21 Mayıs 2012 Pazartesi
Rize21 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yolda doğum yapan kadınlar
02 Kasım 2008 Pazar 07:44

Yolda doğum yapan kadınlar

Her şey Elevit'te yol kenarında şahit olduğu o doğumla başladı. 'İfakat', yani 'doğum sancısı' adını taşıyan belgeseli yine bir Karadenizli çekecek.

Yol kenarında doğum yapan kadın hikâyelerine Karadeniz'de çok rastlanır. 1970'li yıllarda bile yaşanan bu olayların günümüzde birçok tanığı var.

Trabzonlu Orhan Tekeoğlu da bu isimlerden. Tekeoğlu, bir gün çocukluğunu geçirdiği Elevit yaylasına çıkan yolda bir kadına rastlar. Karnı burnundaki kadın, sancısı gelince hemen oracıkta mola verir ve kendini bu sancıya teslim eder. Kısa bir süre sonra ise çocuğunu kucağına alır, sepetine koyar ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder. Çünkü evden, yaylada ot kesmek üzere çıkmıştır. Geri dönmek gibi bir şansı yoktur.

Çocukluğunda tanık olduğu bu olaydan çok etkilenen Tekeoğlu, Karadeniz kadınının bitmeyen çilesini anlatan bir belgesel çekmeye hazırlanıyor. Belgeselin adı 'İfakat', yani doğum sancısı...

Herkes bilir ki, aslında Karadeniz kadınının öyle çileli bir imajı yoktur. Komiktir, eğlencelidir, umut doludur, aynı zamanda da çok çalışkandır. Türk sinemasına da bu yönleriyle yansır.

Hamsiköy'ün güzel kızı Güllü'nün bu imaja katkısı büyük. Tekeoğlu, "Oysa bu imajın arkasında yatan bir dram, acı ve keder vardır. Bunun üstü hep örtülür, görmezlikten gelinir. Biz bu perdeyi aralamak için yola çıkıyoruz." diyor.

Belgeselin çekimleri ilkbaharın ilk günlerinde başlayacak. Yani yoğun iş temposunun başladığı zamanlarda...
Tekeoğlu, kamerasını önce 'toprak kaldıran kadınlara' çevirecek. Kışın yağmur ve kar nedeniyle dik yamaçlardan aşağıya inen topraklar, ilkbaharda kadınlar tarafından sepetlerle doldurularak tekrar aynı yere taşınır.
Toprak kaldırma adı verilen bu olay, kadınların çileli yolcuğunun ilk adımıdır. Daha sonra onlarla birlikte mesire yerlerine, en son ise yaylaya çıkacaklar. Kah şenliklere katılacak kah yaylada kış için yapılan hazırlıkları kaydedecekler.

Tekeoğlu, "Türkiye'de kadın olmak çok zor, ama Karadeniz'de kadın olmak daha da zordur. Erkeği genelde gurbetçidir, evin tüm yükü kadının üzerindedir. Kaynanasının kaynanasıyla bile aynı evde oturanlar var ki, gel çık işin içinden. Kader dedikleri bu işte. Biz burada yüzyıllardır süregelen bir yaşam biçimini anlatmaya çalışacağız. Görseli ve konusu çok sağlam bir belgesel olacağına inanıyoruz." diyor.

Orhan Tekeoğlu, ilk kez bir belgesel çekiyor. 20 yılı aşkın süre basın sektöründe çalışmış. Türkiye'nin ilk borsa muhabirlerinden. Borsa, endeks, hisse senedi, lot, spekülasyon, manipülasyon diye uzayıp giden ekonomik terimler arasından hayatının elinden kayıp gittiğini hissedince istifa etmiş.

"Oysa benim özlediğim şeyler yeşil vadiler, rüzgâr, yağmurdu. Yani doğa. Entrikalardan, oyunlardan, yalanlardan ve ikiyüzlülükten uzakta kalmak istiyordum. Önce yapacağım işin hayalini kurdum, sonra Milliyet'ten ayrıldım." sözleriyle anlatıyor bu durumu.

Sevinç ÖZARSLAN (Zaman)

Okuyucu Yorumları
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Toplam 5 yorum.
  • nurten03 Kasım 2008 Pazartesi 11:13*

    ne yapsın yöre halkı tarım ve hayvancılık ön planda bölgemizde.Her iş bireyin kendine bakınca da hayat ve yaşadığımız çevre şartları Karadeniz kadınını daha dayanıklı, atılgan,gözüpek,becerikli,kendi çulunu çamurdan kendi çıkaran yaptı..erkek gibidir bizim kadınlarımız...

  • emrah turan03 Kasım 2008 Pazartesi 09:05terbiyesizler

    çok terbiyesizsiniz ya bir görse yolda

  • haluk ferah02 Kasım 2008 Pazar 12:20maço

    nazz hanım acaba siz poşetlerinizi eşinizemi taşıtıyorsunuz neden bu haber okadar zorunuza gıttı.bu zaten bır belgesel konusu anlayacağınız bu sadece bir belgesel olacak kızmayın dimi

  • NAZZZZ02 Kasım 2008 Pazar 10:31ÇİLE NEKİ BİZ FEDAKARIZ

    WALLA KARADENİZ KADINI ÇALIŞKAN VE FEDAKARDIR. KARADENİZ KADINI EŞİNE MİNNET ETMEYENDİR BUNU ASLA ÇİLE DİYE ADLANDIRMAK DOĞRU DEĞİL KADINLARIMIZIN FEDAKAR VE KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURMA ÖRNEKLERİDİR BUNU HERKES GÖRSÜN ŞEHİR SOSYETELERİ GİBİ PAZARA ÇIKTIKLARI ZAMAN POŞETLERİNİ KOCALARINA DEĞİL PAŞA GİBİ KENDİLERİ TAŞIRLAR BENCE ONU ÇİLE DİYE DEĞİL MİNNETSİZ FEDAKAR VE ÇALIŞKAN KARADENİZ HATUNLARI DİYE ADLANDIRMALI DİMİ.....

  • laz02 Kasım 2008 Pazar 08:03çalışmak ibadettir

    yapılan işlere çile olarak bakarsan,çilesi olmayan ne varki dünyada.bu belgesel bir çile olarak dram olarak çekilirse bunun altında başka sebepler vardır bence.ama karadeniz kadınının yiğitliği civanmertliğini ortaya koymak açısından çekiliyorsa güzel olur.karadeniz kadını her türlü durumda dimdik ayaktadır.çocuklarına güzel örnek olur.çalışmak nedir ki şerefiyle yaşaktır esas olan

  • MANŞETTEN DÜŞMEYENLER

    ANALİZ
    ÜYE İŞLEMLERİ