ÇOCUKLARIMIZA NE OLDU BÖYLE?
“Rabbimiz! Bize yüzümüzü güldürecek, gözümüzün aydınlığı olacak eşler ve çocuklar bahşet. Ve bizi günahtan sakınanlara öncü eyle.”(Furkan: 25/74)
“Ortada bir başarı varsa sahiplenen çok olur. İlgili ilgisiz herkesin o başarıda kendince bir payı vardır. Ama bir başarısızlık/düşüş/ yıkım/hayal kırıklığı varsa kimse üstüne almaz.
Kendi suçunu gizlemek için avazı çıktığı kadar bağırır. Hey suçlular! Çıkın ortaya!...”
Sizleri İmam-Hatip Dursun TEKİN hocamızın yazısıyla baş başa bırakıyorum.
“Çoluklarımıza; rahmet-i Rahmana kavuşan öğrencilerimize ve öğretmenimize Allah'tan rahmet diliyoruz. Rabbim bir daha böyle bir elim olay ülkemize, diyarı İslam'a yaşatmasın inşallah…
Maalesef eğitim kurumlarımız, ‘ikinci evlerimiz olan mekteplerimiz’ bu tür menfur olaylarla anılmış durumdadır.
Hepimizin şöyle takkesini önüne koyup başka tarafı suçlamadan sağduyulu bir değerlendirme yapma zamanı çoktan gelmiştir. ‘Şu niye böyle yapmadı, şu önlemler alınmadı, öğretmen böyle yapmalıydı, veli şöyle olmalıydı, yöneticiler şu şu önlemleri almalıydı’…
Elbette bunların hepsi doğru, hepsi yerinde. Ancak bugün hepimiz yaşanan bu elim hadise ve benzerlerinde kendimizi de içine alacak bir değerlendirme yapmak durumundayız.
SIKINTI NEREDE?
Maalesef mevcut eğitim sistemimizin çok büyük çıkmazları var. Maneviyattan bu kadar yoksun, sadece teknik ve görsel üzerine kurulan bir eğitim sistemi ister istemez büyük arızalar verecektir ki bu bugünün değil, ta dünden beri aslında alarm seslerini veren bir şeydi.
Bugün bir patlaması oldu. İnşallah temennimiz, niyazımız, duamız tekrarı olmaz. Evet. Dinimizin ilme, ilim adamına, mektebe, okumaya, kitaba, kaleme ne kadar değer verdiğini malum hepimiz biliyoruz. Zümer suresinde: “Hiç bilenle öyle bilmeyenler bir olur mu?” buyuruyor Yüce Rabbimiz. Yine Efendimiz Aleyhisselatü Vesselem: “Beşikten mezara kadar ilmin peşinde olunuz” diye buyurmakta…
İlim deyince, ilmi sadece teknik duruma indirgersek, ki bu çağa ‘bilgi, bilge çağı’ deniyor hata yapmış oluruz.
‘İnsan çünkü bir alet değildir, ayettir.’ Ayet malum biliyorsunuz Kur'an-ı Kerim'in en küçük parçasına da ayet deniyor. İnsan da bir ayettir. Ayetin kelime manası; işaret, alamet, delil gibi manalarda ifade ediliyor. İnsanın temayülleri/eğilimleri, Allah'ı işaret etmiyorsa, hakikati işaret etmiyorsa, insanlığın ihyasını işaret etmiyorsa demek ki bir yerde aksaklık vardır. Yani ‘biz insanı bir alet, bir robot’ olarak göremeyiz.
Maalesef modern çağın en büyük hastalıklarından biri de budur. Bilgi çağı diyoruz ama bilginin ruhundan bu kadar yoksun nasıl kalabiliyoruz? Bunun üzerine fazlasıyla kafa yormamız gerekmekte. Evet, ‘Google malumat kaynağıdır ancak hikmetin kaynağı değildir.’ Hikmetin kaynağı kitaptır, güzel bir dosttur... Bir sözdür veyahut pirifanidir. Manevi bir ortamdadır, manevi bir mekanda, bir doğa gezisindedir hikmet…
Bugün ödevlerimizi malum yapay zekayla, işte Google dedeyle falan vesaire bir şekilde çözebiliyoruz.
