• BIST 89.573
  • Altın 146,325
  • Dolar 3,6382
  • Euro 3,9067
  • Rize 11 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 13 °C
  • Trabzon 11 °C
  • Samsun 16 °C

DEMOKRASİ İNSAN ONURUNA SAYGIDIR

Seyfullah FIRAT


                            Milli devlet yapıları dejenere olup sarsıntı yaşadığı zaman toplumun sosyal kimyası da aynı nispette bozulur ve çözülür. Demokrasi insan onuruna saygı demek olduğuna göre, onurlu insanlarla onursuz kimseleri ayıracak veya sınıflandıracak kesim elbette iktidar kesimleri değildir. Toplumun ortak vicdan terazisinin tartması veya yorumlaması gereken toplumsal tepkileri hakim güçlerin keyfince yorumlaması asla demokratik bir tarz olamaz. Demokratik toplumlar da farklılıklar ayrıştırıcı, ötekileştirici manada sebep olarak görülemez. Her insanın liyakat hakları olduğu gibi birde İnsan olarak tanımlanabilmesi için statü hakları vardır. İktidar erkini elinde bulunduranların insanları liyakat ölçülerine göre değerlendirmesi normal bir hal olsa da, kişilerin statü haklarına, yanı Allah vergisi olan haklarına Allahtan başka hiçbir kimsenin müdahale etme gibi bir hakkı olamaz.

                           Hiçbir güç veya odak insanlara kendi istediği yaşam şartını dayatamaz. Bunun yapıldığı yerlerde birileri Demokrasiden bahsediliyorsa demokrasinin cenaze namazını bu insanlar kılıyorlar demektir. Medeni, uygar veya inanmış hiçbir insan başka bir insanı aşağı görüp küçümseyemez. Hiçbir kul, Allahın yarattığı başka bir kula hakaret edemez. Hiçbir kul başka bir kulun günah envanterini tutmaya kalkamaz. Bir yerde insanların özel hayatlarına müdahale söz konusu ise, orada istenmeyen tepkiler doğar ve bu tepkileri koyanlardan daha çok bu istenmeyen tepkileri tetikleyenler günah işlemiş veya yanlış yapmış olurlar. Her kişi, başkalarının statü haklarına saygı duymak şartıyla dilediği gibi yaşama, giyinme, mal edinme hakkına sahiptir. Elbette hiçbir kimse toplumun ortak kabullerini zorlayarak bu haklarını kullanamaz. Medeni ve uygar insanların en önemli vasfı başkalarını kendi istediği gibi değil de, oldukları gibi kabullenebilmesidir.

                            Hiçbir kimse başkalarının istediği veya dilediği şekilde yaşamaya zorlanamaz. Bu konuda doğru olanı, hak olanı tebliğ etmek, telkin etmek herkesin görevi olduğu kadar, başkalarına dayatmaya kalkmamak da benzer bir vazifedir. Güç denilen mekanizmayı her ele geçirenler dilediğini topluma dayatma ya kalkarsa, o toplumun hayatı yazboz tahtasına döner ve söz konusu olan toplumun mütekamil çizgiyi yakalama şansı katledilmiş olur. Bugün Türkiye de ki birçok marazın ve arızanın arka planın da maalesef ifade etmeye çalıştığımız hep bu antidemokratik yaklaşımlar vardır. Geçmişte bu günah çok üst düzeylerde işlendi, insanımıza resmen işkence uygulandı. Ankara parkını ellerinde tutanlar bu coğrafyanın güzel insanlarının her türlü statü hakkına müdahale etmeyi demokratlık olarak anladılar. Bugünde rövanş alma hastalığına yakalananlar aynı hastalığın başka bir türünü yaşıyorlar. Bu iki takımın zihniyet bakımından aralarında hiçbir fark yoktur ve hepside bu milletin sosyal dokunsa zarar vermektedirler. Ülke bu inatçılar yüzünden çok kötü durumlara doğru sürüklenirken, yabancı odaklar da ateşi büyütmek için ellerinden geleni yapmaya niyetlenmiş görünüyorlar. Ülkeyi yönetenlerin, kitle psikolojisinden bihaber olmaları tehlikeyi daha da büyütmektedir. Kitlelerde çözülme başladığı zaman sağduyu ve akli selim kaybolur ve en sade insan bile çok rahatlıkla oynanmak istenen oyunlara rahatlıkla  alet olabilir. Oyunlara alet olanların frenleri patlamış olduğundan söz konusu kitleleri zorla, baskıyla sindirmeye kalkmak ateşe benzin dökmek olur. Böylesi durumlarda toplumun yaşadığı şoku atlatabilmesi için toplumu rahatlatmak, öfke kat sayısı yükselmiş insanları öfkesinin esaretinden kurtaracak tavırlar takınmak yöneticilerin görevidir.

                     Dün bizi bölücü terörle meşgul edenler şimdi toplumsal olaylarla meşgul etmek istemektedirler. Dün bizi silah zoruyla bu coğrafyada imha edemeyenler şimdi çeşitli akıl oyunları ve hilelerle imha etmeyi tasarlamış bulunuyorlar. Kardeş kavgası, mezhepler arası çatışmalar tarihin hangi döneminde ve ya hangi toplumunda insanlığa yarar getirmiştir. Bu çeşit zıtlaşmalar, anlaşılmaz inatlaşmalar hep kan ve göz yaşı getirmemiş midir. İnsana sevgisi olan, insana saygısı olan hiçbir insan başka insanlara düşman gözüyle bakamaz. Kötü insan yoktur, kötü sebepler vardır mantığının hakim olduğu yerlerde insanlarla değil de sebeplerle savaşılır. Her nedense bizim ülkemizde bunun tamamen aksı olur ve sebepler canlı tutulurken insanlar hedefe oturtulur. Bu yanlışlardan veya yamuk hallerden kurtulmadıkça hepimizin özlemi olan huzur toplumunu kurmamız çok zordur.

                 Demokrasi insan onuruna saygıdır. Her gün başkalarına yılan, sırtlan, yarasa diye farklı bakan bir anlayış asla demokratik ve insanca bir bakış açısı değildir. Hiçbir kimsenin başka birilerini aşağılamaya, horlamaya, küçük düşürmeye hakkı olamaz. Unutmayalım ki, büyük olan yalnız Allahtır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40