• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Rize 3 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 2 °C
  • Trabzon 5 °C
  • Samsun 3 °C

Anadolu mayasında yeniden nasıl buluşacağız?

Seyfullah FIRAT
Vatanseverlik, hainlik, döneklik, satılmışlık gibi kavramları acaba çok mu ucuza kullanır olduk?
Yoksa bu kavramların içini doldururken birilerinin dolmuşuna mı geliyoruz?
Olaylara bakarken, yorum getirirken, tahlil ederken kendi gözlerimizle, kendi aklımızla mı hareket ediyoruz acaba?
Başka bir ifadeyle; acaba biz düşünce noktasında özgür müyüz yoksa başkalarının etki alanına mahkûm düşerek olayları onların istediği şekilde mi görüyor veya yorumluyoruz?
Bu soruları ne kadar çoğaltırsak belki de o zaman daha da objektif ve yansız düşünebileceğiz.
Yansız ve tarafsız düşünebilmemiz durumunda belki de vatanseverlik, döneklik, satılmışlık gibi kavramları kullanırken ve anlamlar yüklerken daha da sağduyulu davranabileceğiz.
İnsanları bahsettiğimiz bu kriterlere göre tasnife tabi tutarken bu ülkenin huzuruna neyi katabildiğimiz veya neleri kaybettirdiğimizi hiç düşündük mü acaba?
Ve yine ‘Vatana hizmet yapıyoruz zannederken düşmanların tezgâhlarına farkında bile olmadan yardım etmiş olabilir miyiz’ sorusunu kendimize hiç sorduğumuz oldu mu?
Bahsettiğimiz bu tür etiketlendirmeler ve insanları bu suçlamalara hedef yaparken haksız yere birilerini incitmemiz durumunda bizim dışladığımız kimseleri başka birilerinin kucaklayarak bir kahraman edasıyla bir gün karşımıza dikeceğini neden akıl edemiyoruz?
Çağımızda propaganda şekli ve saldırı yöntemleri hızla değişmektedir. Bir ülkenin birliğini ve dirliğini hedef alan düşmanlar, her zaman kendi güçlerini ortalara dökmeden önce, saldıracakları hedefin kendi içindeki zaaflarını kaşımayı en isabetli taktik olarak seçerler. Biz birliğimizi ve beraberliğimizi koruyabilmek için karşı taktik ve stratejiler geliştirmek durumundayız. Elbette bir toplumu meydana getiren bireylerin hepsinin temennileri ve düşünceleri aynı olamaz. Dünyanın hiçbir yerinde saf ve değişime uğramayan bir toplum yoktur. Önemli olan çokluk içerisinde birlikteliği inşa edebilmek değil midir? Aynı aile içerisinde bile zaman sıkıntılar olabilir ve nihayetinde de yeniden ortak paydalar inşa edilerek arzu edilen ahenk yeniden kurulur.
Biz tarihte savaşçı bir millet olarak tanınıyoruz ve öyleyiz de. Ancak bu tespit Türk Milleti’nin saldırgan bir yapısı olduğunu iddia etme hakkını kimselere vermez. Türk milletinin yerleşik hayat düzenine geç intibak etmesinin sebebi stratejik nedenledir. Düşmanlarımız olan Çinilerin ve Moskof gâvurunun nüfus bakımından bizden kat kat üstün olması bizi göçebe hayatına adeta mahkûm etmiştir. Türk hakanı toplantı halindeki bir kurultayda şunu söylemiştir; ‘Biz tam olarak güçleninceye kadar yerleşik hayata geçip de düşmanlara kendimizi hedef yapamayız. Biz Türkler, uzunca bir zaman daha dağınık ve çoklu mevzilerde yaşamalıyız.’