Zekâ, evet ve üstün zekâ…
Çocukların sadece zekâsını ön plana çıkarmak değil, ‘fıtratında olan o güzelliği ön plana çıkarmaktır aslında eğitim.’ Her insanın fıtri olarak yapısında ne vardır? Bu güzellik vardır.
‘Bir nar enerjisi, bir de nur enerjisi yayar insan.’ Nar enerjisi ardında kül ve yıkım bırakır. İşte bugün maalesef ortaya çıkan sonuç gibi. Nur enerjisi ise ardına bir değer bırakır. Yani her insanda bir nar ve nur vardır. Nefis olarak bu nar çok tetiklenen bir durumdadır.
ÇÖZÜM NEREDE?
Elbette ki bu çocuklarımız masum, yani temiz ama etraftan; aileden, sosyal medyadan, çevreden, bu küresel yapıdan, modern çağın -hayatımızı kolaylaştırdı ama ruh dünyamızı çok kirletti- getirdiği şeylerden çok fazla etkilenmekte. Elbette bunlardan tamamen uzaklaşamayız. Bunları nasıl izole edebilirize bakmak lazım.
İlk olarak, ‘aile hayatımıza odaklanmalıyız.’ Aile burada çok önemli değerli dostlar. Aileyi İhmal ederek, aileyi yok sayarak; anne babayı bir tarafa iterek asla ve asla bu mevzuyu çözemeyiz.
İkincisi, ‘eğitim müfredatımızı gözden mutlaka geçirmeliyiz.’ Bugüne kadar çok şey yapıldı ancak yeterli gelmediği ortada.
Üçüncüsü, ‘öğretmen sacayağımızdır.’ Sadece teknik bilgi veren, sınıfa giren, çıkan, klasik bir devlet memuru edasıyla değil; empati yaparak, kendi çocuklarımıza nasıl ilgi alaka gösterilmesini istiyorsak, başkalarının çocuklarına da aynı ilgi alaka gösterebilmeliyiz.
Veliler olarak sadece kendi çocuğumuzu önceleme yanlışına düşmemeliyiz. ‘Benim çocuğuma asla hiçbir şey söylenemez’ anlayışıyla değil, kesinlikle ve kesinlikle empati yaparak işi götürmeliyiz. Evet, hata olmuş olabilir, konuşarak, durumun detayını öğrenerek mevzuları çözmeye çalışmalıyız. Yoksa her eline bıçak alan, her eline silah alan, her gücü yeten diğer insanlara bunu yapmaya başlarsa, okulda eğitim olmaz. Birbirini dövme, birbirini kırma, dökme noktasına geliriz ki, kimse bunu tasvip etmez sanırım.
Eskilerimiz ne güzel söylerler: ‘Öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır.’ Ne olur? Öfkeyle hareket etmeyelim. Şefkat ve merhameti kuşanmaya çalışalım değerli dostlar.
Amacımız yine eskilerin güzel bir tabiriyle: ‘Kıl düzeltmek değil, huy güzelleştirmek’ olmalıdır. Yani böyle günübirlik şeylere çok takılmamak lazım. Çocuklara güzel erdemi nasıl verebiliriz de bakmak lazım.
Son dönemde evet değerler eğitimi adı altında çok güzel faaliyetler yapılıyor. Ama bunları sadece bir görselden ibaret görmemek lazım. Sadece bir fotoğrafla bakmaktan ibaret görmemek lazım. İlgi ve alakayı sadece bir döneme, bir derse indirgememek lazım. Gücümüz nispetinde bunu devamlı hale getirmek lazım.
