1. YAZARLAR

  2. Sefer YAZICI

  3. Koltuğa yapışmak mı, geleceğe yön vermek mi?
Sefer YAZICI

Sefer YAZICI

Yazarın Tüm Yazıları >

Koltuğa yapışmak mı, geleceğe yön vermek mi?

A+A-

Siyasette ve sivil toplum kuruluşlarında en çok ihtiyaç duyduğumuz kavramlardan biridir "değişim". Zamanında atılan bazı adımlar, koltuğa yapışmayı bir meziyet sayan zihniyeti frenlemek ve taze kanın önünü açmak adına büyük umutlar vaat etmişti. "Üç dönem kuralı" tam da bu anlayışın, hantallaşmaya ve durağanlığa karşı geliştirdiği kıymetli bir yenileşme vizyonuydu.

Ancak ne yazık ki, iddialı ilkelerle yola çıkan yapılar zamanla kendi koydukları kuralların etrafından dolanmayı bir gelenek haline getirdi. Siyasette şahit olduğumuz bu "baypas" kültürü, sivil toplumun ve sendikal mücadelenin kılcallarına kadar sirayet etti.

Mensubu bulunduğum ve hak arama mücadelesine inandığım Eğitim-Bir-Sen de bu eleştiriden muaf değil. Hatta tam aksine, dostane ve yapıcı ama bir o kadar da kıyasıya bir eleştiriyi en çok hak eden yer tam da burası. Geçen dönemlerde büyük bir hevesle uygulanan o "üç dönem kuralı", günü geldiğinde bir kalemde çizilip atıldı. Bugün geldiğimiz noktada, dördüncü, belki de beşinci dönemlerine doğru yelken açan yöneticileri, koltuğu bir ikbal kapısına dönüştüren anlayışları izliyoruz.

Peki, bu tabloyu tek bir kelimeyle özetlemek gerekirse karşımıza ne çıkıyor? Hantallık.

Ama mesele sadece hantallıktan ibaret de değil. Eğer bu tablonun altına başka kelimeler de eklememiz gerekiyorsa; orada çürümüşlük, statükoculuk, fikri kısırlık ve zihni mesai tükenmişliği duruyor.

Özellikle Mehmet Akif İnan çizgisinde sendikacılık yapanların, en başta kendilerini merkeze almamaları gerektiğini gayet iyi bilmeleri gerekir. Bu eleştirimiz, yıllarca bu davaya emek veren, en zor zamanlarda omuz verip ağır bedeller ödeyen büyüklerimizin mücadelesine asla bir saygısızlık değildir. Onlar o dönemin şartlarında gereğini yaptılar ve başımızın tacıdırlar. Ancak bugün yapılması gereken; ödenen o bedellerin mirasına sığınmak değil, o mirasın üstüne koyacak genç kardeşlerimize alan açmaktır.

Yönetimler oluşturulurken asıl amaç; aktif, inanmış, katma değer üreten ve işi bizden çok daha iyi yapabilecek kadroları öne çıkarmak olmalıdır. Ne yazık ki genel manzara bize başka bir kaygıyı işaret ediyor: "Aman ha, bu isim çok sivrilir, ileride bize rakip olur, potansiyel başkan adayı sayılır" sığlığıyla hareket edilirse, kaybeden sadece isimler değil, davanın kendisi olur.

Güncel seçim süreçlerinin tamamlandığı veya tamamlanmak üzere olduğu şu günlerde, derdim süreci zehirlemek ya da polemik yaratmak değil; öznel, samimi ve ahlaki bir bakış açısını ortaya koymaktır. Bizler "Ben gidersem ne olur?" kaygısıyla koltuklara yapışan değil, "Makam nedir ki, bunlar altı üstü birer hizmet noktasıdır" diyerek bu işleri bizden daha iyi yapabilecek yetkinlikte isimleri bulmaya odaklanan bir zihniyeti benimsemeliyiz. Günümüz dünyasında bu yaklaşım kimilerine fantastik veya ütopik bir düşünce gibi gelebilir. Ancak "İslam" diyen, "Müslümanım" diyen her insanın bu samimi anlayışa sahip olması, zaten iddiasında bulunduğu inancın da doğrudan bir gereğidir.

Açıkça söylemek gerekir ki, "Bizden başka kimse bu işi yapamaz, bu kulvar bensiz yürümez" düşüncesi son derece yanlış, kibirli ve bu davanın kadim birikimine aykırı bir anlayıştır. Bu teşkilatın içerisinde bu görevi layıkıyla, aşkla ve liyakatle yapabilecek sayısız kardeşimiz mevcuttur; yeter ki onlara güvenilsin ve fırsat tanınsın.

Bugün 51 yaşındayım. Sendikacılık, okul idareciliği ve Bakanlık merkez teşkilatındaki görevlerimin yanında; Diyanet ve Aile Bakanlığı bünyesindeki tüm tecrübelerimden hareketle rahatlıkla söyleyebilirim ki, şu yaşıma kadar beni en çok mutlu eden durumlardan biri Rize’nin Pazar ilçesinde yaşandı. Eğitim-Bir-Sen Pazar İlçe Başkanı olarak seçilen Aykut Akyasan kardeşimizin bugün hem idarecilik hem de sendikacılık noktasında katettiği mesafeyi gururla izliyorum. Bizim dönemimizden çok daha başarılı işlere imza atıyor oluşu beni ziyadesiyle mutlu ediyor. Eğer onun aldığı bu güzel yolda zerre kadar katkım veya harcım varsa, bu huzur bana bir ömür yeter.

Mevlana'nın dediği gibi, "Dünle beraber gitti, düne ait ne varsa... Şimdi yeni şeyler söylemek lazım." Dünün güneşiyle bugünü ısıtmaya çalışmak bizi ancak yerimizde saydırır. Dün dünde kaldı; artık yeni ufuklara, inançlı, dinamik ve yetişmiş yeni arkadaşlarla yol alma zamanıdır.

Sendikacılık, iktidar alanlarını tahkim etme sanatı değil; mensuplarının hakkını, hukukunu ve geleceğini savunma alanıdır. Bugün ihtiyacımız olan şey, koltukla bütünleşen yöneticiler değil; kurumun ilkelerini koltuğun önünde tutan, zamanı geldiğinde devir teslim yapmayı erdem sayan bir anlayıştır. Aksi halde, mücadele diye çıkılan bu yolda elimizde kalan tek şey, statükonun gölgesinde büyüyen bir hantallık ve çürümüşlük olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yeni dezenformasyon yasası ve kişisel verilerin korunması kanununa göre; kişilik haklarına yönelik her türlü yayın suç teşkil ettiğinden, kurallara aykırı yorumlar onaylanmamaktadır. Lütfen bir aşağıdaki facebook yorumları bölümünü kullanınız