırdan alan, uzaktan bakmayı tercih eden.
Bir Ramazan daha geldi. Şimdi asıl soru şu:
“Ben Ramazanın neresindeyim?”
Safında mı?
Gölgede mi?
Her yerinde mi?
Kapının içinde mi yoksa fersah fersah uzağında mı?
Bu sefer tüm olumsuzluklara rağmen “rahmet ve mağfirete, Rabbimin rızasına” bir adım atacak mıyım, yoksa bir Ramazanı daha uzaktan mı seyredeceğim?
Cevap, bugünkü tavrımda saklı…
Çeşit çeşit bahanelerle Hak’tan inen gök sofrasından uzak durmak da benim tercihim, ya nasip deyip, dünyevi hesap kitabı bir kenara bırakarak “rahmet deryasına dalmak” da benim tercihim…
“Neticede insanın kaderi, tercihlerinde saklıdır.”


YAZIYA YORUM KAT