Bu sözler bizi bugünlere taşıyan stratejiyi ortaya koymuştur. Türk milleti kahpelerin, kalleşlerin, kötü niyetli düşmanlarının karşısında her zaman nefsi müdafaa durumunda olmak zorunda kalmış şerefli ve cengâver bir millettir. Biz cihana hükmettiğimiz, insanlığın ortak huzuru için her çeşit despotizme savaş açtığımız asırlarda, hükmümüzün sınırsız olduğu coğrafyalar üzerinde yaşayan, bizden olmayanlara bile sevgi ve şefkat cimriliği yaşatmamışız. Herkesi hak ettiği kadar sevmiş ve saymışız. Kocaman bir imparatorluktan elimize ve avucumuza kalan Anadolu toprağını bize çok görenler şimdi bizi içimizden çökertmeyi gaye edinmiş bulunuyorlar. Uzun yıllar etkisinde kaldığımız kültür emperyalizmi sebebiyle çoğu defa dostlarımızı düşman, düşmanlarımızı da dost diye bağrımıza basma gafletini yaşadık veya bu konularda birilerinin oyunlarına geldik. Şimdi de ağzı olan konuşuyor misali akademisyeni, siyasetçisi veya sokaktaki insanı, bol keseden ahkâm kesiyor. Şu vatanseverdir, şu haindir, şu dosttur, şu düşmandır, şu tehlikelidir şu zararsızdır gibi gereksiz tahlillere gidiyor. Her şeyden önce şunu çok iyi bilmeliyiz. İnsan denilen canlı en az bilinebilen, bilinmez noktaları çokça olan, tanınması çok zor olan, her gün değişebilen bir varlıktır. Böylesine ikilemlere gebe bir varlığı bir çırpıda dışlamak veya kucaklamak doğru bir yaklaşım olamaz. Bu memlekette vatansız ve soysuz yetiştirmek ve bunları bu milletin başına bela etmek isteyen bedbahtlar elbette vardır. Ancak; insanları vatanperver veya hain diye önüne her geleni kolayca damgalayacak diplomalı veya yetkili kimseler yoktur ve hiçbir zaman da olmamalıdır.
Bana göre bu ülkede yaşayan, bu ülkede yaşamaktan onur duyan, dertlerimizin ortak olduğunu bilen, kederde, kıvançta ve tasada kardeş olduğumuza inanan herkes vatanseverdir. Bu ülkenin birliğinden ve dirliğinden yana olmayan, bu milletin imkanlarını kötüye kullanan, Anadolu iklimiyle barışık olmayan, Türküm demenin onurunu duyamayan, küresel odaklarla bu milleti kuşatmaya çalışan herkes haindir. Irkı, dini, meşrebi her ne olursa olsun. Bu toplumun ortak huzuru için uğraş veren, bu milletin dertleriyle dertlenen herkes Türk’tür ve vatanperverdir. Kendisini bu millete mensup hissedemeyen, yüreğinde başka bir mensubiyet duygusu taşıyanlar, kendilerini bu ülkeye misafir olarak görüyorsalar misafir adap ve terbiyesiyle yaşamak zorundadırlar. Biz herkesi baş tacı ederiz ve etmeye de hazırız. Ancak bizim ortak paydalarımıza saygılı ve hürmetkâr oldukları sürece. Burası Türkiye’dir ve burada yaşayanlara Türk derler. Bunu incitici bulanlar diledikleri yere defolup gidebilirler. Bu ülkede yaşayan, bizimle mensubiyet bağı olmayanlara da bahsettiğimiz ortak paydalarımıza saygılı ve bağlı oldukları müddetçe muhabbet kısırlığı yaşamayız ve tarih boyunca da yaşamadık.
Birileri veya bir takım kötü niyetli çevreler bu coğrafyada kırka yakın etnik yapının olduğundan bahsederler. İşte bunlar gafiller veya hainlerdir. Bunların oyununa gelenler de aptallardır. Bu tipler ekmeğini yedikleri sofraya bıçak batıran soysuzlardır. Türkiye ve Türk toplumu bu oyunu mutlaka bozmalıdır. Bu oyunu bozmanın tek yolu vardır, bu da hain, dönek, satılmış gibi kelimeleri bu gün olduğu kadar ucuzundan kullanmamamıza bağlıdır. Suni korku veya şüphelerle düşman üretme psikolojisini mutlaka aşmalıyız. İnsanımızın çalınan veya kirletilen hafızasını mutlaka berraklaştırmalıyız. İnsanımızın Anadolu iklimiyle ve mayasıyla yeniden buluşabilmesi için sevgiyle ve saygıyla bu vatan üzerinde yaşamakta olan bütün insanımızın gönüllerine dalarak onlarla kardeşliğimizi yeniden tesis etmeliyiz. Bu ülkü doğrultusunda Anadolu’yu yeniden fethe çıkan günümüzün ve geleceğimizin Alperenlerine dualarımın ve sevgilerimin en sonsuz olanını sunuyorum.
  • Yorumlar 7
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40