• BIST 105.400
  • Altın 147,246
  • Dolar 3,4963
  • Euro 4,1886
  • Rize 26 °C
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 35 °C
  • Trabzon 25 °C
  • Samsun 26 °C

Bu bayram öncesinde

Osman YAZICI

 

 Cahit Külebi’nin ”Benim doğduğum köyde Ceviz ağaçları yoktu,ben bu yüzden serinliğe hasretim” diye başlayan”Hikaye” adli şiirinde olduğu gibi, benim de köyümün yok olmuş tüm özelliklerini özledim..

            Dağların tepelerinden inen, kayalara çarparak uğuldayan, Fırtına vadisi’nden salınarak akan, insanın ruhunu tazeleyen suyun sesi ile büyüdük.

Ayder’in, Sırt yaylanın, dahası Kaçkar’ın tepelerini yalayarak ormana inen, yaprakları okşayarak yayılan, yorgun yeşilin,güz kızılcının kokusuyla yoğrulmuş rüzgarın sesi hayatımızın bir parçasıydı..

                                                ****

Yaylaya gidenlere, sonbaharda dönenlere, göç yolunda çıkanlarla onları uğurlayanların birbirine karıştığı kuşların ve kuzuların sesi ile sabahları uyandım.

Köyümde Tıp Fakültesi’nde okuyan ilk öğrencilerinden Hasan ve Osman Balcan’a bakarak”Acaba bende onlar gibi okuyabilecek miyim” hayranlığıyla yaşadım.

               Benim okumam için çırpınan, yırtıp Trabzon lastiği ile köyden Ardeşen’e, 20. km yolda, sırtıyla odun taşıyan rahmetli anacığımı hatırladığımda, yüreğimde oluşan acılarla olgunlaştım

               .Maddi durumu iyi olan arkadaşlarımın sırtındaki güzel montlara bakarak” Keşke bende de olsa “ dediğimi hatırladım.

               Almanya’dan köye gelen gurbetçilerin bana verdikleri bir Mark’ın heyecanıyla yaşadım.

               Bayram günlerinde giyeceğim ve yastık altında ütülediğim yamalı pantolonla büyüdüğümü hatırladım.

               Sarının, kırmızının tonlarına bürünmüş, her yapraktan dağılan hüznün, ayrılığın korkusuyla yaşadım.

               Sahilden, ya da Büyük Şehirlerden gelenlere, yurt dışındaki gurbetçilerimize, hayranlıkla bakarak büyüdüm.

               Suyun, Rüzgârın, sarp kayalara yağan karların, çobanlık yaptığım hayvanların çıngırak seslerinin, denizi andıran sise karıştığı anlarda, kuzularımı kaybederim endişeleriyle yaşadım.

***

           

 

Ağustos sıcağında derin vadinin devasa kayalıklarından adeta püsküren Ayder’i özledim.

İnsanın içinden, derdi, tasayı alıp götüren billur renkli Fırtınayı özledim. Çocukluğumda tuttuğum, günümüzde yok edilen kırmızı benekli Alabalığı özledim

Suya düşen yapraklar Mevlevi dervişler gibi semaya dönen buz gibi suyu oluşturduğu” Uzun gölü ” özledim, Sümela’yı, Sultan Murat’ı. Özledim. Dere-Mezrayı özledim.

Yıllarca muhabirlik yaptığım Trabzon’u, Uzun sokağı, Kunduracılar caddesini, paramız olmadığı için veresiye yemek yediğimiz Polat usta’yı, Arafıl Boyunu, Erdoğdu’yu

 

 

 

 

 

 

Uzun kumu, dahası 12 yılımı geçirdiğim Trabzon’u ve tüm Trabzonluyu özledim. Eşimle ilk tanıştığım, Karadeniz  Teknik Üniversitesi kampusunu özledim. Gençliğimin ilk aşklarımı özledim. Yukarıdurak’i,Sırt yaylayı, Peygamber suyunu,Tabamzga’yı özledim

                                                          ***

 

               Kışın beyaz sesizliğin kapladığı, İlkbaharda taze yeşilin, eflalatun komarların ahengine bürünen yaylalarımı özledim.

               Kuzularımı, saf temiz insanımı, ,yok edilmemiş ormanlarımı, misafirperverliği, doğallığı, köydeki eski düğünleri, imeceleri, akşamları toplanıp, lamba ışığında kuzine’nin etrafında yapılan sohbetleri özledim.

               Tencerede kaynayan lahanayı, mıhlamayı, altın sarısı gibi mısır ekmeğini, yoğurdu turşuyu, hamsiyi özledim.

               Gerçek insanlığı, karşılıksız dostluğu, entrikasız yaşamı özledim. Hayallerimi yüzdürdüğüm ırmakları, gölleri özledim.

                  Ayrı kaldığımda üzüldüğüm,özlediğim dostlarımı özledim..    

              

Dağından çıkan küçük dereler birbirinden güzel bütün yaylaları özledim.

               Ahşap kokuların sindiği, yok edildiği 100 yıllık ahşap evlerini, Serenderlerini, yayla göçlerindeki şenliklerini, artık mumla aradığımız bahçemizdeki hormonsuz sebze ve meyveleri özledim

               Senetin, sepetin olmadığı, sözün namus olduğu güven dolu mertliği özledim.

               Köy kızlarının,çay bahçelerinde,yada yayla yollarında sırtındaki yüküyle nişanlısına bir “merhaba “  demesinin,yada lamba ışığında yazdığı iki satır  mektubunu verebilmenin   güzelliğini özledim..

               Kısacası..  Doğduğum ve büyüdüğüm coğrafyanın dağını taşını, suyu, havasını, insanını ve her şeyini

Özledim

 

Not: Sevgili okurlarım,10 günlüğüne Ankara’dan sahillere uzandım. Ağustos’ta Karadeniz’e geleceğim. Şimdiden bayramınızı kutluyor, saygılar sunuyorum.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40