Bu vadiler bizimdir; bizim kalacak
Artık konuşma zamanı
“Bu vadiler bizimdir; bizim kalacak.”
Bu cümle bir slogan değil, bir itirazdır. Ancak eksik bırakılmış bir itirazdır. Çünkü bu vadiler yalnızca bizim değil; bize Allah’ın emanetidir. Ve unutulmamalıdır ki, Allah’ın vadisi olduğu gibi bir de vaadi vardır…
Çok sustuk. "Çıkıntılık yapmayalım" dedik, "Akıldanelik yapmayalım" dedik. Ancak vadilerimizin içler acısı hâli, artık bizi konuşmaya, söz söylemeye zorlamaktadır. Bardağı taşıran son damla çoktan düşmüştür.
Ruhsatsız yapıların yıkılmaması için yapılan eylemlerde atılan “Bu vadi bizimdir” sloganı, samimi bir feryadı dile getiriyordu. Evet, samimiydi; fakat gerçeği eksik söylüyordu. Çünkü bu vadiler, Allah’ın rızasına aykırı işlere razı olunabilecek sahipsiz alanlar değildir.
Memleketimde birçok beldeyi ve yöreyi turizm ifsat etmiştir. Şehirlerin kimlikleri yağmalanmış, köylerin ahlakı bozulmuş, mahallenin aydınlık yüzü karartılmıştır. Elbette turizme kökten karşı olmak akılcı da gerçekçi de değildir. Biz, otantik turizme karşı değiliz; aksine, değerleri koruyan turizme sonuna kadar “evet” diyoruz.
Ancak birkaç TL dünyalık uğruna, birkaç dakikalık haz uğruna; bölgemizi, kültürümüzü ve ceddimizin bize bıraktığı emaneti peşkeş çekmek turizm değil, talandır.
Atalarımız bu vadilerde, deyim yerindeyse, karıncayı incitmeden yaşadı. Ağaç kesmeye giderken baltalarını mendille bağladılar ki taze fidanlar incinmesin. Bugün ise etkinlik ve turizm adı altında yapılan hoyratlıklar, bu vadinin ruhunu ve bu topraklarda yaşayan geçmişimizin hatırasını yaralamaktadır.
Değerlerimize ve kültürümüze kast eden her bir adım dünya ve ahiret cehennemine döşenen kilometre taşıdır. Paganizmden kalma yortuların hortlatılmasına razı değiliz. Turizm canlansın, köyler hareketlensin bahanesiyle; mezrada, yaylada, nehirlerimizde, bungalov önlerinde anadan üryan görüntülere razı değiliz. Çay biçerken bahçe aralarında mayolu, bikinili manzaralarla karşılaşmak istemiyoruz. Çünkü bu faaliyetler yalnızca yöremizi değil; mahremiyetimizi, inancımızı ve kültürel hafızamızı da kirletmektedir. Her damlası bir şükür vesilesi olan derelerimizi bu necis işlerle kirletmeye gönlümüz razı değildir.
Bir yeri yalnızca “tüketilecek bir meta” olarak görmek, o yerin ruhunu ve hafızasını yok etmek demektir. Kültürel mirası ve doğayı koruyarak yapılan turizm, sadece ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda bir haysiyet ve emanet bilinci meselesidir.
Bu noktada başta köy muhtarlarımız olmak üzere, üzerine vazife düşen herkesin sorumluluğu vardır. Sessizlik de bir tercihtir ve bu tercihin vebali ağırdır. Köylerimizin kimliği ve haysiyeti omuzlarınıza yüklenmiş bir emanettir. Bu sorumluluğu yerine getirmekle mesulsünüz.
Gidişat iyi değildir; vahimdir.
Gün gelir, parayla onaramayacağımız hakikatlerin altında hep birlikte kalırız.


YAZIYA YORUM KAT