KIT AKLIMIZLA ANLADIKLARIMIZ
Siyaset kürsüsü nefsin hitabet hevesine teslim edildiğinde haklı bir eleştiri bile nobran bir infaza dönüşür. Sözün mesuliyetini taşımak yerine salonun alkışına ve öfkenin rüzgârına kapıldığınızda, kaş yapayım derken göz çıkarırsınız. Yavuz Ağıralioğlu’nun Gaziantep’te sarf ettiği ve ardından gelen tepkileri savuşturmaya çalışırken sergilediği tavır, tam da bu kontrolsüz "konuşma şehvetinin" ibretlik bir vesikası olarak kayıtlara geçti.
Mesele Antep kürsüsündeki o talihsiz cümlelerle başladı:
"Başörtülü devlet hizmetiyle buluşuyor diye övündüğümüz bakan yaptıklarınız milletinizi dolandırdı! Başörtüsüyle devlet hizmetiyle buluşturduklarınız var diye övündüklerimiz bugün milleti fonuna kadar soyarken..."
Eşi de bu örtünün vakarını taşıyan bir siyasetçinin, meseleyi getirip dayandırdığı yer akıl alır gibi değildi. Devletin bir kör kuruşuna el uzatan kim olursa olsun hesabı sorulmalıdır; buna kimsenin itirazı olamaz. Yolsuzluk, usulsüzlük ya da görevi kötüye kullanma suçtur, günahtır, vebaldir. Ancak bir bürokratın ya da bakanın şahsi cürmünü "başörtüsü" parantezine almak; suçu doğrudan bir inanç sembolüyle ve bu milletin on yıllarca ödediği ağır bedellerle ilişkilendirmek en hafif tabirle hakkaniyetsizliktir.
Kravatlı bir bakan yolsuzluk yaptığında "Kravatlılar devleti soydu" demiyorsanız, başörtülü bir kadın suistimale karıştığında da faturayı o örtüye ve onun temsil ettiği kutsiyete kesemezsiniz. Bu dil, farkında olarak ya da olmayarak 28 Şubat zihniyetinin o kadim husumetine malzeme taşır; "Bakın, başörtülüleri devlete soktunuz, onlar da milleti soydu" algısını hortlatır. Kamuda başörtüsü serbestisini sanki usulsüzlüğün bir gerekçesiymiş gibi hedef tahtasına koyar.
Gelen haklı tepkilerin ardından erdemli bir siyasetçiden beklenen; sözün şehvetine kapıldığını kabul etmek, kastı aşan bu ifade için milletten ve bedel ödemiş kadınlardan açıkça özür dilemekti.
Oysa sonrasında yapılan savunma, Antep’teki konuşmadan çok daha derin bir ilkesel çelişkiyi ve kibri gözler önüne serdi:
"Ben başörtüsü mücadelesi yaparken AK Parti daha kurulmamıştı... Aslında başörtüsü hiçbir yerde zikredilmemelidir. Ne başarıda ne de kabahatte başörtüsünün zikredilmesine gerek yoktur; kıyafettir bu, inançtır... Ortalama zekâsı olan benim ne dediğimi anlar!"
Şimdi bu mantık örgüsündeki yaman tenakuza ve üstenci dile bakmak gerekir.
Madem "Başörtüsü hiçbir yerde zikredilmemesi gereken bir kıyafettir", o halde Antep’te başörtüsünü cümlenin öznesi, soygunun ve dolandırıcılığın sıfatı yapan kimdi? O kürsüde kimse kendisine "Bakın bizim başörtülü bakanımız var" diye dayatmamışken, bir usulsüzlük iddiasını başörtüsüyle paketleyip meydandaki kalabalığa servis eden bizzat kendisi değil miydi? Kendi koyduğu "zikredilmemeli" ilkesini bizzat kendi diliyle çiğneyip, sonra da suçu hayali muhataplara yüklemek hangi siyasi ahlakla bağdaşır?
Geçmişte verilmiş mücadeleler de bugünün dil kusurlarını örtmeye yetmez. "AK Parti yokken ben vardım" diyerek geçmiş mücadelenin arkasına sığınmak, bugün o örtünün vakarını taşıyan milyonları incitecek nobran bir genelleme yapma hakkını kimseye vermez. Başörtüsü, geçmişte ödenen bedellerin hatırına bir siyasetçinin kürsü zırhı yapılamaz.
İşin en yaralayıcı boyutu ise sergilenen kibirdir: "Ortalama zekâsı olan ne dediğimi anlar."
Hatayı kabul edip helallik istemek yerine millete zekâ seviyesi biçmek, kendi retorik hezimetini örtbas etmek için topluma tepeden bakmaktır. Hayır Sayın Genel Başkan; mesele insanların zekâsında değil, sizin dilinizin kontrolsüzlüğündedir. Bu millet neyin usulsüzlük eleştirisi olduğunu, neyin ise inanç ve başörtüsü düşmanlarının değirmenine su taşımak anlamına geldiğini ayırt edecek yüksek bir ferasete sahiptir.
Yıllarca ikna odalarında aşağılanan, üniversite kapılarında coplanan, mesleklerinden atılan ama başındaki örtünün onurundan taviz vermeyen Anadolu kadınlarının haysiyeti; hiçbir genel başkanın konuşma şehvetine meze yapılamaz. Kendi koyduğu kuralı bizzat kendi çiğneyen, sonra da millete zekâ testi yapmaya kalkanların yapması gereken tevil üretmek değildir. Yapılması gereken; o kürsüden çıkıp incittiği milyonlarca kadından ve bu milletten amasız, fakatsız bir özür dilemektir.


YAZIYA YORUM KAT