• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Rize 17 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 17 °C
  • Trabzon 16 °C
  • Samsun 18 °C

İçindeki atomu patlatmadın, sana teşekkürler

D. Ali TAŞÇI

                Midemin sesini duydum:

                “ Abur cubur, helal haramın sorulmadığı bir zamanda beni rahatlattığın, madden beni bozacak yemeklerden kaçındığın ve manen de haram lokma yutmadığın için sana teşekkür ederken, Ramazan’ı Müslümanlara armağan eden, orucu farz kılan Allah’a hamd ediyorum.” diyordu.

                Midemin sesine minnettar kalırken, diğer organlarım bir orkestranın uyumlu sesine eş, beynimin şefliği ve kalbimin baş solistliğinde devreye girdi:

                “ Yola koyulduk, seninle konuşacak bir kanal bulduk. Nice kardeşlerimiz var ki, insanların çıkışı olmayan iç labirentlerine mahküm olmuşlar ve seslerini sahiplerine duyuramıyorlar. Dış âleme karşı “özgürlük” naraları atan bu tiplerin, kendi iç seslerini boğmaları ve onlara özgürlük tanımamaları biz ses dünyasını çok üzmektedir. Boğulduğumuz zamanlar kulaklarınızı çınlatırız.

                Oysa güzel seslere, helal nağmelere; insanın iç dünyasını delmeyen konuşmalara karşı çok büyük ihtiyacımız var. Evrenin dönüşünde sesimiz yankılanır da, bir kendini bilmezin içinde boğulur gideriz. Sen bize akortlu nağmeler, gökyüzünde bestelenmiş sesler duyurduğun için sana teşekkür ederken, orucu farz kılıp bizi bu kutlu nağmelere gark eden Allah’a da hamd ediyoruz. Allah sana cennette kendi sesini duyursun.”

                İçim bir coşuyor ve ta derinden “ Aminnn!” sesi yankılanıyor.

                Dilim yerinde duramıyor:

                “ Ben ki ağzıma sığamam, bin bir türlü kelam ederim. Hele bana hükmedecek bir beyin, yön gösterecek bir kalp yoksa nice çukurlara girer, kanrevan olurum. Ama sen gıybet etmiyor, dedikoduya meydan bırakmıyor ve haram sözlere meylederek beni kötü yolda kullanmıyorsun. Benim fıtratımı bozmadın, sana asıl teşekkürü ben ediyorum ve orucu farz kılan Allah’a da hamd ediyorum.”

                “Ben olmasam sen yok gibisin meğer / Bir bakışım bütün bir dünyaya değer.”

                Anladım bu ses gözümden geliyordu. Devam etti:

                “ Beni yaratılışım doğrultusunda kullanarak fıtratımı bozmadın. Kendi içinde adaleti tesis ederek bütün organ kardeşlerimi rahatlattın ve bize gerçek özgürlüğü tanıttın ve tattırdın. Allah da senin özünü gür etsin. Harama baktırarak içimi kanatmadın. Bilesin, yarın sana dost olarak yaklaşacak ve lehinde tanıklık yapacağım.”

                Bütün organlarım hep bir ağızdan gürlediler:

                “ Hepimiz de hepimiz de senin lehinde tanıklık edeceğiz; çünkü sen, bizim yaratılışımızı bozmadın, bozgunculardan olmadın! Bizi bize tanıttın, bizi bizimle bırakarak! Vücudumuzun dengesini sağladın. Tıp, vücudu dengede tutma sanatıdır, sen bunu başararak kulluğumuzu uyum içinde yapmamıza vesile oldun.”

                Göz devam etti sözüne:

                “ Bize eziyet etmedin ve asıl nurumuzu karartmadın. Sen iyi bir lidersin, kendini yönetmesini biliyorsun. Oruç gibi kutlu bir ülkenin üzerinde bulunan beden şehrini güzel idare ediyorsun. Bizi bozmadığın için hain ve katil değilsin!”

                Şaşırmıştım! “ Hain” ve “Katil” kavramları geçince sendeledim! Gözümün sözcülüğünde bütün organlarım konuşuyordu:

                “ Evet, hain ve katil. İnsan eşini aldatır, ona ihanet eder. Hem zinanın bataklığına gömülür, hem eşini küçük düşürür, sevgi bağlarını koparır ve ailesini, yuvasını yıkar. Bu bir haindir; çünkü nikâhta verdiği sözü tutmamıştır. Allah’a kulluk için yaratılan insan, O’na kulluktan kaçınıyorsa peki bu nedir? Yaratılışta O’nu Rab olarak kabul eden insan sonradan yan çiziyorsa bu nedir?

                Dil araya girdi:

                “ Nice yalanlara alet oldum bir bilsen. Ticaretinde aldatmıştır, sözünde durmamış aldatmıştır ve hepsinde de beni aracı kılarak kanlar içinde bırakmıştır! Bütün bunlar ihanet değilse, nedir?”

                Peki, “katil” de nedir?

                “ Katil mi? Fitnenin, fesadın, iftira ve yalanın taşıyıcısı olmuş; insanları aldatarak nice canların toprağa düşmesinin nedeni olmuş, şeytan gibi hep ıslık çalarak gezinmiş, ayak bastığı yerleri kurutmuş bir fitne o. Hani “Fitne katilden beterdir.” diyen Sevgili’nin sözünü duymadın mı? Ne kadar doğru demiş”

                Elim elini uzatarak seslendi:

                “ Gel seninle bir tokalaşalım, beni harama dokundurtmadığın için sana çok teşekkür ediyor ve orucu farz kılan Allah’a da sonsuz hamd ediyorum.” dedi.

                Vücudum benimle konuşmak için ayaklanmışken ruhum devreye girdi ve konuştu:

                “ Asıl ölümsüz olan benim ve beni bozmadığın için de sana minnettarım. Beni dengede tutmakla kalmadın, asıl gelişimimi sağladın ve İnsanı Kâmil yaptın. Yaratılışımın sırrına erdirdin. Sen gerçekten iyi bir eğitimcisin. Benim gıdalarımı noksansız bana verdin. Beni, önce iman ederek canlı ve diri tuttun. Sonra namazla, oruçla ve diğer ibadetlerle dengeli gelişimimi sağladın. Sen hain değil, kutlu bir kulsun. Sana teşekkür ederken, Rabbime de hamd ediyorum, beni sana emanet ettiği için.”

                Bir ses içimde yankılanıp durdu:

                “ Yarın hainlere, kendilerine ihanet edenlere merhamet edilmeyecektir; çünkü onlar zalimlerden olmuşlardır. Emanete ihanet etmeyenler de üzülmesinler, onlar için sonsuz nimetler vardır.”

                Benim elim, benim, dilim, benim gözüm, benim kulağım… Pekiyi ben kimim?

                Ruhum gülümsedi:

                “ Yalnız değilsin, korkma!”

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40