SONUÇ OLARAK
‘Maddi ve manevi eğitim birlikte verilmelidir.’ Çünkü tek kanatla bir kuş uçamadığı gibi insan da ikisinden biriyle kendini gerçekleştiremez. Bedeni bu kadar doldurduğumuzda, beyne bu kadar yükleme yaptığınızda; kalbi ve ruhu ihmal ettiğinizde maalesef ruhsuz yetişen nesil başta kendini, sonra çevresini fazlasıyla yaralayacaktır ki, yaşadığımız örnek bunun herhalde en büyük göstergesidir.
Yine ‘insanın dünyada iki temel görevi vardır: Bunlardan biri iç dünyasını düzene sokmak, diğeri tabiatı şekillendirmek. Modern akıl, yani özellikle Fransız ihtilali ile birlikte başlayan bu akıl, tabiatı şekillendirme konusunda çok büyük mücadele verdi ve çok önemli mesafeler de aldı. Hepimizin de hayatımızı kolaylaştırdı.
Ama bu birincisi var ya, iç dünyasını düzene sokmak noktasında epeyce zorlanmaktadır. Kalbi ve ruhu huzura kavuşturmada sınıfta kalmıştır.
Yani bir öğrenci, sadece öğretmen korkusu demeyelim de yani ‘öğretmen disipliniyle’ hakikate ulaşamaz. Evet, disiplin kesinlikle olmalı, öğretmen disiplini, polis korkusuyla böyle gündelik, kontrollerle bir yere kadar frenleyebiliriz.
Görünmeyenle; ‘görünmeyen ama her daim var olanla,’ disiplin tam anlamıyla sağlanabilir. Bize hayat verenle bağlantımızı doğru, düzgün ve makul düzeyde eğer ayarlayamazsak, değerli dostlar, sadece tabiatı şekillendirmek kimseye fayda getirmez.
Şekillendirdiğimiz bu tabiatı, iç düzenini düzene koymayan insanlar maalesef tarumar edecektir ki Gazze örneği bunun canlı şahididir. Evet, insanlar teknik olarak çok büyük imkanlara sahipler. Ama bunu insanlar öldürmek için kullanıyorlar. Öldürmeyi de zevk alarak yapıyorlar.
Hâlbuki insan ‘ancak Rabbiyle mutmain; onun varlığını, rahmet ve merhametini yüreğinde hissetmekle mutlu olur.’ Rabbinin kullarına hizmet etmekle, Rabbinin yarattığı diğer varlıklara hizmet etmekle huzurlu olur.
Bir çocuk doktor, mühendis, avukat olamayabilir. Çoban olsun yeter ki insan olsun. Hayvanlarını güzel otlatması, hak hukuka riayet ederek bu görevi ifa etmesi, onlara güzel muamelede bulunması ve onlardan istifade etmesi yeterlidir.
Temizlik görevini yapan kardeşimiz, bu görevi, “insanlara hizmet eden insanların efendisidir’ anlayışıyla yaparsa insanlığını kâmil manada ifa etmiş olur. Onun durumu ve konumu aşağıda değildir.
Hedefimiz ve önceliğimiz ‘iyi bir insan, şuurlu bir Müslüman’ yetiştirmek olmalıdır. Kabiliyeti olan zaten bu arada bir şekilde sıyrılıp çıkacaktır. Yani illa da çok büyük yüklemelere gerek yok değerli dostlar.
Rabbim bütün ümmet-i Muhammed'in çocuklarını ve bizim çocuklarımızı korusun inşallah. Gerçekten zor bir süreçten geçmekteyiz. ‘Beden sağlığını tabipten, gönül sağlığını Habib'den’ öğrenmeliyiz. Habibi Kibriya olan Resulullah Aleyhisselatü Vesselam'ın çocuklara olan tavrını, yaklaşımını rehber ve önder edinmeliyiz. Rabbim işlerimizi kolay kılsın. Hepinize hayırlı günler diliyorum.”


YAZIYA YORUM KAT